- Kategori
- Siyaset
Muhafazakar bir ülke olduğumuzun farkında mısınız?
Bir gazetenin verdiği mesajı hatırlatıyor bu başlık. “ Tehlikenin farkında mısınız ?” Aslında tehlike denilen olgunun ülkede son dönemde artan muhafazakarlaşma olgusunun paralelliğinde seyreder bir hal alması, bu tehlikenin muhafazakarlaşmayla doğru orantılı arttığını gösteriyor tehlikeyi hissedenlere. Peki bu artan muhafazakarlık niye şimdi birden ortaya çıkıyor, yani sanki daha önce muhafazakar bir toplum değiliz de, bu son dönemde AKP’nin de iktidara gelmesine paralel olarak Türk toplumunun muhafazakarlaştığımız izlenimi veriliyor? Aslında kafaları kurcalayan soru bu. Çünkü daha önce de siyasal İslamcı hareketlerin Türkiye’de iktidarda bir şekilde yer aldıklarını biliyoruz. Fakat onların döneminde muhafazakarlığın bu denli artışta olduğunu söylememiz aslında güç. Bu güçlüğün sebebi toplumumuzda çoğunluğu oluşturan muhafazakar kesimin, Milli görüş geleneğini temsil eden bu iktidarlara karşı (MSP-RP) soğuk davranması. Bu soğukluğun temel sebebini ise bu partilerin özellikle 28 Şubat süreciyle Türk siyasal hayatına bir dönem damgasını vurmuş olan RP’nin Milli Görüş geleneğinden gelen radikal düşünceleri ve uygulamaları. Bu radikal düşünce ve uygulamalar bu akımın toplumun muhafazakar kesimiyle bütünleşmesini engellemekteydi. Bu engellemeyi ortadan kaldıracak olan muhafazakar kimliğinin yanına “demokrat” kimliğini eklemeyi unutmayan AKP’ydi. AKP’nin muhafazakar demokrat kimliğiyle Türk siyasal hayatına çıkması, Türk toplumunun çoğunluğunun içinde var olan muhafazakarlığın bir siyasi partide özdeşleştirilmesini sağlayacaktı. AKP’nin sözde demokratik açılımları ve RP dönemindeki radikal uygulamalardan uzak durması, muhafazakar kesimin kendisini toplumda daha rahat ifade etmesini sağlayacaktı. Ve muhafazakar kesim Milli Görüş geleneğini devam ettiren SP’nin 2002 ve 2007 seçimlerinde aldığı oylarla, bu kesime olan soğukluğunu ifade edecekti. Yani bütün bunların bir sonucu olarak Türkiye’de muhafazakarlık artmadığı, sadece toplumdaki tezahürü eskiye nazaran daha kuvvetli olduğu ortaya çıkıyor.
Bir iki türbanlıdan ibaret mi?
Burada dikkati çekmemiz gereken bir husus var. Daha önce de var olan bu muhafazakarlığın toplumda bu denli hissedilmesi aslında bir başlangıç mı ? Laik-Kemalist kesimin tabu olarak görülen konularda muhafazakar kesimin verdiği tepkilerin kamuoyunda seslendirilmesinde zayıf kaldığını görebiliyoruz. Ve bundan dolayı muhafazakar kesimin Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayan modernleşme sürecine, Kemalist anlayışa karşı bir duruş sergilemediği söyleniyor. Örneğin Atatürk döneminde yapılanlara karşı bir eleştirilerinin kamuoyunda çok nadir olarak var olduğunu görebiliyoruz.Bazı hassas konularda sertçe eleştirilen AKP’li vekillerin, eleştirildikleri birçok konuda Atatürk’ü örnek verip onu övmeleri de bu görüşe destek sağlayan örneklerden biri. Birkaç ay önce yapılan bir TV programında bir gazetecinin sorusu karşısında türbanlı iki genç “ Atatürk’ü sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum, Maraş’ta Fransız askerleri Nene Hatun’un başörtüsüne uzandı. Sütçü İmam ilk ateşi açtı, böylelikle Kurtuluş Savaşı başladı. O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanlar hep Müslüman... Atatürk olmasaydı, İngilizler olsaydı, haklarım daha geniş olacaktı.” şeklinde açıklamalarda bulundu. Tabi bu açıklamalar üstte belirttiğimiz görüşe paralel olarak birçok kişi tarafından ciddiye alınmadı, açıklamalar onları bağlar denildi ve hatta provokasyon kokusu hissedenler oldu.Ve çok çabuk bir şekilde bu açıklamalar unutturuldu Ama bence bu düşünceler bir yanılgıdan ibaret. Toplumda Atatürk’e yönelik bu düşünceleri savunanlar birkaç marjinal türbanlıdan ibaret değil. Toplumda bu düşünceleri savunan insanların sayısı düşündüğümüzden fazla. Örneğin Anadolu’daki üniversitelerde yapacağınız bir ankette beğendiğiniz lider/önderi sorduğunuzda ve şıklar olarak Fethullah Gülen veya Said-i Nursi ile Atatürk’ü verdiğinizde ortaya çıkacak sonucu tahmin etmek güç olmayacaktır, bu sonuçtan yani Gülen'in bu ülkedeki popülaritesinden ne kadar rahatsız olsam da.
Türkiye’de muhafazakarlık, Cumhuriyetin kuruluştan itibaren toplumda var olan bir olguydu, çeşitli iktidarlarla bu olgu gün yüzüne çıktı ve sonunda AKP iktidarının demokrat kimliğini muhafazakarlığa eklemleme çabasıyla muhafazakarlık toplum yapısında gittikçe belirgin bir hal almaya başladı. Ve bu hal artık laik-Kemalist kesimin tabu olarak gördüğü bazı konuların muhafazakar kesim tarafından sertçe eleştirilmesinin önünü açacak ve toplum yapısındaki bu değişim, yani muhafazakar kesimin kendini ifade edebilmesi kendisi ile keskin bir şekilde zıtlaşan laik-Kemalist kesimle bir kutuplaşmaya gitmesine yol açabilecektir. Türkiye’nin bu kutuplaşmaya karşı acil bir çözüm araması gerekmektedir.
Çağlar Ezikoğlu