- Kategori
- İş Yaşamı - Kariyer
Mesainin geleceği
Mesai 1. Sanayileşme’nin en büyük sorunlarından biri olageldi. 1750’lerde başlayan sanayileşmeden 150 sonra ancak 20. Yüzyıl’ın başında mesai haftada 6 güne ve günde 8 saata düşürülebildi. Ardından sırasıyla cumartesi yarım gün ve tatil oldu. En son haftalık çalışma saatı sırasıyla 45 ve 40 oldu, Fransa istisnasında bu 35 saat. Ancak, yol ve yemek tatili katınca haftaiçi günlerde kişilere kalan zaman yine çok sınırlı. Haftasonunda ise yıkanmak, çamaşır, alışveriş, temizlik gibi işler olduğu için, onların da haftaiçi günlerden farkı kalmıyor. İronik olarak, geriye kalan tüm boş zamanların neredeyse tamamı televizyon seyretmeye ayrılıyor duruma geldi.
Fransa günde 7 saat ortalamayla günlük en düşük çalışma süresine sahip. Bu durum en çok toplam tatil günü sıralamasında 5. olsa bile, onu AB’de en kısa çalışılan ülke durumuna getiriyor. Ek şerh: Haftaiçi günlerinde net 1 saatlık bir fark, zaten haftasonu günleri tam tatil olduğu için, insanı daha çok tatil gününden daha az yorar. Artı: Aynı farkı % 12,5 gibi bir oran ediyor ki bu (65- 18= ) 47 yıllık çalışma süresinde neredeyse 6 yıl indirime karşılık geliyor.
Mesai tartışmalarında gereksizce dayatılmış şu açmazlar var:
Daha 20. Yüzyıl’ın başında Dora ve Bertrand Russell ‘Sanayi Toplumunun Geleceği’ kitabında aynı miktardaki işin haftada 20 saatlık mesaiyle de yapılabileceğini açımlamıştı. Bugün için de aynı şey rahatça söylenebilir. İşin ikinci yönü günde kaç saat çalışınca beyin ve beden durmaz? Hiçbir yetişkin insan uyanık olduğu 16 saatı bir şeyler yaparak geçirmez, zaten insanlar haftasonunda çoğunluk uyurlar. Bu ikisi için, bireyin ve şirketin çıkarı ortalamasında yeni bir karar alınsa gerek.
18 yıl eğitim, 47 yıl mesaiden sonra 10 yıl emeklilik bir hak mıdır, değil midir? Burada gözden kaçan bir ayrıntı var: Emeklilikteki sağlık sigortası (özellikle kalp hastalıklarına yönelik) 100.000 dolarlık müdahaleleri de kapsadığı için, tüm yaşamı boyunca bu kadar vergi ve/ ya sigorta primi ödememiş birinin buna hakkı olup olmadığı tartışması da var, çünkü o para muhakkak birinin cebinden çıkıyor.
G-7 ülkelerinde uzayan ortalama yaşam beklentisi ve 65 yaş üstü nüfusun % 20’lere varması nedeniyle önümüzdeki birkaç onyılda kademeli olarak emeklilik yaşının arttırılması gündeme geldi. Ancak ortalama yaşam süresi 85’i geçse bile, 65 yaşındaki birinin çalışma yetisinin olup olmadığı gerçekten tartışılır. Bu yaştaki ortalama birinin IQ’su % 25, bedensel yetileri daha da fazla düşüyor. Çalışsın da, ne iş yapacak? Ancak çiçek sulamak gibi basit uğraşlar onların yapabileceği iş durumunda kalıyor.
Robotlaşmanın bilimkurgu romanlarda bahsi geçen 0 saat mesaiyi gerçekleştirmesi henüz 2050 zaman ufkunun içinde değil. Ortalama yaş 90’a çıkarsa, 2050’de 65 yaşında emekliye ayrılacak 1985 doğumlular, o tarihten sonra 25 yıl daha yaşayacakları ve ülkelerinin ekonomisine belli bir maliyet yükleyecekleri için, şu an başlayacak bir çaba 2075 sonrası erimli görünüyor ki AB ülkelerinde bile, gereksiz zaman kullanımları ayıklanmış tam zamanlı verimli haftalık 25 saat yarım gün mesainin henüz sözü bile edilmiyor, sözü edilen pek pek 32 saat ama bunun da tartışmadan icraya geçmesi 15- 20 yılı bulur. Boş zamanın sanıldığının ve varsayıldığının tersine, insanlar için külfet olabildiği de, 20. Yüzyıl boyunca azalan mesai sürelerinin insanlar tarafından televizyon, maç, şu bu gibi içinki kullanımlardan görüldü. Sıfır mesaide sıkıntıdan delirecek milyonlarca kişi çıkabilir. Zaten tüm yaşlılar da çok sıkılır, çünkü hiçbirşey yapmazlar. Onlara mesai olmayan ama oyalanabilecekleri uğraşlar yaratmak pediatrinin önde gelen dertlerinden biri durumunda.