- Kategori
- Tarih
Muhteşem Yüzyıl ve haremin büyüsü

Resim görseli(www.turkforum.net) adresinden alıntıdır.
Gizdir, gizemlidir harem. Sadece izin verilenlerin, izin verildiği ölçüde girebildiği ve görebildiği. Bu nedenledir ki yüzyıllar boyunca gizemini, erişilmezliğini ve sırlarını korumuş hatta günümüzde dahi korumaktadır.
Eski Türk gelenek ve yaşam tarzını incelediğimizde; günümüze değin ulaşan belge ve kitabelerden de anlaşılacağı üzere, kadının yeri ve önemi çok fazla ve apayrı bir konumda idi. Keza, Bey ya da Hakan'ın yanında, Divan'da ve yabancı elçilerin kabulünde eşinin yanında bulunmaktaydı.
Tarih yapraklarını karıştırdığımızda; Osmanlı padişahlarının, imparatorluk üzerinde, miras yoluyla hak talep edilmesini önlemek açısından, beyliklerden kız almak suretiyle eş almaktan vazgeçtiklerini öğrenmekteyiz. Ayrıca, Osmanlı soyunun devamının babadan geldiği ölçüsünü baz alarak kabul ettiğinden,annenin soyunun nereden geldiği önemsenmemiştir.Tabii ki gen bilimi ve genetik ilmi o dönemlerde söz konusu olmadığı için!
Ertuğrul Bey'in oğlu Osman Gazi'nin ilk eşi Şeyh Edebali'nin kızı Bala Hatun, ikinci eşi ise Mal Hatun idi. Gerek Osman Bey'in gerekse ondan sonra gelen hükümdarlar döneminde harem oluşumunun olmadığını, haremin imparatorluk kavramı geliştikten ve topraklar genişledikten sonra yerleştiğini görmekteyiz.
Yıldırım Beyazıt'ın eşi Destina Hatun ile birlikte Timur'a esir düşmesinin de harem olgusunun gelişmesinde önemli bir yer tuttuğu bazı kaynaklarda özellikle belirtilmektedir.
Osman Bey’in çadırından, Devlet-i Aliye büyüdükçe ve geliştikçe yerleşik düzene geçilmiş, Yıldırım Beyazıt zamanında düzene konulmuş, Fatih Sultan Mehmet tarafından teşkilatlandırılmış ve Kanuni Sultan Süleyman devrinde de en kapsamlı halini almıştır.
‘’Korunan yer, mukaddes alan’’ olarak sözlük anlamı yüklenen Harem, yıllar yılı batılı yazarların ilgisini çekmiştir. Harem-i Hümayuna giren, yabancı kökenli ya da gayrimüslim satıcı kadınların, anlatımlarına istinaden hakkında birçok yazı yazılmış ve oryantalist ressamlar tarafından, tablolar yapılmış ise de bu bilgilerin doğruluk derecesi tartışılır. Tabloların birer hayal mahsulü oldukları düşünülür.
ressam; Rudolf Swoboda- Harem Alışveriş 1914( www.forumgercek.com adresinden alıntı)
Harem, padişahın evi ve özelidir. Protokolde ve korunması gereken yerlerin birinci sırasındadır. Eski Floransa saraylarında kadın, erkek birlikte eğlence tertip edilen haremlerin aksine Harem-i Hümayuna, çok özel izin verilenler dışında erkeklerin girmesi yasaklanmıştır.
Padişah tarafından; emrindeki iki yüz zenci hadımla ‘’Kızlar ağası’’ ki ‘’Darüssade Ağa’’da denilen kişi haremin emniyet ve güvenliğini sağlamakla görevlendirilmiştir.
Harem, tüm mahremiyetine karşın cinsellikle anılmasına ve de padişahın zevk-ü sefa âlemleri sürdürdüğü bir mekân olarak tanımlanmasına karşın, bünyesinde üniversite niteliğinde eğitim kurumlarını barındırmıştır.
Padişah, haremin tek ve mutlak hâkimi olmakla birlikte; haremin yönetimi Valide Sultan’da idi.
Haremde barındırılan kızlar ki tarihi kaynaklara göre bunların sayıları zaman zaman 600- 700 civarını buluyordu. Haremde bulunan kızlar genellikle savaş esirleri veya esir pazarlarından alınan kızlardı. Ya da Kırım hanlarının padişaha gönderdikleri armağan yahut da Kafkasya’nın fakir köylerinden ailelerince saraya gönderilenlerdi. Haremdeki kızların, çoğunun Çerkez, Abaza, Gürcü, Hırvat, Sırp nadiren de Venedikli oldukları söylenmektedir.
Haremde yaşayan kadınlar, iki sınıfa ayrılmışlardı. Alt sınıfta, sarayın gündelik işlerini gören, çırak, kalfa ve usta olarak adlandırılanlar, üst sınıfta gedikliler vardı. Hareme ilk giren kızlar, dört beş yıl süresince dikiş, nakış, dil ve müzik eğitiminden geçirilirler ve bu eğitim sonunda başarılı olanlar, eğer ki şansları var ise padişahın gözdeleri arasına girebilirlerdi.
Haremden kadınların dışarı çıkmaları, alışverişe gitmeleri kesinlikle yasak olduğundan, genelde musevi asıllı ve kira adı verilen kadınlar hareme kumaş, mücevher, iplik ve diğer malzemeleri satmak için girerlerdi.
Cariyelere yıllık ödenmek üzere maaş bağlanırdı. Kalfaların yıllık maaşları daha fazla olur ve hatta birikimleri ile hayır işleri yaparlardı.
Ressam; Jean-Leon Gerome Sarayda kız ve havuz 1898(www.forumgercek.com adresinden alıntı)
Haremde gözde olan bir kız, kendi özel dairesine sahip olur, Külhancı usta tarafından yıkanır, kutucu usta tarafından giydirilir, haznedar tarafından değerli takılarla bezenerek, kızlar ağası tarafından da has odaya götürülürdü.
Ressam;Jean-Leon Gerome-harem havuzu 1876(www.forumgercek.com adresinden alıntı)
Padişahın gözdeleri sırayla ikbal, haseki, baş haseki ve baş kadın efendi isimleri ile adlandırılırlardı.
Haremde ilk evvela İslamiyet’i kabul eden kızlar, aynı zamanda sıkı bir din eğitiminden de geçirilirlerse de bazılarının, dinlerini değiştirmedikleri yine tarihi kaynaklarca iddia edilmektedir.
Haremde yaşayan ve yetiştirilen kızların bir kısmı da; Enderun mektebinde edebiyat, ekonomi, bilim, dil, din ve devlet işleri konularında eğitilerek, eğitim sonunda devlet erkânında görev verilen içoğlanları ile evlendirilirler ve saraydan gelin olarak çıkarlardı.
Oğlu ölen valide sultan veya eşi ölen haseki haremden ayrılarak, eski saraya gönderilirdi ki bu sarayın bir diğer adı da ‘’Gözyaşı Sarayı’’ idi.
Haremde, padişahın kızkardeşleri ve yeğenleri de yaşamakta, ilk önceleri hatun olarak adlandırılan kızlara daha sonraları sultan olarak hitap edilmişti.
Hatta bu kız kardeş sultanlardan, II. Mahmut'un kardeşi Esma Sultan; yeniçeri isyanında tahta padişah olarak çıkarılmayı düşünülen ilk ve tek kadın sultan idi.
Haremde çok sıkı kuralların ve disiplinin olduğu ve bu disiplini de valide sultanın nezaretinde, Kethüda kalfanın sağladığı, kurallara uymamakta direnen kızların cezalandırıldığı yazılı kaynaklarda belirtilmektedir.
Resim görseli; www.geldik.com dan alıntıdır.
Kurallara uymamak dışında bir de büyücülük gibi işlerle uğraşan kızların ise el ve ayaklarının bağlanarak, çuval içerisinde denize atıldığı rivayet edilmektedir ki bir rivayete göre de Boğaz’da zaman zaman balıkçıların, denizin derinliklerinden kadın çığlıkları duydukları söylenmektedir. Tabii ki rivayet dedik! Doğruluğu tartışılır. Haremin gizemi kadar yaşananlar da gizdir.
Harem bir efsanedir, yaşanmış bir efsane ama büyüsü asla kaybolmamış. Bu gün bile baktığımızda, ya da haremle ilgili araştırıp, okuduklarımızdan edindiğimiz duygu; haremin rüyaları süsleyen bir yaşam mı olduğu ya da kâbuslara kucak mı açtığı bilinmez. Bilinemez!
Haremde yaşayan kadınların, giyim ve kuşamları, taktıkları mücevherler ve sürdükleri kokuların, doğunun haşmetli ve mistik havasını yansıttığını, günümüze ulaşan bilgilere dayanarak söyleyebiliriz.
resim görseli;(www.aofsosyoloji.com adresinden alıntı
Osmanlı İmparatorluğu’nun harem gerçeğini yaşayan ve yaşatan, harem hayatına damgasını vuran Hürrem Sultan, Nurbanu Sultan, Safiye Sultan, Kösem Sultan ve Turhan Sultan gibi hasekileri sayabiliriz.
Ressam; John Frederick Lewis 1873- resepsiyon (www.forumgercek.com adresinden alıntı.)
Bilinen gerçek şudur ki; harem hayatı ne kadar şaşalı, depdebeli, şatafatlı olsa da, giyim kuşam ya da mücevherlerle donansa da kadınların özgürlüklerinin olmadığı aşikardır.
Haremdeki kadınların kendi çocukları üzerindeki tasarrufları dahi kurallara bağlıdır.
Kimbilir belki de o şatafatın ardında, gizemli ve büyülü dünyada; özgürlüğe yüklü özlemlerle ne göz yaşları akıtılmıştır!
Ayşen Arslangiray Kura
29.02.2012/İzmir
Not: Bu yazıyı; Osmanlı Sarayı(John Freely), Osmanlı tarihi( Alphonse de Lamartine), Osmanlı Tarihi(Ord.Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı), www. habermerkezi.com, www.forumgercek.com gibi kaynaklardan derlediğim bilgiler ışığında hazırladım.