- Kategori
- Öykü
Militanart
MİLİTANART’tan SARIMSAK KOKULU ÖYKÜLER
(Bu hikayelerin Gerçek Kurum ve Kişilerle İlgisi, Benzerliği Yoktur.)
BU BİR DRAMIN KAYBOLUŞU
Yoğun bakım hemşiresi olalı, olaylara gördüklerime ne kadar canım yanmıştı. Bin bir suratta bin bir hayatlardan binlerce yüzlerce ders aldım. Şahmeran gibi yaşamın ince zehri hep buradaki soluklarda özgür kalmıştı.
Bir hasta bu soluklar arasında sürekli sayıklıyordu. Dudaklarının arasından çıkmaya çalışan kelimeler mırıldanmalara gömülüyordu ve seçilemiyordu.
Yavaşça yanına yaklaştım.Kulağımı iyice yaklaştırdım.Dinlemeye başladım.Anlar gibi oldum.Çok kısık sesle ’O duvar kırmızı …..’gibi şeyler söylüyordu.Yoğun bakımda sancılar ve acılar içinde ki bu kadın,sadece bir kırmızı duvarı niçin sayıklıyordu.İçimde öyle merak oluştu ki.Bunları düşünürken çıkış saatim gelmişti.Görev teslim için soyunma odasına gittim.Bir günü daha acayip duygular bitiyordu.Ve merak içinde bitirmekteydim
.Aklıma müthiş bir fikir geldi. Kırmızı duvarın esrarını öğrenmek için oğlum Efe’nin bakıcısına telefon açtım. Biraz geç geleceğimi söyledim. Bu arada nöbetimi teslim alacak arkadaşım Ayfer’i aradım onun yerine yoğun bakımda iki saat daha kalabileceğimi söyledim. Ayfer çok sevindi. Çünkü nişanlısı ile birkaç saat daha geçirmek onu mutlu edecekti.
Kafeteryada bir çay içtikten sonra önlüğümü giyip tekrar görevime geri döndüm. İlk iş kırmızı duvar tutkunu kadın hastanın yanına gittim. Hayatını yaşadıklarını öyle merak ediyordum ki anlatamam. Makinelere ve aletlere bağlı nabzı ve kalp atışı süreli değişken hasta kadın tekrar mırıldanıyordu. Yanına gittim ellerimle alnını ve saçlarını okşamaya başladım.
Biraz kıpırdandı ve ’Refik Refik’ diye sayıklamaya başladı.Kendini öyle zorladı ki sakinleşmesi için ellerinden sıkıca tuttum.Çatlak kurumuş dudaklarından Refik kelimesi arka arkaya geliyordu.Dayanamadım’ Refik kim diye sordum’.O konuşmaya devam etti.’Ne olur’ diyordu.’yastıklarımın üst…. Kedileri incitme’.
Şaşkındım.
Kırmızı duvar, yastıklar ve kediler.
Ölüm nefesi ensesinde olan bu kadın neden sadece bunları sayıklıyordu. En sonunda sustu. Çatlak suya hasret dudakları yorgun düşmüştü.
Bir zaman sonra diğer hastalarının bakımını tamamladıktan sonra tekrar yanına geldim. O da kıpırdanmaya başladı. Bacaklarını oynatıyor ve canı acıyordu. Altına baktım. Sonda ile altında ki bez biraz karışmış. Düzeltmeye çalıştım ve sondasını değiştirdim. Rahat ettirmeye çalışırken sanırım bir ara canını yaktım. Ayağı ile beni itmeye ve bedeni sertleşiyor, kasılıyordu. Ben onu rahat ettirmeye çalışırken, yoğun bakım ünitesinin kapısı açıldı, içeri bir erkek girdi.
Ve bize doğru yaklaşıyordu.
Kimdi bu adam
Ağzında maske, elinde tespih ve gözünde kin vardı. Ziyaret saati değildi ama bu adam içeri nasıl girmişti. Kırmızı duvarı olan kadının yanına yaklaşmaya çalıştı. Önce karşıdan şöyle bir baktı. Sonra eğildi kulağına bir şeyler söyledi. Ne dediği anlaşılmıyordu. Öylece onları izliyordum. Adamın ağzındaki maske her şeyi gizliyordu.
Hasta kadının üzerinde hiç bir şey yoktu. Acil müdahale için çıplaktı. Göğüsleri ve bütün bedeni üryan açıktı. Sadece altında bir bez parçası vardı.
Aletlere bağlı olan bu kadın zayıf ve çelimsizdi.
Başındaki erkek kadının karnına dokundu. Sevmek değildi sanki bu. Onu anlamak hissetmek ve hissettirmek için bu hareketi yapmıştı.
Biraz daha yaklaştım duymaya çalışıyordum. Refik diye tahmin ettiğim bu kişi kadına yüksek sesle ‘ o kırmızı duvarın önünde bunu yapmayacaktın’ dedi.
O duvar, bu kadın, adam aklımı karıştırmıştı. Kadının kimlik bilgileri için dosyasını inceledim. Otuz beş yaşında ve evliydi. Hiç çocuğu olmamıştı. Geçirdiği önemli bir hastalık yoktu. Darp gördüğü için hastaneye getirilmişti. Geldiğinde karnına sürekli vurulduğundan iç kanama geçiriyordu. Bu duruma bir hemşire olarak yorum bile yapamıyordum.
Nihayetinde bir hastaydı ve çaresizdi. Bir süre sonra kendime geldiğimde duygularımı ve düşündüklerimi terbiye etmeye çalışıyordum. İçimi rahat bırakmayan iç huzurumla yoğun bakımdan dışarı çıktım. Kapının önündeki sandalyelerin birine oturdum ve iç sesim soruyordu acaba bu gelen adam Refik miydi?
Ben bunları düşünürken yoğun bakım ünitesinin önünde bir telaş vardı.
Bir aksilik olduğunu anlamıştım.
Kapının önünde durdum duyarlı kapı açıldı ve gördüklerime inanamadım.
İçeri girdiğimde kedisi olan kırmızı duvarlı S……..’ye panik halinde müdahale ediyorlardı.Sürekli kanaması vardı. Zehra hemşirenin yanına koştum. Ne oldu diye sürekli tekrar cümleler kullanıyordum. Profesyonelliğimi yitirmeye başlamıştım. Bu hasta kadın beni çok etkilemişti. Zehra gözlerime baktı. Hastayı yani onu kaybettiğimizi söyledi. Uzakta durarak o çıplak kadına öylece bakakaldım.
Üç günün üstüne yoğun bakımda bize ve hayata veda etmişti. Bense esrarengiz bir hikayenin içinde kalarak Refik, kırmızı duvar ve kediler benimle birlikte neden bu öyküdeydiler çözemedim.
Soluğum kesilmişti. Derin bir nefes almak için dışarı çıktım. Tuvalete gittim, yüzümü yıkadım. Koridorda bir sandalyeye oturdum etrafa baktım. Acaba Refik’i görebilir miyim diye.
Kimse yoktu koridor derin ve ıssızdı.
Bunca yıldır yoğun bakım hemşireliği yaptım. Her türlü hasta, hasta yakını ve türlü hikayelerle karşılaştım. Böylesi çözümsüz, karmaşık, esrarengiz bir durumla karşılaşmamıştım.
Düşüncelerimde var olan bu sorularla bu konudan kimseye söz etmedim. Herkese göre yoğun bakımda genç bir kadın ölmüştü.
Ertesi gün Refik sandığım kişi polislerle birlikte cenazeyi sessizce morgdan aldı…Garip bir hikayeydi.
Önlüğümü üstümden çıkardıktan sonra, telefonla oğlumu aradım ‘Efe oğlum geliyorum anneciğim’ dedim. Oğlumun sesini duymak bana iyi gelmişti.
Sonra da evin yolunu tuttum.
MİLİTANART