- Kategori
- İnançlar
Merhamet Medeniyeti

Medeniyetler ancak merhametle yaşanabilir hale gelebilir. Toplumun bireyleri kendi nefislerinde bu şuurla yaşamalıdırlar ki toplum huzur bulsun. Merhamet olmadığında yaşanacak olan zulümdür; kargaşa, kan ve gözyaşıdır. Bugün güvenini ve yaşama sevincini yitirmiş insanların baskı ve zulüm altında yaşam sürmeleri de hep bu merhametsizlik nedeniyledir.
Gerçek medeniyet iman temelleri üzerinde yükselendir. Örneğin İslam medeniyeti; sevgi, şefkat ve merhametin medeniyetidir. Kaynağı Allah, temeli imandır; odağında İslam ve alemlere rahmet olan Peygamberimiz(sav) vardır. Rabb'lerinin "kalplerinde bir şefkat ve merhamet" kıldığı (Hadid Suresi, 27) bireyleri, "kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler" (Fetih Suresi, 29)
Bu medeniyetin özverili ve merhametli bireyleri "iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden"dirler. (Beled Suresi, 17)
Hedefinde Allah rızası ve insanın mutluluğu olmayan merhametten yoksun medeniyetlerde "biz değil ben" vardır, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışı hakimdir. Allah yolunda rahmani bir yarış olan "hayırlarda yarış" yerine kıskançlık, haset ve rekabete dayalı şeytani bir üstünlük yarışı vardır. İnsan fıtratı iman etme üzerinedir; insan imanı yaşadığında gerçek mutluluğu tadar. Ancak materyalist görüşün hakim olduğu medeniyetler insana asla mutluluk vermez.
Merhamet hamuruyla yoğrulmuş, insanın huzur ve mutluluğunu hedef edinmiş olan medeniyetler ise kıyamet gününe dek "parıldadıkça parıldayan bir kandil" gibi insanlığı aydınlatmaya devam edecektir.
Osmanlı Devleti için de en büyük hedef İslam'ın adaletini ve ahlakını dünyaya yaymaktı. Fethettiği topraklarda, Kur'an'ın buyruğu gereği hiçbir zor ve baskı kullanmadan İslam ahlakını hakim kılmıştır. Yalnızca Müslüman ve Türklerin değil, kendisine tabi olan farklı dil ve dinden tüm insanların rahatını ve mutluluğunu gözetmiştir.
Osmanlı padişahları, "Eğer müşriklerden biri senden eman isterse ona eman ver, öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun. Sonra onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştır. Bu onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir. (Tevbe Suresi, 6) ayeti gereği, kendilerinden yardım isteyen ihtiyaç içindeki kimselere de -inançsız dahi olsa- yardımcı olmuşlardır.
Topraklarında yaşayan insanların tümü, İslam'ın halifesi olan padişaha emanet idiler. Farklı inançlara sahip bireyler, kendi inançlarına ve hukuklarına uygun olarak özgürce ve güven içinde yaşamışlardır. "Dinde zorlama yoktur" inancı gereği, İslam'ı kabul ettirmek için kimseye baskı uygulanmamış, herkese hoşgörü ve merhametle muamele edilmiştir.
Yeryüzünde yaşanan baskı ve zulmün durması için yapılması gereken Allah'ın buyruğuna uyarak, Osmanlı gibi adaleti ayakta tutmak, farklı din, millet ve mezheplere mensup insanların kimliklerini değiştirmeye kalkışmamak, onlara ve inançlarına saygılı olmaktır.
Turuncu Dergi