​ Morgtan notlar / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '07

 
Kategori
Psikoloji
 

Morgtan notlar

Morgtan notlar
 

Solu bu havayı, ne duyuyorsun? Ne görüyorsun? Ben söyleyeyim: yaşamı. Üşüyen bu ölüler sana yaşamı öğretecek. Ölüm yaşamın panzehiridir çünkü. Çünkü biz aslında yaşamıyoruz. Bu dolaplanmış kafalardan tek farkımız nefes almak; nefes alıyoruz, nefes veriyoruz, zombi gibi.

Hepimizi yaşamda ölü kılacak mutsuzluklarımız ve keyifsizliklerimiz var ve insan mutluluğun ve güzelliğin değil çirkinliğin ve umutsuzluğun arkasına saklanmaya daha yatkındır her zaman.

Herkesin sıkan bir ayakkabısı vardır, sıkan bir işi, sıkan bir karısı ya da kocası, hayal kırıklıkları yaratan bir futbol takımı, siyasi partisi, ailesi ya da eksikleri vardır; arabası, evi, elbisesi, yüzüğü, silahı, genç sevgilisi, mükemmel bir işi hemen her şeyleri eksiktir.

Aslında hiç kimse yaşadığı gerçekliği yani koşulları hiçbir zaman hak etmemiştir ve kendisi her zaman daha iyisine layıktır. Onun için böyle yaşamak da yaşamak mıdır ?

Ama gel dokun şu çeliğe, içinde yatan çıplak kadını ya da adamı düşün, neye yaklaştırıyor seni, ölüme mi? Hayır, yaşama… Dedim ya; ölüm aslında yaşamın panzehiridir.

Ölümü tanıdıkça yaşamı tanıyacak, ölümü duyumsadıkça yaşamı algılayacaksın ve yaşamda mutsuzluk nedenlerin küçülecek zamanla.

Ayağını sıkan ayakkabını fırlatacaksın bir tarafa, eşinle ya boşanacaksın ya da daha güzel yaşamayı öğreneceksin; işinden ayrılacaksın belki, yaşayan bir işsiz olacaksın ya da bunu bir araç olarak kullanıp yaşayacaksın, belki tuttuğun futbol takımı senin için en önemli şey olmayacak, siyasi parti taraftarlığı yapmayacaksın sadece yaşamın fanatiği olacaksın, ev, araba ve lüks eşyalar senin için bir karton kutu değerine dönüşecek, açıkta kalmayı seveceksin, aileni sadece var oldukları için sevecek ve oldukları gibi kabulleneceksin, farklı bir kimlik istemeyeceksin belki kimliğin bile olmayacak tüm aidiyetlerinden kurtulacaksın, kendini başka guruplarla tanımlamaktan onlar üzerinden var etmekten vazgeçeceksin bir ırk istemeyeceksin, bir milletin olmayacak, rengin beyaz olmayacak, cinsiyetsiz olacaksın mesela, sadece insan olarak varolacaksın yeryüzünde, sahip olmak istemeyeceksin hiçbir şeye, her şeyi varolduğu için seveceksin, senin olduğu ya da varlık nedenin olduğu için değil. Bir çiçeği demetleyip evinde vazolamayacaksın, o demeti toprağında seveceksin ve zamanla anlayacaksın ki vazoda solup atılan çiçek gibi sahiplenmeye çalıştığın her şey de zamanla çürüyüp atılacak hayatından, hiçbir şeyin seninle nasıl göründüğünü merak etmeyeceksin, yanındayken keyif alacaksın.

Sevdiğin insanla sevişeceksin mesela, el alem ne düşünür demeyeceksin hem de deli gibi sevişeceksin yaşamda bakir bırakacağın tek yer beynin olacak, hiç kimsenin beynini düzmesine izin vermeyeceksin.

İçinde nilüferlerin ve kurbağaların olduğu durgun yeşil bir göl olmayacak, sürekli çoşan, kabaran bir şelale olacak ve bilincinin en yükseğinden boşalacak.
İşte yaşamak böyle bir şey. Dokun bu ölülere, yaşarken daha çok ölü olan bu bedenlere, onlara son bir şans verilse ne yaparlardı, biliyor musun? Hayatlarının en büyük ahlaksızlıklarını, yani yaşama ahlakını…

Yaşamak hiçbir boyut ve dünya için ertelenemeyecek kadar kutsal bir şey, hepimiz buharlaşacak olan bir su damlası gibiyiz, elbette yok olmayacağız ama doğaya karışmak için neden bekleyelim, yaşamak hayatımızın en kutsalı, kafirleştirmeyelim…

 
Toplam blog
: 46
: 1591
Kayıt tarihi
: 08.07.07
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunuyum. Şu anda özel bir telekomünikasyon şi..