- Kategori
- Öykü
Mona Bölüm - 10

Binlerce yıl ötelerdeki bir gelecek...
Orion sinyallerine karşı
Dünya güçleri bir araya geliyor.
Açılabilen her perde, gizemin derinleştiğini gösteriyor.
“Her şey göründüğü gibi değildir,
gerçekler arkasında olabilir”
Ali ve arkadaşlarının tutsaklıkları devam ediyordu; Gölgelilerin robot ve enzim sorunu çözümlenmiş, kaçırılmalarından bu yana çekilmesi zor 5 yıl geçmişti, sözünde durmayan Org habire yeni işler yüklüyordu. İki yıl önce, MONA-G ismi ile gaddarlık ötesi bir proje başlatmışlardı: Kuzey Amur'daki üslerini Mona'ya taşıma ve onu bütünüyle bir savaş makinası haline getirme peşindeydiler. Böylece, başta ARCAD olmak üzere hızla gelişen teknolojilerinden rahatsız oldukları dev şirketlere dilediklerini yaptırabileceklerini düşlüyorlardı. Mona derinliklerinde keşfettikleri OSRİYUM cevherinin işlenmesi bu hedeflerine yönelik ilk adımları olacaktı; cevherin içindeki bir nadir elementin özel düzenlenmiş bir manyetik alan altında yaydığı ışınlar, iletişim kanallarını dumura uğratabiliyor ve cisimlere görünmezlik kazandırabiliyordu. Geçen yıl Gölgeli robotları, bu nadir elementi cevherden sökebilmişlerdi; Projeden bihaber tutulan Ali ve arkadaşları ise hala özel manyetik alanın geliştirilmesine çabalıyorlardı; mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda kararlı sonuçlar almak kolay değildi...
Mina-8’in direktörü Keyn’i uyku tutmamıştı. Yatağında bir o tarafa bir bu tarafa dönüyordu. Yıllardır herkesi ürküten ve bazılarını da artık karamsarlığa sevk eden Orion sinyallerini ve etkilerini analiz edebilmek için ekibini yarın nasıl yönlendireceğini kafasında kurmaya çalışıyordu. Yıllar önce Ali ile sağlanabilen haberleşmeden öğrendikleri bilgi hala en önemlisiydi: Ali, yaptığı testlerde, Gölgeliler’in yeni nesil robotlarının Orion sinyallerinden ötürü kontrolden çıktıklarına dair önemli bulgular yakalamıştı. O zaman gönderdiği simulasyon Mina-8’de tekrarlanmış, Ali’nin sonuçları kanıtlanmıştı. Bağlı olduğu NAGEN ile birlikte MARN ve ARCAD başkanları son günlerde, gizemli konuları çözümlemek için Mina-8’i tercih ediyorlardı; bu da, bir direktör olarak omuzlarındaki yükü ağırlaştırıyordu. Bu düşüncelerle zaten uyuyamayacaktı, kalkıp gece vardiyasının çalışmalarını denetlemek için laboratuvara yöneldi. R-50’nin işlemcisi, insan davranışlarına ve onların bazılarındaki sorumluluk bilinci ve özveri gibi duygulara alışık olmasına rağmen Keyn’nin haline dayanamamıştı:
“Efendim! Dinlenmeniz lazımdı; neden geldiniz? Size daha çok yarın ihtiyacımız olacak.”
“Kafam karma karışık. Hem, ben uykusuzluğa alışkınım biliyorsun.”
“Biraz önce Mona salınımları arttı, Kuzey Amur’da şiddetli depremler başladı. Magma[1] hareketlerini de izlemeye aldık.”
“Al sana bir yenisi daha! Eskilerini halledemeden yenileri çıkıyor. Ali ve Veli’nin uzaktan yardımını denediniz mi?”
“MARN’da bulduğumuz yöntemle sürekli iletişimdeyiz ama bize fazla zaman ayıramıyorlar.”
“NAGEN’in Mona ekibi nerede kaldı? Bugün gelmeleri gerekmiyor muydu? Başkan Karin söz vermişti.”
“ARCAD’ın da katılımını bekliyorlarmış, bir kez daha sorun isterseniz.”
Keyn hemen Başkanı aradı: “İyi günler dilerim Sayın Başkanım! Mona ekibin ne zaman gelebilecek acaba?”
“İyi geceler demen lazım Keyn! Benim gibi sen de hala ayakta mısın? Yoğunluğunuzu izliyorum, endişelenmeyin, iki gün içinde orada olacaklar.”
“Dört gözle bekliyoruz efendim.”
“Tamam Keyn! Biliyorum durumunuzu... Onlar da ARCAD uzmanlarını sorup duruyorlar.”
“ARCAD’lılar bu sefer kılı kırk yarmasalar bari.”
“Neredeyse hazırlarmış, üzülme! Kristal piramitten Mona’nın tarihi ile ilgili önemli ipuçları yakalamışlar; tünelin ışığı belki de orada gizli.”
R-50 araya girdi: “Efendim! Ben rastlamamıştım ama yeni deşifrelerden bir şeyler buldularsa, işimiz çok kolaylaşır.”
“Biliyorsunuz, Mona konusunda yıllar boyu gündemimizi işgal eden geleneksel bilmece: “Neden, kendi evrenimizdeki çekim kuralları, Mona ve yakın çevresi için geçerli olmuyor?” sorusu. Dedelerimizden dinlediğimiz söylentilerin bile üzerine eğildik ama hala sıfıra sıfır elde var sıfır.”
İletişim kanalında aniden, Karin’in son sözlerini perdeleyen parazitler ortaya çıkmıştı. ENİT modülü ile tüm spektrumu taradılar. Parazitin kaynağı yine Orion’du. Bu kez, Orion ve Mars arasında bir iletişim kurulmuştu. Yüksek enerji düzeyi, Mina-8’in kullandığı bantları köreltiyordu. R-50’nin uyarısı gecikmedi:
“İletişim, yeni kullanmaya çalıştığımız hiperuzay frekanslarından yapılıyor. İçine girebilmemiz için onlarınkinden daha fazla enerji lazım. Bulsak dahi, ENİT buna dayanamayabilir. Ne önerirsiniz?”
Keyn çaresiz görünüyordu: “Elimiz kolumuz bağlandı... Mina-8’de böyle bir gücü düşünmek bile hayal... Haberleşmelerimiz de kesik. Aşağıdakiler bir çare arıyorlardır umarım.”
NAGEN’in en yeni tekonolojiler ile donatılmış kumanda merkezinde Karin durumun farkındaydı. Ali ile iletişim kurdukları ve Orion sinyallerinin bir şekilde etkileyemediği psişik kanaldan önce Hars’ı aradı. ENİT’in henüz denenmemiş üçüncü güç düzeyinin nasıl çalıştırılacağını öğrenmesiyle birlikte Hars ve Muur’dan Mina-8’e ihtiyaç duydukları gücü aktarmalarını rica etti. Bu arada, psişik kanaldan Mina-8 bağlantısı da yeniden sağlanmıştı.
Dünya üzerindeki tahsis edilebilen santrallardan yöneltilen FİRAZ[2] ışın demetleri Mina-8’in alıcı panelleri üzerine odaklanmış; bu işlem, gerekli uyarılar yapılmadan gerçekleştirildiği için de hava trafiğinde dramatik kazalar meydana gelmişti. Üçüncü düzeyine ayarlanan ENİT modülü Orion iletişim hattına çevrilmiş; herhangi bir kötü sürprize karşı da Mina-8’in koruma kalkanları kaldırılmıştı. Her şey hazır gibiydi; sanal tuş Karin’in komutunu bekliyordu; “Evvet! Hadi bakalım neler göreceğiz,” diyerek tuşa dokundu. Nefeslerin tutulduğu kısa bir sessizliği R-50 bozdu:
“Hatta girdik… Mars’tan giden bazı sinyaller alıyorum… Bir dakika! Orion sinyalleri de geliyor. Çok hızlı ve yoğun bir iletişim… Fazla sürdüremeyeceğiz, daha yüksek enerji düzeyine atlıyorlar, galiba deşifre olduk, kapatmak zorundayım, paneller zorlanıyor.”
Keyn hemen atıldı: “Ne topladıysak hemen çözmeye çalışalım bari. Ali ile temas kurun! Şu anda bize ivedi uzmanlığı lazım!”
Muur[3], ARCAD’daki özel laboratuvarında gelişmeleri yakından izliyordu: “Aldığınız sinyalleri bize de yollayın!”
Hars ise MARN’daki ofisinde pür dikkat kesilmişti: “Bizi de unutmayın; biz de bir şeyler yapabiliriz. Bakalım kim önce çözecek, bulanın ödülü benden.”
Her tarafta hummalı bir çalışma sürüyordu. Moraller bozulmaya, umutlar zayıflamaya başlamıştı. Sinyallerde yakalanabilen anlamlı olabilecek işaret yığınları yorum beklemekteydi. Ali, Org’un baskısı ile ara verdiği işine dönmek zorunda kalmıştı. Bir ara, önündeki ekranda adaşının yüzü belirdi. “Her şey göründüğü gibi değildir, gerçekler arkasında olabilir.” dedikten sonra ekran karardı. Ali bu sefer, onun ne demek istediğini her nasılsa anlamıştı. Hemen R-50’yi aradı:
“Galiba buldum... Ben şu anda çok yoğunum; anlamlı işaretlerin arkasındaki sinyallere bakın!”
R-50, haberi herkese yaydı; bir taraftan da, Ali’nin dediklerini uygulamaya koydu. Yeni bir şevkle kollar sıvanmıştı. R-50, Mina-8’in nöro-fotonik işlemcilerini[4] seferber etti. Analizler, üç boyutlu hologramlarla arka arkasına görüntüleniyordu… Sâkinliğini hiç bozmayan Muur’un sözleri bir süre sonra tane tane herkesin NAROB’larındaydı:
“Burada, “beta” ya benzeyen işaretin altında büyükçe bir dosya yakaladık; siz de farkettiniz mi? Hiperuzay[5] altının ikinci boyutunda. Anlayamadığımız yazılar ve görüntüler var. Diğer işaretlerin altı da böyle doluysa, işimiz uzayacak gibi görünüyor.”
Keyn heyecanlanmıştı: “Sayın başkan, Tebrik ederim! İlk adımı siz attınız; umarım arkasını getiririz. Dediğiniz işarete şimdi bakıyoruz... Evet, bulduk galiba... Çok geniş bir dosya; yalnız, bazı yerlerinde flaş eden sözcükler var, dikkat ettiniz mi? Bunlara öncelik vermeliyiz belkide.”
“Haklısınız, deneyelim bakalım... Şimdi, bir işareti daha açmışlar... Hey, Karin! Hattaysan bir ricam olacak: NAGEN’deki yeni işlemcinizi kullanabilir miyiz? Bizdekilerle çok zaman harcayacağız.
“Tabi, derhal... Onu Mina–8’e yönlendiriyorum, oradan eşgüdümlü çalışabilirisiniz.”
R-50’nin tespitleri gecikmedi: “Flaş eden sözcüklerde ses sinyalleri saklı. Anlaşılmıyor ama iki ayrı ton var; karşılıklı konuşma yapılmış gibi.”
Hars’ın “Şu Ali’nin adaşı önümüzü açtı; biraz daha ses verse de tam rahatlasak olmazmı sanki?” şeklindeki çıkışını Muur “İpin ucunu yakaladık bir kere; gerisi gelir Hars,” diyerek yatıştırmak istedi.
NAGEN, ARCAD ve MİNA-8 işlemcileri birleştirilmişti; yeni dosyalar bulunmakta ve analiz edilmekteydi. Orion iletişiminden kısa sürede yakalayabildikleri bilgilerin bu kadar yoğun olması ve iletişimin üç saate yakın sürmesi, her iki taraftaki teknoloji düzeyinin hayret verici yüksekliğine işaret ediyordu. Başkan Karin kaygılanmıştı:
“Bakın ne diyeceğim! Bence bu iletişim, dışımızda çok üstün uygarlıkların olduğunu gösteriyor. Umarım niyetleri iyidir; yoksa halimiz harap.”
Keyn ise olumlu tarafından bakmaya çalışıyordu: “Sinyaller sistemimize şimdilik önemli bir zarar vermedi. Bu iyiye işaret olabilir.”
Hars, iletişimin bittiğinden kuşkuluydu: “Yeni bir iletişim başlamadı değil mi Keyn?”
“Hayır efendim! Ortam sakin görünüyor. Hem başlasa da artık yapacak bir şeyimiz yok, atladıkları enerji düzeyine erişemeyiz.”
R-50’ye tuhaf gelen bir şey vardı: “İletişim gerçekten Orion-Mars arasında yapılıyorsa, bu mesafe için bu kadar enerji kullanmaya ne gerek var anlayamadım doğrusu.”
Hars’ın yorumu farklıydı: “İletişimlerini gizli tutmak için değil mi R-50? Bak, gücü yükselttiler, giremedik.”
“O düzeyde bir uygarlık daha kolay yöntemlerle de kamufle edebilirdi bence.”
Muur’un “İletişimlerinde kullandıkları boyutlar sık sık değişiyor olabilir,” şeklindeki değerlendirmesini ise Başkan Karin algılayamamıştı:
“O da ne, Sayın Başkan?”
Muur cevabı geçiştirmek istiyordu: “Biliyorsunuz evrenimiz, madde, enerji ve kütle çekimi ile birlikte çok çeşitli dalgalardan oluşuyor.”
“Evet, buraya kadar malum; ya sonrasında ne var?”
“Bu dalgaların her yapı taşlarında, maddeye hapsedilmiş boyutların bazıları var. Bu boyutlar dalganın yaşam süresi boyunca değişmiyor.”
“İşte bu yeni; bu da ARCAD’ın saklı tuttuları arasında mı? Bu davranışınıza alışkınız ama bu günümüzde bari ketum olmayın canım!”
Hars dayanamadı: “Haydi Muur! İşimize yarayacak bir sırrın varsa göster babalığını, gün bu gündür.”
“Üzgünüm, daha fazla ayrıntı veremem, bizim için de taze bir konu. Hem, şimdilik yararlanabileceğimizi de zannetmiyorum.”
Karin üstelemedi: “Ne diyelim? Öyle olsun bari.”
Harsın dargınlığı ise ses tonuna yansımıştı: “Neyse, elimizdekilere dönelim arkadaşlar! Kafamız epey bulandı.”
Bu arada, NAGEN ekibi ARCAD uzmanları ile birlikte Mina-8’deki çalışmalara katılmıştı. Orion iletişiminden elde ettikleri bilgileri, kristal piramitten süzebildikleri ile birleştirmeye koyuldular. Aralarında ilginç ilişkiler vardı: her ikisi de dipsiz bir kuyu gibiydi, çözümlenebilen bilgilere göre uygarlık seviyelerinin çok ötelerde olabileceği anlaşılıyordu. Hangisinin daha üstün olduğu belki de zamanla ortaya çıkacaktı;tabi o günleri görebilirlerse…
[1] Magma: Yer kabuğunun yaklaşık 100 km altında bulunan yüksek sıcaklıktaki ergimiş mineraller, yanardağlardan lav şeklinde dışarı püskürür.
[2] FİRAZ: Enerjiyi uzak mesafelere nakledebilen lazer benzeri ışın.
[3] Muur: Zena bölgesinin en büyük şirketi ARCAD’ın ihtiyar delikanlı başkanı.
[4] Nöro-fotonik işlemci: Yapay sinir ağları ve elektrik yerine ışığı kullanan bilgi işlemci.
[5] Hiperuzay: İçinde bulunduğumuz üç boyutlu mekanın uzak mesafelerini birbirine bağlayabilen farklı boyutlardan oluşmuş tüneller.