- Kategori
- Deneme
Melekler şehri 1
İçimde tarifi olmayan tedirginlik ve onu çevreleyen bir heyecan var. Hayatımda ilk defa Amerika'ya gidiyorum. Sinemalardan, Televizyonlardan gördüğüm bütün uzaylıların sadece Amerikayı sevdiğini düşündüğüm ülke. Yaşı ermiş erkek çocukları sünnet olmadan önce içlerinde ki tedirginliği, korkuyu kendisini bekleyen oyuncakları, hediyeleri düşünerek atarlar. Bende ki buna benzer tedirginlik ise, kendi kendini gezilecek güzel yerleri ve o Televizyonda ki Amerikayı düşünerek atmaya çalışıyor. Bu tedirginlik Amerika'da kalmam gereken bir kaç yılı düşündükçe tekrar eski haline bürünüyor.Tekerlekler piste ilk değdiğinde gördüğüm kocaman bir ''LAX'' yazısı ve ''Acaba ne anlama geliyor?'' sorusuyla kendimi göçmen bürosu yetkililerinin karşısında buluyorum. Dört kişiden mürekkep bir ekip bana bazı formal sorular yöneltiyor. İşlemlerimi tamamladıktan sonra valizimi alarak kapıya ilk adımımı atıyorum. Değişik bir rüzgar suratıma vuruyor, tatlı bir rüzgar, sahilde vucuduna kokulu güneş yağı sürüp havlusunu silkeleyen bir tatilcinin yarattığı hoş bir esinti gibi...Belli bir süre için kalacağım otele doğru yola çıkıyorum, heryerde ''Wilshire blvd'' yazıyor. Elimde ki küçük, saatlerce cebimde kalmış buruşuk kağıtta ki adrese bakarken yine aynı adı okuyorum ''Wilshire blvd''. Taksici anlamış olacak ki bana dönerek ''Wilshire blvd bütün Los Angeles'ta karşına çıkar, o denli büyüktür'' diyor. Kore mahalesinde yıkık dökük otelime yerleşirken içimde ki tedirginlik daha değişik bir şekil alıyor. Havaalanından çıkarken ki o güneş yağı ile karışmış okyanus esintisini tamamen kaybetmiş durumdayım. Yatağıma yattığımda ''Acaba?'' diyorum kendime ve ekliyorum, ''Hayal ettiğim, düşündüğüm Los Angeles bu ise, çok fazla kalacağımı düşünmüyorum''. Bu karmaşık duygular içerisinde uçağın bana verdiği rahatsızlığı ve uğultuyu artık atmak için uykuya dalıyorum.Sabah otelden ve sokaktan çeşitli sesler duyarak gözümü aralıyorum. Güzel bir güneş odaya yansımış adeta beni dışarıya çağırıyor. Dışarıda ki seslerin rahatsızlığı eşliğinde giyinerek kendimi sokağa atıyorum. Sokakta ki insanların koşuşmaları ve serzenişlerini görüyorum. Korece bağıra çağıra konuşan ve ''sanki birşeyler olmuş ve biz bunu engelleyemiyoruz'' yüz ifadesi her birinde. Ufak bir markete giriyorum, bir süt ile başlayacağım Amerikada ki ilk günüme. Marketin camından dışardan geçen arabaları süzüyorum, hepsi Filmlerde gördüklerimden. Koreli marketçi heyecanla TV seyrediyor, her ne kadar aldığım sütü göstermeye çalışssamda, bakmadan eliyle ''iki'' işareti yapıyor. Parayi koyup tam dışarı çıkacakken, Korelinin izlediği TV'ye gözüm takılıyor. Uçak kazası olduğunu görüyorum. İnsanların bu kadar heyecanlanması ve tedirgin gözükmeleri demekki bunun içinmiş diye yorumlayıp, marketin kapısının önünde tozlu patateslerin üzerine atılmış gazetelerden birini elime aldığımda, Amerikada ki ilk günümü not etmek istiyorum zihnime. 11 Eylül Salı 2001.