​ Merhaba Coah (İkinci Bölüm) / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '14

 
Kategori
Öykü
 

Merhaba Coah (İkinci Bölüm)

Merhaba Coah (İkinci Bölüm)
 

Önce sağlık


İşte bu duygularla bir dizi halinde kendi yaşadıklarımı sizinle paylaşmayı düşündüm.

Aslında kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak "ÖYKÜLERLE YOLCULUK" adını verdiğim kırk dördüncü bölümünü yazdığım bir öykü dizim var. Orada bu konuyu öyküleştirirken daha geniş ele aldım.

Bu yazı dizisinde o görüp yaşadıklarımı özetleyerek sigara alışkanlığı olan herhangi birinin yaşayabilecekleri gerçeği size özlü olarak anlatmaya çalışacağım.

İlk bölümde de yazdığım gibi; bu anlatacaklarım bir kurgu değil, gerçek yaşanmışlıklardan izlerdir. Bunları öyküleştirerek anlatmaktaki amacım okunma kolaylığı sağlamak için.

Öykümüz şöyle başlıyor…

O bu hastanede birçok kez yatarak tedavi görmüştü. Hastane sadece göğüs hastalıklarıyla ilgili olduğu için oldukça da yararını görmüştü.

En son taburcu olduktan sonra doktor onu tomografi ve birkaç tetkik yaptırması için devlet hastanesine göndermişti.

O da devlet hastanesinde çektirdiği tomografinin disketini ve tetkik sonuçlarını alıp o gün göğüs hastanesine gelerek sonuçları doktora vermişti.

Doktor ona biraz beklemesini söyleyince dışarı çıkmış, bekliyodu.

Az sonra doktor kapıdan “Doğan bey gelirmisiniz?” deyince o kardeşi ve eşiyle odaya girdi.

Doktor çok efendi, hastasına saygılı biriydi. Elinde onun verdiği tetkik sonuçları vardı.

O sonuçlara bakarak “sizin coah olma ihtimaliniz oldukça yüksek. Az önce üniversiteden hocam olan doktoru arayıp sizin için randevu aldım. Bundan sonra sizi o takip edecek. Bu sonuçları ona götürün” dedi.

O anda onun kulakları uğulduyordu.

“Coah olma ihtimali oldukça yüksek. Bundan sonra sizi o takip edecek” sözleri onu çok şaşırtmıştı.

Çünkü geçen hafta tanıdıkları birinin akciğer kanserinden öldüğünü öğrenmişti. Doktorlar onun için de önce coah teşhisi koymuştu.

Oysa o kendisinin kronik bronşit olduğunu düşünüp ‘kendince teselli buluyordu’

Ama şimdi doktor ona oldukça düşünceli bir şekilde “sizin coah olma ihtimaliniz oldukça yüksek” derken; sanki idam kararını söylüyormuş gibi gelmişti.

Şaşkınlıkla yanında duran kardeşine ve hemen onun yanındaki eşine baktı. Onlar da şaşkındı.

Doktora “eminmisiniz doktor bey. Coah mıyım?” dedi.

Doktor ondaki şaşkınlığı ve korkuyu fark etmişti.

“Hemen endişeye kapılmayın Doğan bey. Ben ‘ihtimal’ dedim. Hem tıp çok ilerledi. Şimdilerde kanserin bile çaresi var. Yeter ki siz verilen tedaviyi doğru uygulayın” dedi.

Artık orda yapacak işleri kalmamıştı. Doktordan müsaade istediler, ellerinde tetkik sonuçları mesai bitmeden üniversiteye, doktora yetişmek için yola çıktılar.

Arabayı kardeşi sürüyordu. Eşi arkaya oturmuştu…

O elinde tetkik sonuçlarına bakarken dalıp gitti.

Sigara içmeye on yaşında başlamıştı…

O yıllar çocuklar büyüklerine öykünerek sigara içmeyi marifet zannediyordu. O sıralar hemen hemen bütün çocuklar bir şekilde sigara içme alışkanlığı ediniyordu.

O da gezmek için gittikleri teyzesinin evinde teyze çocuklarının ısrarıyla ilk sigarasını içmişti.

Sanırım onlar kendilerini ispiyonlamasın diye ona sigara içmesi için çok ısrar etmişler ve sonunda onu sigara içmeye ikna etmişlerdi.

Şimdi elinde tetkiklere bakarken aklına gelmişti bu…

Evet evet; kesin o nedenle sigara içmesinde çok ısrarcı olmuşlardı.

Öyle veya böyle o gün orada içtiği ilk sigara ile başlayan sigara yolculuğu tam kırk iki sene sürmüş; iki yıl önce sigarayı bırakmasıyla son bulmuştu.

Ama bugün doktor “sizin coah olma ihtimaliniz oldukça fazla” dediğine göre; sigarayı bırakmakta geç kaldığı anlaşılıyordu.

İlk sigara içmeye başladığı yıllar haliyle kaçak olarak içiyordu. Çünkü her zaman sigara bulamıyordu. Arkadaşlarıyla ortak sigara alıyorlar. Paketi biri saklıyor. Sonra buluşup içiyorlardı. Sigara bulamadıkları zaman ‘sanki çok tiryakiymiş gibi’ pancar yaprağı, asma yaprağı sarıp içiyordu. O yıllar köyden okumak için gelip ev tutan arkadaşların evinde buluşup oralarda da sigara içiyordu.

Bu şekilde kaçak, sıkıntılı sigara içerken; okumak için gittiği şehirde kaldığı yurtta veya arkadaşlarıyla tuttukları evlerde artık daha rahat sigara içebiliyordu.

Hele yüksek öğrenime başlayınca iş daha kolaylaşmış, babası hariç herkesin yanında rahat sigara içebiliyordu.

Artık sigara onun vazgeçilmez bir alışkanlığı olmuştu. Özellikle kitap okurken olmazsa olmazıydı sigara.

İyi ki o sırada esrara alışmamıştı. Çünkü o sıralar etrafında çok esrar içen vardı. Ama o ‘belki alışır bırakamam diye’ esrardan hep kaçınmıştı.

Otuzlu yaşlara geldiğinde artık sigara yavaş yavaş vücuduna verdiği zararla kendini hissettiriyordu. Çünkü daha çabuk yoruluyordu.

Özellikle otuz beş otuz altı yaşına gelince öksürükler artmıştı. Ama o aldırış etmiyor;  günde ortalama iki paket sigara içmeye devam ediyordu.

Kırk yaşına geldiğinde ilk önemli sinyali almıştı…

İlçede bir gece aniden nefes alması zorlaşmış; bir arkadaşın arabasıyla hastaneye gitmişti. Orada ilk kez serum takmışlar ve oksijen vermişlerdi.

Sonraki aylar ve yıllarda bu hastaneye gitmeler özellikle kış mevsiminde daha sıklaşmıştı.

Her seferinde serum takıyorlar ve oksijen veriyorlardı.

İlk akciğer filmi çektirdiğinden tanıdığı röntgen uzmanı “aman Doğan bey… Anfizem olmuşsunuz. Sigarayı bırakmazsanız sonu kötü” diye uyarmış; ama o “atın ölümü arpadan olsun dostum” deyip gülüp geçmişti.

Filmi isteyen göğüs doktoru “kronik bronşit” teşhisi koymuş ve sigarayı bırakmasını söylemişti.

Ama dostumuz her ‘sigarayı bırak’ veya ‘bırakman lazım’ diyene adeta gülüp geçiyor, yaşadığı durumun vehametini anlamıyordu.

Halbuki nefes problemi giderek artıyordu.

Çünkü yalnız kendi sigara içmekle kalmıyor, yaptığı iş gereği (o sıra kahve işletiyordu) iş yerine gelenlerin içtiği sigara dumanlarını da yutuyordu.

O sıralar çocuğunun tahsili için Denizli’ye taşınmıştı. Orada bir inşaat şantiyesinde şantiye sorumlusu olarak çalışıyordu. Yeni işi gereği açık havadaydı. Sadece kendi içtiği sigaranın zararını yaşıyordu. Ancak daha önceki zamanlarda içtiği sigara ona edeceğini etmişti.

Bir kez inşaatta öksürürken kayıp gitmiş. Kardeşine haber vermişler; o da arabasıyla gelmiş, onu hastaneye götürmüştü.

Yolda “abi bırak şu sigarayı. Bak ben bıraktım. Çok zor olmuyor. Senin iraden sağlamdır, istersen bırakırsın. İnşaatta öksürürken baygınlık geçirdiğini söylediler çok korktum. Bırak şu sigarayı” diye adeta yalvarmıştı.

Ama hastanede serum ve oksijenle nefesi açılınca az önce yaşadıklarını sanki hiç yaşamamış gibi, etrafındakilerin ‘kardeşinin, eşinin ve çocuklarının’ “ne olur sigarayı bırak” demelerine hiç aldırmadan yine sigara içmeye devam etti.

Ta o güne kadar…

O gün biraz grip gibiydi. Eve gidince eşine ıhlamur kaynattırmış: ama hiç yararı olmamıştı. Gece boyunca nefesi zor aldığı için tıslayıp durmuş, bu sırada kızı sabah kadar başında beklemişti.

Kızının onu sabaha kadar beklemesi ve üzgün hali nefes sıkıntısıyla birleşince sabah eşine sehpanın üzerindeki sigara paketini gösterip ‘çöpe at şunu’ demişti.

Eşi onun sigarayı bırakacağına hiç inanmadığı için çöpe atmak için aldığı paketi mutfakta rafta saklamıştı.

Sonra eşinin sigarayı kesin bıraktığını görünce paketi alıp gelmiş ‘o gün sigarayı bırakacağına inanmadığım için kıyıp çöpe atmamıştım. Şimdi atıyorum artık’ deyip, sigara paketini içindeki sigaralarla parçalayıp çöpe atmıştı.

Elindeki tetkik sonuçlarına bakarken bunlar aklından geçiyordu.

O gün eşine sigara paketini gösterip "şunu çöpe at" derken sigarayı bıraktıktan sonra rahatlayacağını düşünüp sigarayı bırakmıştı; ama sigarayı bıraktığı sırada zorlanacağını, tekrar başlamamak için çok uğraşacağını düşünüyordu.

Hiç zorlanmadığını görünce de çok şaşırmıştı.

Çünkü sigarayı bırak dediklerinde "bırakamıyorum" derken sigaranın bırakılamayacağını kendine adeta telkinle kabul ettirmişti.

Sigarayı kolayca bırakınca 'insanın kendine verdiği zararı cümle alem birlikte veremez' diye ifade edilen özdeyiş aklından geçince kendine çok kızmış; ama sigarayı kolayca bıraktığı için de çok sevinmişti tabi.

Bir yerlerden sigarayı bırakınca akciğerin yavaş da olsa kendini yenileyeceğini öğrenmişti. Umutla akciğerin kendini yeniliyerek eskinden olduğu gibi rahat nefes alıp vermeyi umuyordu.

Ama umduğu gibi olmamıştı.

Sigarasız yaşadığı sırada soğuklu bir gün evde nefes alıp vermekte zorlanıyordu. O sıra evde olan annesi ve teyzesi onun durumunu iyi görmedikleri için ambulans çağırmışlardı.

Ambulansla gelen doktor ona damardan bir iğne yapmış. “Senin ambulanslık bir durumun yok. Yarın sabahleyin acile gelin. Orada sizin hastaneye yatışınızı yaparlar.  Ama söylediğim gibi acilden giriş yapın. Poliklinikte sıra beklemeyin" diye tembih edip gitmişti.

O gece sabahı yine zor etmiş; doktorun tembihlediği gibi hastaneye acilden gitmişler ve yine doktorun söylediği gibi onu göğüs hastalıkları servisine yatırmışlardı.

O gün koğuşta yatağına uzanınca da aynı şimdiki gibi kulakları uğulduyordu.

Çünkü kendisine kaç kere sigarayı bırakması söylenmiş. Röntgen uzmanı, gittiği doktorlar sanki müneccim gibi onun geleceğini görmüş; aynı onların söylediği gibi sonunda hastaneye yatmak zorunda kalmıştı.

Artık ondan sonra hastanelerin müdavimi olmuş; kaldığı her şehirde, gittiği her yerde mutlaka hastanelerde yatarak tedavi görmüştü.

Her gittiği hastanede yeni insanlar tanımıştı...

Tıpkı mahalle arkadaşı, okul arkadaşı, asker arkadaşı gibi hastane arkadaşları olmuştu.

İçlerinde çok ilginç insanlar vardı. Kaşarlanmış, hastaneleri barınak gibi görenler, kendisi gibi hastaneye ilk kez geldiğinde ‘şaşkın ördek gibi’ çaresiz bakınanlar, doktordan fazla doktor olanlar, hastaneciliği meslek haline getirmiş olanlar, gözünün önünde son nefesini verenler.

Neler görmüştü neler? Şimdiden sonra ‘kim bilir?’ daha neler görüp, neler yaşayacaktı.?

Kardeşi “abi sıkma canını. Bunlar da gelir geçer. Sen nelerini gördün?” diye ona seslendiği sırada bunları düşünüyordu.  (devam edecek)

  

 
Toplam blog
: 182
: 232
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..