​ Mekanlar... İlişkiler... / Kent Yaşamı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '07

 
Kategori
Kent Yaşamı
 

Mekanlar... İlişkiler...

Mekanlar... İlişkiler...
 

Oran şehriyle ilk ilişkim, o zamanki sevgilim aracılığıyla başlamıştı. Bu kişi, şu anda 20 yıllık kocam olduğuna göre 1986-87’lerden söz ediyorum. Son otobüs Kızılay’dan gece saat 11’de kalkardı. Dolmuş ise Çankaya son durağa kadar çıkardı ancak.

Çankaya-Oran arasındaki, şu andaki Turan Güneş bulvarı, askeri lojmanlar dışında gecekondularla doluydu ve yol o kadar kötüydü ki doktor olan ablam bu yol yapılmadan hamile kalmamamı, aksi halde çocuğumu düşürme tehlikesi ile karşı karşıya kalacağımı söylerdi gülerek.

1995 yılına kadar Oran’ın değişik köşelerinde yaşayıp değişiklikleri gözledik. Önce villalar yapılmaya başlandı, ardından çok katlı apartımanlar, milletvekili lojmanları yapıldı. Yoldaki bütün gecekondular yıkılmaya, “çöp öğütme sistemli” daireler yapılıp satılmaya başlandı. Yıldız-Oran arasındaki trafiğe paralel koşu ve bisiklet parkurları yapıldı. ODTÜ ormanına girişe yasak koymaya çalışıldı, artık o kadar pisletiliyordu ki... Plansız, programsız, denetimsiz kentleşme denen şeyin ne olduğunu ve bunun sosyal yaşamı nasıl etkilediğini gözlerimizle gördük.

Yeni evliydik. Evimize kira ödemiyorduk. Çünkü bir kitabevi sahibi bayan ve eşi eşime evi, bir odada kitaplarının kalması ve eşimin yakıt parasını ödemesi koşuluyla vermişlerdi. Biz evlendikten sonra da kitapları boşaltmışlar ama borçlarımızı ödeyene kadar aynı koşullarda oturabileceğimizi söylemişlerdi. O zamanlar böyle insanlar yaşıyordu ülkemizde. Evimizin salonu bahçeye açılıyordu. Bahçede, tadını hala anımsadığımız nefis bir can eriği ağacı vardı. Baharda pencereyi açtığımızda, çiçekleri burnumuza değerdi. Ağacı kesmişler şimdi. Anlayabilmek mümkün değil.

Kışın çam ağaçlarının dalları, karın ağırlığından yere değerdi. Gece eğer herhangi bir ışık varsa, ay ışığı gibi mesela, çam ağaçlarının üstündeki karın ışıltısını evin bütün ışıklarını kapatıp seyrederdik. Şimdi en azından bizim bahçemizdeki çam ağaçları da azalmış. Geçen gün kızımla ziyarete gittiğimizde çok şaşırdık. Artık çim bahçeler moda olsa gerek.

Arabamız yoktu. Dolmuş yoktu. Ama hep birileri bizi alıp bir yerlere kadar bırakırdı. O kişiyi tanımanız filan gerekmezdi. Daha sonra arabamız olduğunda, biz de bu geleneği sürdürmeye çalıştık ama artık bozulma başlamıştı.

Arkadaşlarımız bize gelir, ormana yürümeye giderdik. Ormanda o kadar çok çiçek ve hayvan olurdu ki. Şimdi onlar da küsmüşler artık. Bir arkadaşımızın 4 yaşındaki kızının, şimdi endüstri mühendisi oldu, “kuş sesleri, ovalara yayılır” diye şarkı söyleyip dansetmesini unutamıyorum, çünkü orman gerçekten bu duyguları yaratıyordu insanda, sadece 20 yıl önce.

Bir “çarşı merkezi”miz vardı. Yanyana birkaç dükkan..Gereksinmeler, şehirden halledilememişse oradan alınırdı. Sonradan bir de büfemiz olmuştu. Şimdi bütün zincir marketler oraya da şube açmışlar.

Eski bir evdi evimiz, rutubetliydi ama kendine özgüydü. O evde ben hayal kurabilirdim. İnsana hayal kurduran bir evdi. Kızımı o evde dünyaya getirdim. O ilk adımlarını o bahçede, o erik ağacına tutunarak attı. Evden ayrılırken hepimiz ağlamıştık.

Annem ya da babam 1930’ları anlattığında durumu anlamak daha mümkün görünüyor ama ben sadece 20 yıl önceden söz ediyorum, 70 yıl değil.

Ve hangisi önce bozuluyor bilmiyorum.

Mekanlar mı, ilişkiler mi...

 
Toplam blog
: 13
: 1247
Kayıt tarihi
: 04.10.07
 
 

Neredeyse 50 yaşıma kadar şehrin hep "yukarısında" yaşadım. Alışveriş merkezleri, kafeler, "şık" mek..