- Kategori
- Futbol
Minibüs şoförüne teslim edilen Galatasaray'ın sonu

Tarih: 14 Mayıs 2006.
Yer: Ali Sami Yen Stadyumu
Saat: 21:20
O gün omuzlara alınmış Adnan Polat taraftara dönüp soruyordu:
"Saat kaç?"
Ertesi gün futbolumuzun "akîl" adamlarından Hıncal Uluç şu lafı edecektir.
""Ya Appiah o golü atsaydı, biz burada ne konuşuyor olurduk? Appiah Türkiye 'Süper' Liginin namusunu kurtarmıştır!"
Denizlispor - Fenerbahçe karşılaşmasının uzatma dakikalarında Appiah neredeyse boş kaleye topu atamadığı için o gün Galatasaray şampiyon olmuştur.
O sezon ilk iki sırada yer alan Galatasaray ve Fenerbahçe puan rekoru kırmışlardır. Çok çekişmeli olan ligin genelinde puan olarak da pozisyon olarak da hep birinci sırada olan Fenerbahçe son dakikada şampiyonluğu ezeli rakibine teslim ederken, belki de kendisi için bir futbol devrimi sayılacak üç kere üst üste şampiyon olma başarısını elde edecek; Daum'un takım üzerindeki otoritesi güçlenecek, son on yıllarda kurulmuş olan en iyi Fenerbahçe takımının kendine güveni gelecek, Fenerbahçe yönetimi sonu bugünlere ulaşan futbolda ilkesizlik yönetimine yenilmeyecekti.
O gün Galatasaray şampiyon olarak hem kendisinin hem Fenerbahçe'nin bugünlerini hazırlayacaktır.
14 Mayıs 2006 günü Denizli'de iyi saatte olsunlar devredeydi kuşkusuz...
Aynı Adnan Polat geçen sene başında puan rekoru kırarak şampiyon olmuş Gerets'i gönderip, Kalli'yi teknik adam olarak takımın başına getirmiş, sezonun sonuna beş maç kala da göndermiş, takımın futbolcuların performansına dayalı bir anlayışla bütünleşmesini sağlayacak bir motivasyon ile bir kere daha ezeli rakibinin önünde şampiyon bitirmesini sağlamıştır.
<ımg src="http://www.gsmport.net/gp/images/haberler/futbol/2007_2008/galatasaray/adnan_polat_saat_kac_20080510_450.jpg">
Adnan Polat yine saatine bakıp gülümsüyordu geçen sene. O ne yaparsa yapsın Galatasaray şampiyon oluyordu.
Bu sene Avrupa'da Galatasaray'ı neredeyse yenilmez armada yapan ancak Türkiye'de bir türlü istikrarı yakalayamayan Skibbe'yi gönderip, Bülent Korkmaz'ı takımın başına getirip, yepyeni bir cinlik peşine koşmaya çalışmış, ancak becerememiştir. Çünkü 2006 ve 2008'de takımın kenetlenmesini sağlayan, takımı bir arada tutan "Galatasaraylı" ekipten sadece Hasan Şaş kalmıştır; o da kenarda uyuklamaktadır.
Türkiye'de bu türden kısa vadeli oyunlarla başarı peşinde koşmayı Fenerbahçe'de Ali Şen ile Galatasaray'da da Ergün Gürsoy ve Adnan Polat'la tanıdı. Adnan Polat son dönemde Türk futboluna bu anlamda büyük şeyler kaybettirmiştir. Belki Galatasaray'ın başarı hanesine iki şampiyonluk yazdırmış, ezeli rakibi Fenerbahçe'den iki tane almıştır ancak, futbol aklı kaybetmiştir.
Oysa 1997 - 2002 arası Galatasaray'ın yaptığı ve Fenerbahçe ile birlikte bütün Türkiye'nin ilham aldığı başarılarının ve devamlılığının bir örneği olacak Fenerbahçe modelinin sağlamlaşması bugün Galatasaray'ı da bambaşka bir rasyonaliteye taşıyabilirdi. Olmadı...
Son yılların en iyi kadrolarından bir tanesi olan Galatasaray ezeli rakibi ile birlikte UEFA'ya katılma mücadelesi veriyor. Milan Baros ve Kewel çok iyi transferlerdi.
Çünkü Galatasaray, Fatih Terim'i takımın başına getirmek için Avrupa'da Galatasaray'a en büyük başarılarından birini yaşatan ve bir anlamda devamlılık sembolü olan Lucescu'yu gönderdi. Fatih Terim Galatasaray tarihine 6-0 olarak yazılmış yenilginin teknik adamı oldu.
Hagi ile yepyeni bir dönem yaşanabilirdi. Galatasaray yönetimi, Fenerbahçe'nin gerisinde kalacağım korkusu ile onu gönderdi, bugün Fransa'da bir büyük başarının mimarı olan Gerets'i getirdi. O adam 83 puan ile Galatasaray'ı şampiyon yaptı; ancak yaranamadı. O gitti, Kalli geldi, o gitti, 1848 Fransız Komünü benzeri futbolcu korporatizmini getirdi. Hepsinin içinde bir başarı öyküsü oldu ancak sürekli değerlerini yitirdi.
Bugün Avrupa Fatihi Galatasaray'ın efsane kaptanı yuhalanıyor, Hasan Şaş ıslıklanıyor.
Neden?
Hani UEFA Finali için Kadıköy yolunda ilerleyen Galatasaray için spor sayfalarında bir minibüs resmi vardı. Şoför olarak da eski kaptan Bülent Korkmaz resmediliyordu. Belki bir başarı öyküsü olarak çizilmeye çalışıyordu ancak o karikatürün içinde bir gerçek gizliydi. Galatasaray gerçekten bir minibüs şoförüne emanet edilmiş gibiydi. Burada Bülent Korkmaz'a saygısızlık etmek istemiyorum, Bülent ile görüşmüşlüğümüz ve tanışmışlığımız da vardır. İnsan olarak çok iyi biri olduğunu da çok iyi biliyorum. Bizim yaptığımız çok samimi bir benzetme.
Koca Galatasaray bir sezon boyu Lincolne' teslim oldu. Bülent Korkmaz da zaten kanayan yeri kaşıdı da kaşıdı durdu.
Bugün Türkiye'de iki başarı öyküsü vardır.
Birincisi; Sivasspor, Bülent Uygun'un takım üzerine kurduğu karizma ve güçle ilerlemektedir.
İkincisi; Beşiktaş, Mustafa Denizli'nin deneyimi ile büyümektedir.
Üçüncüsü de Bursaspor'da hazırlanmaktadır.
Futbolcu egemenliği ve başkan oyunları ile başarı sağlamaya çalışan, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor küme düşmüştür.
İngiltere'de, Liverpool, Arsenal, Manchester United'da aynı zihniyet devamlılık getirmiştir. Chelsea ise kaybetmiştir. Hiddink ile tekrardan ayakta durmaya çalışmaktadır.
Almanya'da Bayern Münih iki sene önce flash transferlerle zihniyetini değiştirmiş, geldiği durum ortadadır.
Inter'in iki senedir yakaladığı şampiyonluklara aldanmayalım. Ortamı boş bulmuştur.
Türkiye'de futbolun lokomotifi iki süper güç zihniyetini değiştirmediği sürece ilerleme sağlanamaz. Galatasaray tarihler 2000'i gösterirken, Türkiye'nin on yıl önündeydi. Bugün on yıl gerisine düşmüştür. Onu bu duruma getirenler hala saatine bakıyor.
Uzay Gökerman
ımg>