​ Mink / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '14

 
Kategori
Deneme
 

Mink

Venedik vitraylarıyla süslü tik ağacından kapıya somon rengi bir ışık kül gibi yağıyordu. Işığın içindeki tanecikler, daha yere düşer düşmez eriyordu. Kapının önünde taneciklerin birikmesini beklemek boşunaydı.

İki kanatlı kapı, görünmeyen bir gücün etkisiyle kanatlanırcasına iki yana açıldı. Kadın, bütün çizgilerini gösteren altın sarısı ince bir albeniyle salondan çıktı. İçlikleri de sarıydı; saklayıcı değillerdi.

Kadın, önce ileriye baktı; turuncu kapaklı gözleri yırtılmak istercesine büyüyordu. Büyüye büyüye, ancak yavru bir mink gözünce büyüdü. Sonra başını kaldırıp; tavanı enginleştiren ince ince işlenmiş bezeklere baktı. Başı kalkınca; kızıl saçı belinden akıp, az aşağıdaki iki ufak tümseğin üstünü örttü.

Boşlukta tutunmaksızın duran bir yıldız kümesi gibi ışıldayan avizenin iki yanında ölümsüzlüğün gizini yakalamış, erinç içinde süzülen birer sülün vardı. Kiraz oylumlu çenesini sağ elinin işaret parmağıyla alttan destekleyerek;  bulutların arasına saklanmış bu büyülü sevi bahçesinde kısa bir süre gezindikten sonra yere indi.

Esrik bulutların akışına kapılmış başını kıpırdatmadan; yalnızca gebre tomurcuğu iriliğindeki gözlerini birazcık aşağı kaydırarak, ayakkabılarının ucuna çevirdi. Bakışlarını topukları bir karışı geçen ayakkabılarının okşayıcı sivriliğinden ayırmadan yedi büyük adım attı. Sonra sivri topukları yaldızlanmış mor ayakkabılarını çıkardı. Vizon kürkü, iki adım önündeki üç ayaklı pirinç askıda şımartılmış küstahlığıyla duruyordu. Genç kadın, perdeleri oradan oraya püskürten güçlü bir yelin savurduğu kızıl bir mum alevi gibi kürkün içine aktı. Kürk, askıyla birlikte bir iki sallandı, içindekine alışık, öylece durdu.

Koltuk altları pek sıkıyordu. Kürkün boyu topuklarını yalnızca iki parmak geçiyordu. Ama öyle böyle değil; koltuk altları pek mi pek sıkıyordu.

Yirmisinde var yok, yapılı mı yapılı, omuzları iki kanatlı kapı genişliğinde sarışın bir delikanlı, üstünde sıvanmışçasına duran kuzguni takımları, yere ıslıklar çizen yağlıkara ayakkabılarıyla gelip üç ayaklı askının önünde durdu. Sol eli arkasında, ayası dışarı bakacak biçimde kemerinin dört parmak üstüne konuşlanmıştı. Finomsu bir eda takınarak bir askıya, bir kürke baktı; kürkün içindekine akmadı içi. Sağ eliyle hiç zorlanmadan askıyı yerden diz boyu kesti. Kol kasları bir iki seğirdi, damarlarına biraz daha kan yürüdü. Sol eli arkasında, elinin ayası dışarı bakacak biçimde kemerinin üstünde, yürüdü. Yürüdü.

Adam altmışlıktı; boynunda yirmi, parmağında yirmiikilik ışıltılı bir sarılık ve utkusal bir gönençle yirmi dört ayar önden gidiyordu.

 

Şenol Gürel

                                                                                              

 
Toplam blog
: 3
: 80
Kayıt tarihi
: 27.01.14
 
 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi 1986 Şiir Dil Öykü Deneme Fotoğraf ..