- Kategori
- Öykü
Meracel Bahreyn: Gül bahçesi'nden.
Gelişin nisan yağmuru olsun. Hani dergahımızın avlusuna
bakırdan koskoca bir tas koymuştun.
Nisan yağmurları dolsun da orucumuzu bin bereketli yağmurla açalım diye.
Gönlümün nisan yağmurlarıyla ıslanan gülü açmayacak mısın hâlâ?
Mevlana C. Rumi
Gül bahçesi’nden..
Arıyordu.. kalbiyle, diliyle, gözleriyle.. her zerresiyle arıyordu. Ruhunu, ruh eşini, gönül deryasına su, mevla aşkına od olanı arıyordu. Dağ, bayır demeden arıyordu. Kim bilir belki hiç ummadığı bir anda, hiç ummadığı bir yerde karşısına çıkacaktı.. Gün olur da uzak diyarlara giderse, ardından "etme" diyecek olanı, gelişini gölgelerin boyundan anlayanı arıyordu.. Onunkisi öyle bir aşktı ki, henüz çocuk yaşta iken ‘’gül ’’ sevdasına düştüğünde bu ateşe ateşle gelecek olanı arıyordu..
Tebriz’de dünyaya gözlerini açtı. Dinin güneşi manasına gelen ‘’Şemseddin’’ ismini uygun görmüşlerdi ezelden. Gün gelecek aradığını bulmak için diyar diyar gezecek, bu sebeple ona ‘’Şemseddin Perende’’ diyeceklerdi, gün gelecek erken yaşta kemale erdiğini gören hakikat arifleri ona ‘’Kamil-i Tebrizi’’ diyeceklerdi.. Ademoğlu aradığını karanlıkta bulamaz ama Şems geliyordu, her yer aydınlanacak ve O aradığını bulacaktı.
Henüz çocuk yaşta iken Şems, fenafillaha ermiş Allah aşkı, peygamber sevgisiyle yoğurulmuştu. Onun bu hallerini gören alimler, Onun koca bir umman olduğunu sezmişlerdi.
En derin, en şiddetli aşka tutulmuş, kendini Leyla’ya adayan mecnun misali çöllere düşmüş de Leyla’sına kavuşamadıkça pare pare olmuş bir yürek yalnızca bir kandilse, Şems koskoca bir güneşti..
Vuslata erip, vasıl-ı Hak olma derdindeydi.. Adeta koca bir gül bahçesinde, rengarenk güller içinde kar beyazı olan gülünü arıyordu. Hepsi çok güzeldi ama Şems’in gözü, benzeri olmayan kar beyazı gülündeydi.. Onun o beyazı vuslatın en güzel rengini hatırlatacaktı ona.. peki ya bu gülün bülbülü ’Şemseddin Perende’’ miydi?..
... DEVAM EDECEK...