​ Memleketimin delileri-14 / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '10

 
Kategori
Öykü
 

Memleketimin delileri-14

Memleketimin delileri-14
 

Memleketim halkı hediye ile kandırılıyor


Borcunu Bana Yatır Bürosu da işe çok hızlı başlamıştı. Açılışa katılan davetlilere kendi reklamını yapan sekiz sayfalık bir broşür verilmişti. Broşür:

<ı>“Sayın Memleketim Sakinleri” diye başlıyor ve

<ı>“Fatura kuyruklarına son… Elektrik, su, telefon, internet faturalarınızı, vergi borçlarınızı bize yatırabilirsiniz.” diye devam ediyor ve:

<ı>“Sizden aldığını gene size verecek olan büromuzun sürprizlerine kendinizi alıştırın. İşte sürpriz: 1- Her 100 liralık işleme bir çekiliş numarası verilecek ve yapılacak olan çekilişte 10 talihlimiz …..marka sıfır kilometre otomobil, 250 talihlimiz 51 ekran TV, 250 talihlimiz buzdolabı, 250 talihlimiz çamaşır makinesi, 650 talihlimiz bisiklet, 1300 talihlimiz ütü ve burada sayamayacağımız binlerce hediye kazanacaklardır. Boş yok! Her katılım numarasına bir hediye..” diye bitiyordu.

Broşürde verilecek hediyelerin görüntüleri de vardı. Kimsenin dikkatini çekmeyen bir ayrıntı da burada yer alıyordu: Verileceği söylenen arabalar 23-24 bin lira değerinde iken broşüre resmi basılan araba en az 300 bin lira ederdi.

Bu büronun görünen sahibi Melih beydi. Melih bey 25 yaşlarında yani oldukça genç bir işadamıydı. Yüzünden gülümseme hiç eksik olmuyordu. Sık sık elemanlarıyla toplantı yapıyor, güvenlik elemanlarına kapkaççılara karşı dikkatli olmaları gerektiği uyarısını yaparken, bürodakilere ise müşterilere karşı nazik olmalarını tembihliyordu.

Büronun duvarlarında asgari ücretle ilgili beyan, vergi levhası gibi yazılar yer alıyordu. Müşterilerden birisi bu işlemleri yapabilmek için izinleri olup olmadığını sorduğunda büyük bir hata yaptığını Melih bey anladı ve hemen ertesi gün Maliye’den alınmış gibi gösterilen sahte bir izin belgesini duvara astı. Neredeyse her şey daha işin başındayken berbat olacaktı. Neyse ki bu olay ucuz atlatılmıştı.

İki büro sahibi de birbirlerini tanımıyormuş gibi davranıyorlardı. Hatta birbirlerini kötülemekten bile geri kalmıyorlardı. En iyi hizmeti kendi bürolarının verdiği iddiasındaydılar.

Bankalardaki fatura kuyrukları bitmiş, ama Borcunu Bana Yatır Bürosu’nda kuyruklar oluşmuştu. Herkes faturasını bir şeyler kazanırım umuduyla buraya yatırıyordu. Öyle ki yatıranlar arasında fabrikatör Mikdat Bey bile vardı. Birisi sordu:

<ı>-Fabrikatör bey, yoksa beşinci arabayı da buradan mı kazanmayı düşünüyorsun?

<ı>-Buradan geçiyordum da! Cebimde ödenmemiş fatura buldum. Yatırayım gelmişken dedim..

Bir çok kişinin elinde şimdiden 7-8 tane çekiliş kuponu birikmişti, araba hayalleri kurulmaya başlanmıştı bile. <ı>”Televizyon çıkarsa yatak odasına koyarım. Bisiklet çıkarsa toruna karne hediyesi olur. Buzdolabını kızın çeyizine, çamaşır makinesi bana, bulaşık makinesine gelince….” diye konuşmalar sürüp gidiyordu.

Nihayet çekiliş günü geldi. Memleketimin neredeyse tamamı çekiliş için futbol sahasında toplanmıştı. Melih bey sık sık alkışla kesilen konuşmasını şöyle tamamladı:

<ı>-Çıkan tüm hediyelerin yasal vergileri büromuza aittir. Biz başkaları gibi bu vergileri halkımıza ödettirmeyiz. Sizden sadece bu hediyelerin nakliye ücretlerini talep ediyoruz. Otomobil için 250 lira, beyaz eşya için 50 lira, bisiklet için 25 lira, ütü için 7, 5 lira ve diğerleri için sadece 5 lira nakliye ücreti yatıracaksınız. Hediyeler 15 gün içinde hak sahiplerine teslim edilecektir. Hediyelerinizi iyi günlerde, güle güle kullanın. Kullandıkça da bizi hatırlayın!

Arabalardan ilki için çekiliş yapıldı: 16238 numaralı talihlimiz. Bu anonsun arkasından Suratsız Sevda’nın kahkahası ve çığlığı duyuldu. Belli ki ilk otomobil talihlisi o idi.

Dertli Yeliş, Mafolduk Asiye, Taklitçi Avni, Hayat Kısa Sadık, Çişli Remziye, Uyuşuk Hasan, Hoştunuz Sami, Falcı Recep, Zart Zurt Okan diğer otomobil talihlileriydiler.

Herkes onları kutluyordu. Hepsi sevinçten çılgına dönmüşlerdi. Keyfekeder Zühtü dayanamadı:

<ı>-Arabayı kazandınız, ama 250 lira nakliye parası da vereceksiniz. Hazırlayın bakalım paraları, dedi kıskanarak.

<ı>-23 bin liralık arabanın yanında 250 lira ne ki, olsa olsa keyfekeder olur, diye cevapladı birisi alay ederek.

Çekiliş bittiğinde tüm katılanlar evlerine güler yüzle dönmüşlerdi. Söylenenlere bakılırsa on tane hediye kazanan bile varmış. Çünkü bazıları tüm akrabalarının faturalarını, çekiliş kuponu alabilmek için gönüllü yatırıyorlardı.

Çekilişten sonra Falcı Recep’in ünü iyice arttı.

<ı>-Bak gördün mü, falcı iki okudu üfledi ve arabayı kendine çıkarttı? Keşke önceden gidip yardım isteseydik. Belki şu anda biz de araba sahibi olurduk, diyenler vardı.

O günden sonra büronun işleri 2-3 kat arttı. Bu artışta hemen düzenlenen ikinci kampanyanın rolü vardı. Hediyelerin miktarı iki katına çıkarılmış, her kazanan numaraya kazandığı şeyden iki tane hediye verileceği ve bu sistemin ülkede ilk olduğu duyurulmuştu. Yani bir araba mı kazandın, al sana bir tane araba daha!

Kuruntulu Soner bile onca şüpheciliğine karşılık buna inanmıştı. Hanımına:

<ı>-Bak hanım! Çıkan arabaların biri sana biri bana. Şimdiden anlaşalım, birbirimizin arabasına karışmak yok. Beni şuraya götür, beni buraya götür demek yok! Atla arabana anana mı gidersin, kardeşine mi gidersin, canın nereye istiyorsa oraya git! diyordu.

Fatura ödeyenlerin sayısının artmasının bir nedeni de civardaki kasaba ve köylerden de ödeme yapmak için gelenler olmasıydı. Akın akın Memleketim’e geliyorlardı. Eskiden haftada bir kere Memleketim’e minibüs kaldıran köylerden bile günde 2-3 kez minibüs seferi konmuştu. Lokantalar, çayhaneler, mağazalar dolup taşıyordu. Nedeni bilinmez ama Memleketim’deki otellerde yer bulmak bile imkansız olmuştu.

Melih bey, her geçen gün izdihamın arttığını görünce buna da çözüm bulmakta gecikmedi. Önce on tane gezici eleman aldı, bunları üç gün içinde eğitti ve büronun kapısına astığı duyuruda bundan sonra yerli halkın fatura tahsilatı için büroya gelip kuyrukta beklemesine gerek kalmadığını, çünkü hizmeti ayaklarına götüreceklerini duyurdu. Ertesi gün gezici elemanlar ev ev dolaşıp, para alıp fatura kestiler ve ödeme yapanlara çekiliş kuponlarını verdiler.

<ı>-Hizmet böyle olu<ı>r<ı>, zaten ayakta duramıyorum. Allah razı olsun bunlardan, diyen yaşlı kimselerin sayısı oldukça fazlaydı.

Çekilişten tam on beş gün sonra herkes Borcunu Bana Öde Bürosu’nun önünü doldurmuştu. Hepsi alacakları hediyelerin ambalajları içinde büronun önünde kendilerini beklediğini sanıyordu. Otomobil kazananlar renk seçimini yapmışlardı bile. Mafolduk Asiye:

<ı>-Eğer bir tek kırmızı araba varsa, bilin ki o benimdir. Kırmızıyı kimseye kaptırmam!

Uyuşuk Hasan, kendisinden beklenmeyen bir hızla hemen itirazını yapıştırıyordu:

<ı>-Yok öyle yağma Asiye bacı! Ben de kırmızıyı severim. Kura çekilecek kura! Şansa ne çıkarsa…

Büronun önüne gelenler hediyeye benzer bir şey göremeyince hayal kırıklığına uğradılar, ama belli etmediler. Dakikalar geçtikçe kalabalık arttı büronun önünde. Bir süre sonra kalabalık Aşiyan Caddesi’ne taştı, derken trafik iki taraflı kapandı. İnsanların bir kısmı Belediye bahçesini, bir kısmı da yanındaki parkı doldurdu. Biraz sonra da uzaktan bile büronun önünde bir hareketlilik olduğu görüldü. Mikrofon hazırlanıyordu. Demek ki bir açıklama yapılacaktı. Beş dakika sonra Melih bey mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı:

<ı>-Sevgili talihliler, sizlerin buraya neden toplandığınızı biliyoruz. Bugün size sözümüz vardı. Ancak bu sözümüzü tutamamanın mahcubiyeti içersindeyiz.

Topluluktan uğultu şeklinde:

<ı>-Ooooo! sesleri yükseldi.

<ı>-Bunun nedenini size açıklarsam umarım bizi affedersiniz! Hediyelerinizden on araba iki TIR’a, diğer hediyeleriniz ise 3 TIR’a yüklenerek yola çıkarıldı. Fakat TIR’larımız otobanda zincirleme bir trafik kazasına karıştılar. Tam 138 araç birbirine girmiş. Bizim TIR’larımızın hepsi bu kazadan dolayı ağır hasar görmüş.

Kalabalıktan:

<ı>-Aaa, şansa bak! Kahrolsun…. sesleri duyulmaya başlandı.

<ı>-Bütün hediyeler bu kazada zarar gördü, ama buradan siz hediyelerinizi alamayacaksınız anlamını çıkarmayın. Çünkü beş TIR’ın beşi de sigortalıydı. Sigorta ile görüştüm, hemen zararımızı karşılayacaklarını söylediler. Biz de parayı alır almaz hediyelerimizi piyasadan temin edip sizlere takdim edeceğiz. Sanıyorum bu işler yaklaşık on beş gün sürer. Bu gecikmeden dolayı sizlerden bürom adına özür diliyorum. Umarım bu olay nedeniyle sizlerin gözünde kazandığımız itibarı kaybetmeyiz!

<ı>-Buna da şükür, geç olsun ama olsun!

<ı>-Sigortadan Allah razı olsun.

<ı>-On beş gün daha beklersek, ölmeyiz ya!

<ı>-Adamcağız bize karşı mahcup olduğu için üzüntüden ölecek, şeklinde konuşmalar duyuldu ve kısa bir süre içinde kalabalık dağıldı, yaşam normale döndü, yolun açılması için durmadan korna çalan sürücüler açılan caddeden söylene söylene araçlarını sürmeye başladılar.

Bu konuşma Melih beye on beş gün kazandırmıştı. Buna rağmen o bu sürenin dolmasını beklemeyecekti. Gerçi işler gene aynı yoğunlukta devam ediyordu, ancak birçok müşteri birinci, bazıları hem birinci hem de ikinci faturalarının tekrar, üstelik cezalarıyla beraber ödenmesi için uyarı aldıklarını gelip büroya söylemişlerdi. Melih bey, olayın bilgisayardaki bir arızadan kaynaklandığını, kendilerinin parayı yatırdıkları halde devlet ve belediyenin hesabına aktarılamadığını, endişe etmemelerini, verilecek cezaları da büronun ödeyeceğini söyleyerek onları başından savmıştı. Mesele anlaşılmak üzereydi…

(Devam edecek)

 
Toplam blog
: 1081
: 980
Kayıt tarihi
: 30.07.10
 
 

Uzun yıllar çeşitli sitelerde Oruç Yıldırım adı ile yazı yazdım. Dört tane romanım ve çokca da de..