- Kategori
- Siyaset
MİT soruşturması ve düşündürdükleri

Komplo teorilerinin birbiri ardından boy gösterdiği bu puslu havada, devlet yönetiminden hiç anlamayan biz fanilerin olaylara bakışı daha da güçleşmektedir. Tam güçlerin tek bir merkezde toplandığından şüphe etmediğimiz bir zamanda, bir savcı çıkıp Başbakanın özel temsilcisi hakkında soruşturma başlatıyor. Böyle bir yol kazası olabilir mi? Ya da Gülen ile Erdoğan bir yol ayrımına gelebilir mi?
Yürütme ve yasama organları güçlü halk desteğinin bir sonucu olarak dikensiz bir gül bahçesinde tüm yetkilerini liderin tartışmasız doğrularına teslim etmiştir. Daha doğrusu bu organların içinde çalışan bireyler, iradelerini kendi oluşumlarının sorumlusu olan tek bir kişiye biat ederek yola çıkmışken ve bu yolda hep güçlenerek nemalanırken bölgenin hatta dünyanın sevip saydığı bir lidere daha fazla biat etmekten daha doğru bir yol olabilir mi? Böyle bir yükseliş devrinde hangi çılgın, Liderin sözünün dışında bir söz edebilir? Zaten söz eden de yok. Bunun tek istisnası Lider hastanede yatarken şike yasasında farklı durur gibi olan birkaç AKP’li Gül’ün de vetosundan aldıkları teşvikle ortaya çıktı. Fakat Erdoğan’dan gelen başarılı ameliyat haberi ve ardından da yasayı hemen çıkarın talimatı ayranların kabarmasını önledi. Vetodan dönen yasa virgülüne bile dokunmadan onaylandı. Lidere olan sadakat bu vesile ile perçinlendi. Meclisteki grup yukardan gelen talimatları muhalefetin karşı çıkışlarını dikkate bile almadan uygulamaya devam ediyor. Yeni iç tüzük yasası ile muhalefetin meclisteki varlığı “olsa da olur, olmasa da” zihniyetiyle yok edilmeye çalışılıyor. Zaten Başbakan meclise her salı fırça toplantıları vesilesiyle uğruyor, tüm haber kanalları canlı olarak bu grup toplantılarını halka sunarak habercilik rekorları kırıyorlar. İstişare Meclisimiz görevlerini eksiksiz yapıyor. Bu arada yukardan dayatılan emirnamelerden yargının da nasibini aldığı sık sık ortaya çıkmakta Deniz Feneri davasında bağımsız kararlar aldığı anlaşılan yargıçların görevden alınması ve bazı yargı bürokratlarının yerlerinden edilmesi yargı bağımsızlığının yok edildiği emarelerini kanıtlıyor. Özel Yetkili Mahkemeler ise tam bir olağanüstü hal mahkemeleri işleviyle tutuklama kampanyalarına devam ederek muhalif kesimlerin suskunlaşmalarına yol açıyor. Tüm bu gelişmeleri gündemine alamayan basın ise yüzlerce üyesi hapiste ve oto sansür uygulamayan yazarlarını işten atarak iktidarın hizmetinde pandomim yaparak yaşamını sürdürüyor. Kısacası halktan aldığı güçlü desteği bir Çoğunluk Diktatörlüğüne dönüştüren iktidar, hızla yoluna devam ediyor. Yasama, Yürütme, Yargı ve Basın tek merkezden idare ediliyor.
İktidarın bu kadar tek merkezden yönetildiği dönemde Gülen-Erdoğan çelişkisi bir abartı olmak zorundadır. Çünkü Siyasal İslam iktidarını kimseyle paylaşmaz. Ve monist bir iktidar gücüdür. Bu Erdoğan’ın herkes tarafından kabul edilen gücüdür. Gülen toplumsal değişimin uzun vadeli kadrolarını yetiştirip kendine yürekten biat eden nitelikli kadroların (Prof, Yazar, Gazeteci, Bürokrat v.b) gönlündeki iktidardır zaten. Onun projesinde bildiğimiz tarzda hükümet etmek yok. O “hizmet” ederek her daim iktidar olacağının bilincindedir. Onun iktidarı “İslamın Altın Çağı” dediği büyük toplumsal dönüşümdür. Ve o çağ tüm toplumun bu bilinçteki kadrolar tarafından idare edildiği yerdedir. O yere ne kadar yakınız? Soruyu buradan sormak gerekir.
Mit soruşturması mı? Erdoğan’ın kişisel iktidarını daha da pekiştirecek bir yasal düzenlemeyle zaten hallolmadı mı?