​ Mesleki hatalar / Çalışma Yaşamı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mayıs '11

 
Kategori
Çalışma Yaşamı
 

Mesleki hatalar

2008 yılında, hafta içi hiçbir şey üretmemiş olarak eve giden zihnim yorgunluktan kıpırdayamaz hale gelmişti. Hafta sonlarında ise, hayatımın ne kadar anlamsız olduğu gerçeğiyle yüzleşmemek için her saniyeyi, bitmek bilmeyen bir devinimle geçiriyordum. Hayatımız için tek yaptığımız şey, bir işin, bir maaşın yanıltıcı güvenliği ardına saklanmaktı. Gerçi yaptığım işin güvenlik kalkanı kalkınca, verimsizliğime katlanma katsayım da gittikçe azalmaya başlamıştı. Ancak işsiz kalırsam kendi başıma bir hiç olacağım için, bir işte istihdam edilmek zorunda hissediyordum. Bu zorunluluk hissi beni bağımlı kılan, kendi hayatımın efendisi olmaktan alıkoyan korkumdu. Ve bu yüzden de hayatım, başkalarının idealleri ve doğruları üzerinden şekilleniyordu. O zamanlar, insanın kendi kendine yaratmasını öğrendiğinde, başkasının vereceği işe muhtaç olmayacağını bilmiyordum. Çünkü öğretilmemişti. Öğretilen tek şey; nasıl kurban, sefil, kıt ve sınırlı varlıklar olduğumuzdu. En baştan beri güvenli bir işte çalışmaya, efendiye hizmet etmeye koşullanmıştık. Yeteneklerimize yönlendirilmemiş, hayata katkısı olacak bilgilerle donatılmamıştık. Ne kadar öğrenmeye değmez şey varsa öğrenmiş ama asıl hayati önem taşıyan konulardan, bilinçli ve gizli bir niyet yüzünden mahrum bırakılmıştık. Bu yüzden de, bir kurumda işe girerek aldığımız maaş karşılığında yaratıcılık hakkımızdan vazgeçmiş oluyorduk bilmeden… 

Çalıştığım işin yaradılışıma uygun olmadığını anlamam çok uzun sürmedi. Yaptığım işten keyif aldığım zamanlar olmadı değil, oldu. Ancak o işler de; herhangi bir yaratıcılığın bulunmaması ve aynı işin sonsuz kere yinelenmesi olduğu için beni bıktırmıştı. Bitmek tükenmek bilmeyen bir mekanik döngüde, toplumsal amaçlara hizmet eden bir robota dönüşmüştüm. Yaşamımdaki her şey tekrar ediyor, aynı olaylar defalarca aynı şekilde yaşanıyordu. Geleceğim, geçmişin sürekli tekrar tekrar yaşanmasından ibaretti. Hiçbir yaşam belirtisine rastlanmayan işlerimden kaçıp gitmek dürtüsüyle defalarca uyarılıyordum. Ancak ne zaman kaçsam, sebatsizlik, sorumsuzluk, zorlukla savşmaktan kaçan biri damgası yiyordum. Halbuki, kendi hayatımın sorumluluğunu alarak bedel ödeyen asıl bendim. Rahat koltuklarında, bir şeylerden şüphelenme ihtiyacı duymayan asıl başkalarıydı. 

Tabii kölelik hayatını terk etmekle iş bitmiyordu. Asıl mesele orda başlıyordu. Önce kitleleri programlayan düzenin zihnime yüklediği çaresizlik kültüründen, değer yargılarından ve yapay bir gerçeklikle donatılmış gerçekdışı bilgilerden arınması, sonra da yeniden programlanması gerekiyordu. İhtiyacım olan tek şey, yepyeni, gıcır gıcır bir zihindi. Eski versiyon zihnim virüs kapmıştı. Bu yüzden inanılmaz derecede tıkanmaya, yavaşlamaya ve iş görememeye başlamıştı. Derhal virüslerden temizlenmeliydim. Ancak o zaman kaderin değişmez olduğunu düşündüğüm güzergahını değiştirebilirdim. Virüslerin istilasından kurtulmak ve yeniden sıfır km bir zihin yaratmak, becerisizlikle geçirdiğim onca yıl kadar uzun bir zaman almayacaktı… 

 
Toplam blog
: 42
: 1612
Kayıt tarihi
: 05.04.11
 
 

Uludağ Üni. İktisat Mezunuyum. Muhasebecilik, bankacılık gibi muhtelif mesleklerde çalıştıktan so..