​ Milliyetçilik artıyor / Sivil Toplum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '07

 
Kategori
Sivil Toplum
 

Milliyetçilik artıyor

Televizyon ve radyolardaki tartışma programlarının ana konusunu uzunca bir süredir "seçimler" kaplıyor. 2007 yılı, gerek Cumhurbaşkanlığı seçimine, gerekse genel seçimlere sahne olacağından Türk siyasal yaşamı için unutulmaz bir yıl olacak. Konuyla ilgili gündemde birçok soru var. Bu soruların cevaplarının henüz netleşmemiş olması, kamuoyunun ilgisini daha çok seçime odaklıyor.

Siyasetçilerin muğlak ifadelerinden farklı anlamlar çıkararak konuyu daha da ilginç kılmak, medya kuruluşlarının reyting pastasından en büyük payı kapmak adına verdikleri mücadele için önemli bir hamle.

Her geçen gün seçimlere bir adım daha yaklaşırken, Türkiye’de sosyal yaşamı derinden etkileyen bir çok konu ve olay sadece "günlük" haber konusu olarak değerlendiriliyor. Artan şiddet olayları, terör, insan yaşamını hiçe sayan ihmaller, uluslararası ilişkilerde kangren haline gelmiş konular ve toplumu en az seçimler kadar yakından ilgilendiren daha nice mevzu. Tüm bu gerçekliğin yanında, hani “şeytanın sağ taraftan yaklaşması” tanımlamasına uyan bir eğilime dikkat çekmek istiyorum.

Türkiye’de milliyetçilik artıyor. Milliyetçilik kötü mü?

“Vatanseverlik olarak anlamlandırılan milliyetçilik iyi ve faydalı.”
“Irkçılık olarak anlamlandırılan milliyetçilik kötü ve zararlı.“

Eleştirim ırkçılık anlamındaki milliyetçiliğe. Hrant Dink cinayetiyle, ırkçılık anlamındaki milliyetçilik, sanki ilk defa tanık oluyormuşçasına yüzümüze çarptı. Halbuki büyük keyifle izlediğimiz birçok televizyon dizisi ve gazetelerin 3. sayfasına sığamayıp taşan haberler vasıtasıyla bilinçaltımıza şiddet pompalanıyor.

Büyük şehre ekmek parasını kazanmaya gelmiş fakat tanık olduğu çarpık durum karşısında dayanamayarak “devlet yoksa ben varım!” zihniyetiyle, ezerek, kırarak, dökerek adalet dağıttığını sanan adalet timsali yerli malı Robin Hood’lar, Rambo’lar örnek gösteriliyor. Durum öyle bir hal aldı ki, şiddeti kanıksadık.

Birçok sıra dışı olayı tekrar tekrar ekranlardan görüyor, gazetelerde okuyor olmaktan olsa gerek bu durumu artık çok fazla garipsemiyoruz. Birçok şiddet olayını fazla umursamasak dahi tasvip etmiyoruz ama vatanseverlik sanılan ırkçılığın neden olduğu şiddet olayları zaman zaman içten içe bize “oh olsun” dedirtebiliyor. Asıl problem de bu noktada başlıyor.

Üç yılı aşan bir süredir, işim nedeniyle Türkiye’nin dört bir yanında gençlerle bir araya geliyorum. Toplantılar vesilesiyle gençlerle, eğitim, sosyal yaşam, siyaset, sağlık, kültür, yerel sorunlar & fırsatlar, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri ve daha nice konuda karşılıklı görüş alış-verişinde bulunuyoruz. Son zamanlarda gençlerin (hakkında konuştuğumuz farklı alanlarda da olsa) konulara maalesef savunma psikolojisi içinde ve tamamen milliyetçilik perspektifinden baktığına tanık oluyorum. Bu refleksi doğuran elbette birçok neden var.

Farklı ülkelerin yöneticilerinin Türkiye’yi, kendi iç politikalarına alet etmeye çalışmaları, Türkiye’ye karşı ikiyüzlü politika sergilemeleri hepimizi bezdirdi ancak bu durum bizi kendi kabuğumuza çekilerek dış dünya ile ilişkilerimizi kesmemize neden olmamalı. Bunu yapmak, Türkiye’nin önünü kapamak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmek olur. Özellikle uluslararası arenada “ya biz, ya ötekiler” tuzağına düşmemeli bilimin ve hukukun gerektirdiği diplomatik adımları kararlı şekilde atmalıyız.

Irkçılık anlamındaki milliyetçilik sadece Türkiye’de değil tüm dünyada yükseliyor. Bazı ülkeler, ülke sınırları dışındaki dünyaya kapılarını kapatıyorlar. Bazı ülkeler ise dost (!) ülkelerden aldıkları güçle dışlamacılığı, kendi ülke sınırları içinde başlatarak iç çatışmalar nedeniyle yüzlerce insanının ölmesine aracı oluyorlar.

Dikkat edilecek olursa bu durum ülke içinde bir kaos oluşması; geleceğin teminatı olan genç, idealist insanların ölmesi gibi kalıcı etkiler yapıyor. Ölen öldüğü ile kalıyor ve bu ülkeler uzun süre iç gerilimle birlikte sürünerek yaşamak zorunda kalıyorlar.

Özellikle biz gençler, farklı tahriklere karşı dikkatli olmalıyız. Bir süreç yaşıyoruz. Başta birçok iç ve dış olay bizi daha gergin ve olaylara ani refleks gösterir hale getirdi. Bu duruma isteyerek ya da istemeyerek etki eden medya kuruluşlarının daha duyarlı olması, bilinçli ve sistemli yayın politikası izlemeleri gerekiyor. Siyasetçiler, milli duyguları oy kazanma aracı olarak görmemeliler. Eğitim sistemi gençleri tek tip vatandaş yapma çabasında olmamalı, gençlerin kendi farklılıklarını değerlendirebildikleri bir ortam sunmalıdır.

En önemlisi, ırkçılığın arttığı günümüzde vatanını seven biz gençler daha duyarlı ve dikkatli hareket etmeliyiz.

 
Toplam blog
: 4
: 304
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

1980 İstanbul doğumluyum. ARI Hareketi'nde Gençlik Çalışmaları Koordinatörü olarak çalışıyorum. Türk..