​ Melankoli / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '08

 
Kategori
Psikoloji
 

Melankoli

Melankoli
 

RESİM:ALINTI"


MELANKOLİ


“Beni en güzel günümde
Sebepsiz bir keder alır
Bütün ömrümün beynimde
Acı bir tortusu kalır

Anlayamam kederimi
Bir ateş yakar tenimi
İçim dar bulur yerini
Gönlüm dağlarda dolanır

Ne bir dost, ne bir sevgili
Dünyadan uzak bir deli
Beni sarar melankoli
Beni sarar melankoli

Ne kış ne yazı isterim
Ne bir dost yüzü isterim
Hafif bir sızı isterim
Ağrılar, sancılar gelir

Yanıma düşer kollarım
Görünmez olur yollarım
En sevgili emellerim
Önüme ölü serilir

Ne bir dost, ne bir sevgili
Dünyadan uzak bir deli
Beni sarar melankoli
Beni sarar melankoli”

Tam da şarkıdaki gibi hissediyordu kendini kadın. Yorgun bedenini bırakmıştı şarkıyla beraber koltuğun üzerine bir külçe gibi. Gözleri kapalı dinlemişti şarkıyı sonuna kadar. Sanki kendisini anlatıyordu bu sözler. Yüreğinde hissettiği büyük kırgınlık mı sürüklemişti Onu bu melankolik ruh haline. Yoksa artık sabredemiyor muydu hüsrana uğramış yüreği. Parmağındaki mavi taşlı yüzüğe dokundu. Bu yüzüğü kabul edip de ince uzun parmağına taktığı gün nerden bilecekti ölüm fermanını imzaladığını aslında. Yaşamını kendi elleriyle esir edeceğini katlanmak zorunda bırakıldığı bu hayata.


Yıllar yılı küçük avuntularla yakalamaya çalışmıştı mutluluğu. Kandırmıştı benliğini. İnanmak istemişti kendi seçiminin bu kadar canını yakmayacağına. Aslında yanıldığını kabul etmemekti derdi. Bu yüzden şikayet edemezdi kimselere, paylaşamazdı yüreğini sarmalayan kaosu.Çıkmaz sokaklarda hep bir başına dolanır dururdu. Allah muhafaza ya birinin kulağına giderse hissettikleri… Ne derdi vaktiyle Onu uyaranlar. Kendi edip kendi bulmamış mıydı şimdi şikayetçi olduğu ne varsa.


Oysa ne küçücük şeylerden mutlu olabilirdi. Mesela şehirlerarası bir otobüsün herhangi bir koltuğunda başını omzuna dayayarak yolculuk yapmak isterdi eşinin. Elini omzuna dolamasını. Güvende hissedecekti o zaman kendini. Sabahları öperek uyandırsaydı onu. Her zaman değil ama arada bir yapsaydı bunu ne olurdu sanki ne kaybederdi koca adam. Sevilmekti tek derdi kadının. Nasıl da açtı sevgiye. İçinde kocaman bir açlık vardı. Bu açlığın adı sevgisizlikti. Arada bir dile getirmek istese “sevdiğimi anlamıyor musun “derdi eşi ve kestirip atardı. Düğüm düğüm olurdu o zaman kadının boğazında kelimeler… Küskünlüğü artardı. Nerden anlayacağım ki derdi kendi kendine benim sihirli kürem mi var. Hem her insanın sevgi anlayışı farklıdır… Bir kitapta okumuştum bunu. Kimi insan dokunulmaktan hoşlanır kimi sevildiğini duymaktan, kimisi sürprizlerden… Ah be insafsız koca adam sende bunların hiç biri yok. Ne olurdu bana bir kaç satır aşk mektubu yazsaydın. Hani söylemek zorsa yazsaydın. Yazsaydın da o satırlarla avunsaydım içim çok daraldığında. Farkında değilsin ama azar azar yok ediyorsun beni. Melankolik bir ruh haline bürünmemin sebebi sevgisizlik en çok da sensin. Senden aldığım yegâne hediye bu mavi taşlı yüzük… Ve aldığıma yüzlerce kez pişman olduğum evlilik kararı.


Sebepsiz değildi Onu bu hale sürükleyen kaderin ta kendisiydi. Ama yapabilirdi işte değiştirebilirdi kaderini… Süpürüp atabilirdi yıllardır beyninin kıvrımlarına yerleşen sevgisizliğe, yalnızlığa ait yapışıp kalan tortuları.


Ve…


Düşüncelerinden sıyrıldı kadın. Çıkardı parmağı kadar yüreğini de sıkan mavi taşlı yüzüğü, bıraktı konsülün üzerine. Döndü son bir kez baktı hayatının büyük ölçüde yok olduğu bu eve… Köşe bucak melankoli yerleşmiş duvarlara. Pembe mantosunu geçirdi üzerine sonra. Kaldırdı yakasını mantosunun. Ve çıkıp gitti arkasına bir daha bakmamak üzere. Nereye gideceğini bilmeden yürüdü Arnavut kaldırımlı taş sokakta. Dudaklarında mırıldandığı hala o şarkıydı farkında olmasa bile.


“Ne bir dost, ne bir sevgili
Dünyadan uzak bir deli
Beni sarar melankoli”

(31.10.2008)

 
Toplam blog
: 755
: 776
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..