Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '18

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
36
 

Müruru Zaman 1

Genellikle köleci kültürde erkeğe "seyittir" denme nedeni içinde; erkeğin mal-mülk sahipliği olmasının yanında erkeğin çalışan, kazanan güç olmasındaki tutumu da bunda çok büyük rol oynar! Güya erkek, sahipliği olmakla aklı ve iradesi olandır! Takdiri olandır! Tasarruf edendir! Tasadduk edendir. Bu bir gelenek ve tam bir köleci kültürdür. Bu nedenle köleci kültürde erkek kadına efendidir! Sahiptir!
 
Adalet; üreten ve paylaşan köleci toplumun işidir.  Adalet gibi bir anlamın eyleme dönüştürülmesinde nasıl davranılır olacağına ilişkin öncel bir bilme yoktur.  Adaletle olacak yetkince bir davranışı gösteren çizimin; daha baştan beri verilmekle tarifi edilmiş bir şema şekli, yoktur. Olamaz da. Nasıl ve ne şekil üretip; nasıl paylaşıyorsanız; ortaya çıkan üretim paylaşım tipine göre iradi adalet fikri ediniyorsunuz.
 
Tarih boyunca üretme ve ürettirme ilişkiniz. Sahiplik ve sahip kılma ilişkiniz; paylaşma ve paylaştırma ilişkiniz hep değişmiştir. Bu değişen ilişkilere göre irade ve adalet kavramını ortaya koyan mücadele şekliniz de değişmiştir. Mücadele şeklinin ilk tipi; yorum, mezhep içtihat vs. adı altında dinlere karşı olmuştur. Mücadelenin meşruiyet şekli de değişmiştir. Meşruiyet kavramı zihinsel bir geri bağlanım güden ilkedir.
 
El’den önce ortak kültür, ortak üretim ilişkisi, ortak bilinç, ortak hafıza, ortak yaşam birliği, ortak sahiplik, ortak benliğin ortak irade ve takdiri vs. vardı.  Ortaklaştıran yapılar arası üretim hareketi bir tür biyo kültür olan “insanı” da ortaya koymuştu. İnsan kolektif oluşun ürünüdür. Köle ve efendi olan durumsa özel mülkiyetçi ortaklık tanımaz köleci ilişkinin ürünüdürler.
 
Burada şu tespiti de yapmak zorundayız. El öncesi kolektif yaşam hiçbir zaman bilimsel düşüncenin ışığında serpilip gelişmemiştir. Böyle bir şans karşılaşmasına hiç denk düşmemiş olmakla birlikte; sürece yön veren ana ve temel meşruiyet olmakla; bu süreç sezgisel, zorunlu, kaba bir ortaklaşmadır.
 
Meşruiyetten kopan süreçle dinler, meşruiyet yerine El’i koymuşturlar. Güya El’in sözünü meşruiyet diye koymuşlardır. Karşıt düşüncede El olmayanla söylenip, El görünümlü yorum ve mezhepler düalizmi içinde meşruiyetini bulmağa gayre etmiştirler. İnşacı geçmişten beri kesikli sürekliliği olan kolektif geçmişli temel; günümüze yakın bir süre içinde ancak “emek ve emek gücü” ekseninde bilimsel bir temele oturmakla, bilimsel meşruiyet bulmuştur. 
 
Doğal kas gücü kolektif süreçle ancak emek ve emek gücüne dönüşmüştür. Emek ve emek gücü geçmişinde ve şimdi daima kolektiftir. Kolektif emek kişisi yetenekle, kişiler üzerinde parçalanan mutlaka ihtiyacına ve yeteneğine göre olan kişisi sahipliğe dönüşmüştür.
 
Gerçekliği, tarihselliği, öncel oluşu bulunmayan; öncel belirlenimle “mal, mülk sahipliğini meşruiyet kılan El” anlayışından doğan sahiplik yerine; “kolektif mirası ve kolektif kesikli sürekliliğin gücünü, sahipliğini esas alan referansla “emek ve emek gücü üzerinde”  kişisel sahiplikler; ekseni çevrim edilmiştir.
 
Meşruiyet; düşünce ve eylemlere onaylatılmakla yapabilirliğe referansı olur. Önce olana göre, temel olana göre bağıntılı olması gereken demektir. Meşruiyet akla ve dayanışmaya kesikli sürekliliğini veren anımsatmadır. Bu nedenle meşruiyet hep kendisini, geri bağlanım yasasını arar.
 
Adaletse kendisini bir geri bağlanım yasasına göre değil de kendisine göre tanımlar. Yani üretim şeklini, üretim ilişkisini, sahipliğini ve sahiplik iradesini, sahipliğe göre paylaşımını hep kendisine göre tanımlar. Erkek, kadının üzerinde bir hakka sahiptir türü adalet anlayışı böylesi bir adalet anlayışıdır.
 
Adalet; meşruiyet te yani ilk olanda, tarihsel olanda kopmanın sonucudur. Hep meşruiyete göre olamamayı düzeltmenin yansımasıdır.  Adalet ulamı oligarşiyle birlikte bir süre sonra hep değişime uğramıştır. Ne dinler, ne sistemler yetkin bir adalet ortaya koyamazlar.
 
Meşruiyetten sapan köleci sistem; kadın erkek arası meşruiyette adaleti erkeğin kadın üzerinde hakkı olarak da tanımlar. Meşruiyeti yanlış yargılar üzerine koyar. Ya da meşruiyeti köleci düzene göre olan doğru yargılar üzerine koyar. Ama köleci sistemin kendisi adaletse de, meşruiyet değildir. Kısaca İlah meşruiyet ligin kaynağı iken El meşruiyet siliğin kaynağıdır. Bu nedenle El adil ve adaletlidir. 
 
El kolektif sistem içine meşru olamadığı için Elohim gibi Adl veya adaletli, acıyan, merhamet eden, lütfeden vs. olmuştur. İlahın acıyacağı, merhamet edeceği, adaletli olacağı, lütuf edeceği durumlar söz konusu değildir. Ya da El’in Adl. olduğu konular, ilahın konusu olmamakla zaten farkında olunmayan adaleti bir durumdurlar.
 
Adalet mutlak değildir. Adalet şimdiki sahiplik, şimdiki ürettirme ve paylaştırma ilişkinize göre olanı ortaya koymakla tanıdığımız bir ulamdır. Siz şimdiki ürettirme, sahiplik ve paylaştırma işinizle adalet adına neyi nasıl ortaya koyuyorsanız koyarsınız.
 
Ancak burada sizin de keyfiniz üzerinde olan bir nedenle, isteseniz de istemeseniz de sizin dışınızdaki temel nedenlerden ötürü sürecin kendi aksamaları ve sürecin kendi çelişkileri içinde sürecin kendi düzeltme rotorlarını da (döneçlerini de) ortaya koyarsınız. Siz de sürecin bilincindeyseniz bu bilince göre süreci; en az sürtüşen süreç akışması haline getirirsiniz.
 
Sistem köleci ve de kapitalist sistem olduğuna göre sistem daha çok efendilerin yararını gözeten süreç olması ile ideale yakın olmayan; mutlak olmayan; düzeltilmeye; özellikle de üretici emek veren kesimlerce mücadelesi verilmeye muhtaç bir köleci kapitalist adalettir.
 
Şimdiki ürettirme, paylaştırma ve sahiplik süreçleri insanı-insana (kendisine, emeğine ve bilincine): insanı-topluma (kolektif emeğe-kolektif güce-kolektif hafızalı bilince) ve insanı doğaya (bilime-bilgiye nesnel oluşa-zorunluluğa) yabancılaştırmıştır. Kalite olarak herkese göre değildir.
 
İttifak içindeki kolektif mülkiyetin üretim hareketi, mütekabiliyet esasına göreydi. Oluşan temel hukuk buydu. Oysa özetle söyleyecek olursak, köleci sistemde adalet; adalet kavramına nerden baktığınıza bağlıydı. El; mal, mülk sahipliğinin gözü ile adalete bakıyordu. Bu bakışla El, adaleti mülkün temeli yapmıştı. Bu nedenle de adaletliydi. Oysa köle gözü ile baktığınızda El adaletsiz olmanın daniskasıydı (en güzel örneğiydi).
 
El, ilk takdiri yaptığında İbrahim’e, Nemrut’a, Sargon’a vs. mal, mülk verip; eski mütekabiliyet esasına göre kendi takdiriyle herkesi grupları kuşatan bir adalet içinde olmadığını fark etmiş olacak ki, yeniden ve ikinci bir kez adil olmanın kaygısı ve telaşı içine girmişti.
 
Birinci takdire göre ikinci takdiri göz boyama, öfkeli yoksulluğun ve kölelerin islim gazını almaydı. Bu keski adalet takdiri acıyan, merhamet eden, lütfeden, vaat eden, dünyadaki yaşamın karşılığını ahiret yaşamıyla değişen bir adalet içinde olmakla El kendisini ortama ihale etmiştir. Bu kez de yoksun kıldığı yoksul nefislere umudun adaleti olmuştur! İlk adaletinde İbrahim’e Nemrut’a mal verişte somut iken, ikinci adaletinde vaat kar ve soyuttur.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 401
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 107
Kayıt tarihi
: 26.11.10
 
 

26 yıllık sınıf öğretmenliğinden sonra emekli oldu. Şiir çalışmaları ve deneme türü olan, toplum ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster