- Kategori
- Öykü
Kimcik

erincinelleri00258
Çağın birinde, Kimler ülkesinin Kimsecikler ilinde Kimcik adında bir kılağıcı varmış. Artık kullanılamaz denilen bıçakları, nacakları ağızlar; yeniden uç açar, kılağılarmış.
Kılağıladığı ağza düşen bir akasya yaprağı iki olur inermiş yere. Gizini kimseye söylemez, kimseye göstermeden işini yaparmış.
Suskunluk suyundan çıkmayan, kırçıl sakalını ince beline iki dolam saran Kimcik, konudan komşudan, kurttan kuştan sesini esirger, ellerini göstermekten de sakınırmış.
Her dirinin başına geleceği gibi, Kimcik'in de tükendiği gün gelmiş. Bir baltanın körelmiş ağzıyla didişirken; dirim güresi bitiverince yıkılmış oracığa.
Kondaşları, komşuları kapı açık olsa bile içeri girmezlermiş. Dışarıdan seslenerek, alırlarmış kılağılanmış gereçlerini. O gün de iki orak ile bir sındıyı almaya gelen komşuları, uzun uzun seslenmelerine karşın; Kimcik'e duyuramamışlar kendilerini. Akşama doğru gelir alırız diyerek ayrılmışlar oradan. Günbattı sularında gelip, yine seslenmişler içeriye. Yanıt gelmeyince, bu kez bitişik komşusu çanakçıyı çağırıp; birlikte girmişler içeriye.
Kimcik gömüldükten sonra, çanakçı komşusu Kimcik'in sesini işitenin yalnız kendisi olduğundan söz etmiş. Ellerini görüp görmediği sorulunca kapı komşusu Kimcik’e öykünmeyi seçmiş; suspus olmuş.
Çok iyi bir usta olduğundan, kılağı alırken elini kesmeyeceğini savlayanların yanında, sol elinin bilekten kesik olduğunu söyleyenler de çıkmış. Nedir, kimse bir tırnağının ucunu bile görmediğinden, ne dedilerse belleklerde yer etmeden uçup gitmiş. Derken biri orağının, öbürü tırpanının öyküsünü anlatıp; yirmi yedi yıldır ona komşuluk yapan çanakçı da bilmiyorsa kimsenin bilemeyeceği üzerinde birleşmişler.
Yıkayıcı geç gelmiş olsa da onların hangi bilinmeyenin eteklerine dolanıp yorulduklarını anlamış. Ayağa kalkıp, kıçlarıyla yerden aldıkları tozu silkerek yola koyulmakta olan kondaşlarına Kimcik’in sol başparmağını görüp görmediklerini sormuş. Hepsi bir ağızdan “hayır” diyeceklerken, ağızları açık kalakalmış. Yıkayıcı, kendisine dönmüş sasıyan açık ağızlara daha çok dayanamayınca sıkılığıyla övündüğü ağzını açmış. Kimcik’in sakalına sinmiş kılağılardan girmiş, yağlı kara taşa dönmüş sol başparmağının kemiğinden çıkmış.
Kimcik, kılağıladığı bıçakların, orakların, sındıların ağzındaki kılağıları payam yağı sürdüğü başparmak kemiğiyle alıyor, sakalıyla siliyormuş.