- Kategori
- Edebiyat
Mektup derin maviden ilhamla

Canım benim:
Şöyle oturup bir kış akşamında soğuğa inat mektup yazmak.. Gözümü alan kağıdın beyazlığı. İnce, uzun, zarif kalemin ağrıyan parmaklarımda raksedişi. Gençliğimde gözleri gülen kız diye iltifat edilen gözlerimde, okuma gözlüğü.. Ne kadar özlemişim.
Sen gideli yıllar geçti.. (böyle bir şarkı vardı.) Ama sen her tökezlediğimde geri geliyordun nedense? Gerçekle uzaklaştıkça maneviyatla daha çok yakınlaştık seninle. Dalları paramparça olmuş bir sevgi ağacı durmadan serpildi gönlümde. Ve karşılaştığım her sevgisizlikte daha çok direnen bir ümit.. İçimde biryerlerde hiç büyümeyen çocuğun şafakta hep güneşi beklemesi.
Çocuklar dedimde, Allah'ın yardımıyla büyüdüler çok şükür. Hayatın içinde hayatla mücadele ediyorlar. Ama hiç büyüyemiyen, ya da anlamadan büyüyen çocukları düşününce gölgeler kaplıyor yüreğimi. Hani bizim gençliğimizde ümitle, güvenle baktığımız gelecek, geleceksiz halde yerlerde sürünüyor. Önemli olan sevgi, saygı, parada neymiş diye büyüttüler ya bizi... Ve sevgi aşk için dünyayı alırdık ya karşımıza. Uçtu, gitti! Boşalan yerleri de hemen para, güç, iktidar gibi birşeyler doldurdu.
Ah, birtanem hayallerimiz ne güzeldi bizim. Ama gerçekler şimdi o kadar çok yakıyor ki canımı, canımızı. Dünyanın, ülkemin uzun yıllardır yazılan hikayesinde bizim gibilere ne kadar yer kaldı bilemiyorum? Ama olsun. Ben hala bir çocuğun gülüşünde, bir çiçekte, bir dost bakışta mutlu olmayı unutmadım. Merak etme benim gibi unutmayanlar var daha.
Sığındığım tek gerçeğim SEVGİ VE SAYGI. Gerçek sevgiyle seven bir annenin, babanın, çevrenin sevmeyi bilen bir çocuğu olacağı. Seven bir adamın karısını, çocuğunu hırpalamıyacağı. Ülkesini, insanını seven bir liderin adil olacağı ve gerçek sevgi taşıyan kalplerin yarına güzel bir dünya için savaşacağı bilincini kaybetmeden.
Of; birtanem bu yaşa geldim görüyorsun ben hala nerelerdeyim. Halbuki hayatının çoğunu acımasız gerçeklerin ağırlığında geçirmiş bir insanın, biraz olsun akıllanması lazım gelirdi. (diye düşünmeyeceğini o kadar iyi biliyorumki)
Dışarda kar yağıyor. Hava soğuk. Sıcacık odamda ağrıyan elimde vefalı kalemim sana yazıyorum. Aşı, sobası, ekmeği olmayan insanların ağırlığı içimde bir yerleri acıtıyor. Acıyan kalbimi alıp sevgiyle birbirini saran hayali insanların kucağına bırakıyorum yavaşca. Hayalle gerçek birbirine karışıyor. Yüzler beliriyor sevgiyle bakan. Gülümsüyorum içimi sıcacık duygular sarıyor. Aşka sevgiye dair bir şiir geçiyor içimden. Sana veriyorum saklıyorsun... Bizim olanların arasına.
Boş ver hayalci desinler Başka bir şiir yazıyorum.. Ve sana ithaf ediyorum bunu, çocukları ve çocuklarını ne kadar çok sevdiğini bildiğimden.
Tan yerinde güneşi bekler çocuklar,
Doğar güneş, ışığında hayatın ağırlığı
Büyükler hayata dair birşeyler yaparlar
Çocuklar güneşi gördüler ama ısıtmıyordu ışığı
Çocuklar güneşli eller istediler güvenle uzanan
Eller evler yaptı onlara güvenli olmayan
Işık istedi çocuklar yolları aydınlatacak
Çocuklar uzun yollar yürüdü sevgiye varmayacak
Büyür çocuklar unutur güneşi beklediği tan yerini
Yaşamın içinde gecelere esir yaşar Güneş doğar, batar biteviye
Ama hala tan yerinde güneşi bekleyen çocuklar var
Cansın Erol