- Kategori
- Kişisel Gelişim
Mükemmel Olmayı Bekleme
Ilginç bir mahlukatız değil mi? Hani bizi bir yapan duygular var ya, işte onlar bizi vezir de ettiği gibi rezil de edebiliyorlar. Mutlu bir anında ölçüyü kaçırarak haddini ve edep sınırlarını aşan insanları ya da özdeğeri ve özgüveni düşük olduğu için haksızlıkları çekip sineye çekilerek ezilen ve kendini ezdiren insanları da görmüşüzdür.
Konu zıtlıklaırn dansına sahne olan ve bu kutupsallık prensibine göre işleyen evrende denge noktasını bulmak.
Kendi içinde dengede olmak, diğer insanlarla iletişimde ve ilişkide ölçülü davranmak ve hayatın ya da evrenin akışı ile ahenk içinde olmak.
Özellikle sonuncusu kadim Çin bilgeliğinde “Tao ile uyum” olarak geçer. Hani hayat bazen ne yaparsanız yapın sizi başka bir yöne sürükler ya, işte o zamanlarda hayatın sizin için planları vardır ve aktif çabayla hayatın siz götürdüğü yöne teslim olmak en doğru iştir. İronik değil mi? Kendini hayatın ve evrenin merkezinde gören insan, hayatta her şeyi kontrol ettiği hadsizliğini yaşarken bu gibi durumlarda haddini, aczini, fakrını edebiyle anlar. Örnek mi istiyorsunuz? Başına hiç beklemediği bir felaket gelip hayatları alt üst olanlara bakın. Kadim zamanların firavunları gibi kumdan kaleleri ve maskeleri bir anda düşer. Beşeriz, haddimizi bileceğiz o zaman.
Kusura bakmayın uzattım…
Konumuz bu duyguların çekiştirmesi arasında yaşayan insanın mükemmellik arayışında dengede kalması aslında…
Sosyal takdir, onay, ispat gibi ihtiyaçlarımız mevcut benlik algısından farklı bir iekilde kendimizi ideal benlik dediğimiz bir benlik halinde dışarıya ve dış dünyaya projekte etmemiz ile sonuçlanıyor. Bu durum kısaca insanın içi ve dışının bir olmama hali. Hele bir de bu ideal benliklerini daha henüz içsel ruhsal çalışmalarını yapmadan üst benlikleriymiş gibi göstermeye çalışanların ise haline üzülmemek mümkün değil. Bir hayal alemi içnde yaşar ama bunu bile bilmeden yaşar giderler. Bunu onlara gösterenleir de uzaklaştırırlar.
Bu ideal benlik algısı özellikle başarısız olduğumuz durumlarda savunma mekanizmalarıyla kendini korumaya alan egomuzun yaralı haliyle tetiklenerek savunma haline sokuyor bizleri. Ya da saldırganlaştırıp karşıdakini sindirerek o kişiyi rahatsız eden söz ve durumları tetikleyen kaynağı susturmaya çalışıyor.
İşte bu ideal benlik projeksiyonu ile bizler acı ve ıstırap çekmekten kaçınıyoruz ve kendimizi mükemmel göstermeye çaışıyoruz. Hatta bunu çok öteye götürenler narsistliğe dek varan psikiyatrik hastalıklarla cebelleşebiliyor.
Normal bir insan için konuşursak, herkes sosyal ihtiaçlardan dolayı kendini ideal durumlarda göstermeye çalışırken aslında sadece dışarıya değil kendine de oyun oynuyor. Bu oyun değil, aslında tuzak. Çünkü içindeki özgüven ve özdeğer eksikliği ile kendi hayallerini ve hayat amacını gerçekleştirmek için gerekli adımları atmak için o idealize ettiği durumda sahip olacağı bilgi, beceri ve yeteneklere ulaşmayı bekliyor.
Kim bilebilir ki o idelize edilen durumun gelip gelmeyeceğini ya da o günlere ulaşacak nefesimiz olup olmadığını. Önemli olan elimizdeki imkan ve yetenekleri kullanarak hayallerimiz ve hayat amacımız ışığında yürümek. Gereken tek şey bizi konfor alanına bizi hapseden değişimin getirdiği o korku ve endişeyi bir kenara atıp cesaret ve imanla ilk adımı atabilmek. İlk adımı atmak bir arabayı rölantiden kaldırmak için gerekli o ilk eşik enerjisini aşmak için gereken büyük güç bir kolay değil. Dünyadan atılan roketker de en büyük gücü henüz yerden ayrılırken kullanmaz mı? İşte o misal. İlk adımın atılması bilinçaltındaki korku ve endişelere dair kalıpların da kırılmasına ve yıkılmasına sebep olacağı için çok büyük öneme sahiptir.
O yüzden mükemmeli yakalamak için o hiç gelip gelmeyeceği belli bil olmayan mükemmel olacağın günleri ve halleri bekleme sevgili dostum.
Zaten hayatta mükemmel olmayan bir şey yok ki. Sanıyor musun ki bu kainat*ı muazzama da tek bir saç teli bile rasgele oynar. Her şeyin bir sebebi vardır ve bil ki ne yaşıyorsan ten kafesindeki ölümsüz ruhunun bu fiziksel alemde olgunlaşması için yaşadığın bir sınavdır. Sınavlar bazen cemali bazen de celalidir. Bak, yine evrendeki zıtlıkların dansını görebiliyor musun?
Bu arada öyle insanlar vardır ki, bize olmaması gerekeni izleeyerek öğrenmemize yardım ederler. Hayat işte, her şekilde ayna tutuyor bize. Bazı insanlar kendilerini herkesten üstün göüren bir müthiş kibire ya da narsist bakış açısına sahiptir ve bu hadsizliklerine rağmen kendilerini idealize ettiikleri o ideal benlik projeksiyonunu her an yaşıyor gibi davranırlar. Bu da ilk başta güç kullanarak onlara baş eğen zayıf ego durumundaki insanları va ya onlara adabı ve edebi gereği bulaşmayanlar karşısında sahte zaferler kazandırırken, bir süre sonra hak gelip batıl zayil olur. Kendini gerçekleştiren bir kenahet gibi kendi kendilerini kibir ateşleriyle mahvederler.
Bu örnekteki en zor durum bence tüm bu kibir ve psikiyatrik problemlerine rağmen hani o filmlerdeki çok zeki ve akıllı olan kötü karakterler gibi insanlardır. Tüm o hadsizliklerine rağmen ortalamanın ötesinde bir zeka ve biline sahip olmaları onları uzun süre kazanan halinde tutabilir. Ancak tarih göstermiştir ki yine evrendeki kutupsallık gereği denge noktasının bir tarafına aşırı salınanlar kendilerini dengeleyecek zıt kutbu beslerler. Moğol zulmü de Cengiz Han gibi köle olarak büyüyen ve savaş meydanlarında büyüyen Baybars Han tarafından Mısır’ı kuşartmaya gelen Moğol ordularının yenilmesiyle durmuştur. Haçlı ordularının tüm Anadolu’yu kan saçarak geçmeleri sonrasında aldıkları Kudüs’ü Selahattin Eyyubi daha sonra almadı mı? Bitmiş ve tükenmiş, hasta adam olarak adlandırılan ve ezilen Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden Mustafa Kemal Atatürk modern Türkiyemizi kurmadı mı?
Tüm kötü karakterler ve kötülükler tüm güçlerine rağmen iyilik savaşçısı olan üstün yenenekli yiğit ve mert kahramanlar tarfından elbet mağlup edilir. Evren her daim zıt kutupları dengeler. Konu yine denge noktasına geldi.
Siz siz olun hayalleriniz ve hayat amaınızın farkında olun ve şu kısacık 2 göz kırpış kadar olan yaşamda bunları gerçekleştirmek için hayal ettiğiniz o bilgi, beceri ve yeteneklerle donanacağınız günleri beklemeyin ya da henüz olmamış şeyleri planlamak için müthiş enerji harmacayın. Elbette ki her gün kendinizi, bilgi, beceri ve yetenekler anlamında geliştirmek için öalışın ve çabalayın ancak, yapmanız gereken tek şey yaşam amacınızı ve değerlerinizi bilmek ve bunlara göre yaşamaktır. Elbette ki plan yapacak ve strateji de kuracaksınız, ancak az planlayın ve yaşam amacımız ve değerleriniz ışığında yaşamak için daha fazla zaman harcayın. Kafanızda yaşamayın, hayatın içine çıkın ve tüm cemali ve celaliyle hayatı yaşayın. Bir gün Hakk’a yürüme zamanı geldiğinde yapamadıklarınızın pişmanlığıyla ayrılmayın bu dünyadan. Kaçan zamanın telafisi yok. Her an bu hiç bitmeyecek sandığımız hayat bitebilir ya da her an devam edecek sandığımız sağlığımız, imkanlarımız bitebilir.
Yine burada bir nokta var ki özellikle bahsetmeliyim. Yapmak istedikleriniz iyilik, doğruluk ve güzellik içeriyorsa bunların arkasından gidin. Ancak bilin ki yapamamaktan dolayı üzüldüğünüz bir şey varsa ama iyi, doğru ve güzel ve de adil değilse bunu yaşamamak daha iyidir. Zira kimsenin mutsuzluğu üstünden mutluluk yaşamak hak ve adalet değildir, evren diğer alemde bile bunu telafi eder.
Sevgiler,
Kenan
YAKINDA 2075 YILINDA GEÇEN, YAZILMAMIŞ VE AYKIRI BİR RUHSAL BİLİM KURGU ROMANI İLE TEKRAR OKUYUCULARLA BULUŞACAĞIM. BEKLENMEYENİ BEKLEYİN… TABULARI KIRMAYA HAZIR OLUN
Sosyal medya paylaşımlarım…
https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday
https://instagram.com/kenan_kolday/