​ Müslüm Gürses Felsefesi / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '13

 
Kategori
Güncel
 

Müslüm Gürses Felsefesi

Müslüm Gürses Felsefesi
 

sultançiftliği.net


Günlerdir insanlarımız perişan oluyorlar. Müslüm Babalarını son bir kez daha görmek, onu son yolculuğuna uğurlamak, ve son istirahatgahında onu ziyaret edip göz yaşları dökmek, bazı insanlarımızın benimsedikleri son davranış tarzı.

Bir düşünceye göre bir insanın sanat yapabilmesi için onun dolu dolu yaşaması gerekir. Bu öğelerin her türlüsü onun yaşamında vardı. Babası annesini öldürmüş; annesi mezara, babası hapishaneye girmiş çok genç bir insan olarak, ortada kala kalmışlığın ızdırabını yaşadı.

Adana sokaklarında genç yaşta (15 yaşında) hayatını kazanmanın, bunun için çeşitli işleri denemenin; sonunda şarkıcılığa soyunmanın tecrübelerini yaşadı.

Anadolu insanının onun şarkılarını anlaması ve o duyguları bütünüyle duyması neyle açıklanabilir… Yine Anadolu’da söylenen bir söz vardır. “Damdan düşmüş bir adamın halinden ancak damdan düşmüş bir başka insan anlar…” Acı çeken bir insanın halinden de bir başka acı çeken insan anlar.

Bu bakımdan, denilebilir ki, acı çeken çeken bırakılmış Anadolu insanı, karşısında kendisi gibi acı çekmiş, fakat artık bir idol haline yükselmiş kişiyle özdeşleşmiştir. Onda kendini bulmuştur . Onu kendi halinin geleceği olarak görmüştür.

Diğer yanda, karşıdaki bu kişiyi o kadar sevmiştir ki, o kişi gözünde bir “BABA” payesine kadar “yüceltmiştir” ve ona sanki bir büyük paye vermiştir; onun birlikte acı çekmeyi özlemiştir. Bunu da ancak, onun şarkılarını dinlerken, ezberlerken, söylerken gerçekleştirmektedir. Bunlar , elbette Freud’dan beri bilinen en etkin Savunma mekanizmalarıdır: “Özdeşleşme” ve “Yüceltme”…

Diğer yanda kendi yakın çevresinde gerçek arkadaşlığı ve dostluğu bulamayan Anadolu İnsanı, bir bakıma Müslüm Gürses’in kişiliğinde, şarkılarında bir yüce dostluğun, ortak duyguların sevincini bulmuştur.

Kamyonunu sürerken, onu dinlemiştir.
Evinde, meyhanesinde rakısını içerken;
Dostlarıyla oturup derin sohbetler yaparken;
Yalnızken ve meclisteyken onun türküleriyle avunmuştur. O milletin acı babasıydı…

Şu şarkılarının adlarına bakar mısınız?

“İstemem sevme beni.
İçmesem olmuyor.
Günahkar mı doğdum.
Esrarlı gözler
Dağ dağa kavuşmaz.
Bu kaçıncı yalvarışım.
Bağrı yanık.
Yıkıldım sevgilim.
Kolay mı sandın.
Hasret rüzgarları..”

Daha böyle nice acıya, hasrete, aşka ve derde batmış mısralar ve şarkılar, türküler… Ve her birisinin içinde çeşitli hikmetler, insanı düşündüren cümleler…

Müslüm Gürses bu hayatı baştanbaşa yaşamıştı; acılar içinde yaşamıştı. Acının, derdin her türlüsünü çekmişti. Hem maddi, hem de manevi yönden ama ayağa kalkıp yola devam etmişti. Hem de kendisi ayağa kalktığı gibi nice kendisi gibi uçurumlardan yuvarlanmış insana yardım etmişti; elinden tutmuştu. Bunun en güzel örneği de eşi Muhterem Nur’dur… Muhterem Nur ki bir zamanlar, yerli, siyah beyaz filmlerin çıtı pıtı sevgilisi, bir güzel insanıydı. Onun da Anadolu insanının gönlünde, Müslüm gibi yeri vardı. İstanbul’da iş bulamadığı zamanlarda , Anadolu’nun çeşitli kentlerinde çalıştı ve yolu Müslüm’le çatıştı ve çakıştı. Müslüm ona yolu birlikte yürümeyi teklif etti ve Muhterem Nur kabul etti. Ondan sonra saygı duyulan bir çift oldular. Ama Anadolu insanı bildi ki, her ikisi de acıların çocuğudur ve onların yaşamı yeniden çevrilen bir film gibidir. Öyle de oldu.

Anadolu İnsanı, Müslüm’ü nasıl unutsun? Çünkü o , onun bir parçasıydı. Anadolu’dan Malatya’dan, Urfa’dan, Adana’dan kaçıp kurtulmuş ve İstanbul’da kendini bulmuş; sonunda kurtulmuş ağabeyi; belki de babası… Onu nasıl unutsun! Müslüm Gürses, Anadolu insanının adeta İstanbul elçisiydi.

Kolay kolay unutulmayacak, MÜSLÜM BABA; acıların çocuğu… Bir türlü anlaşılmayan Anadolu insanının sahnedeki somut uzantısıydı o.

Yaşadığı sürece, Anadolu insanının acılarını anlamaya çalıştı, onları ifade etti, o da onlarla özdeşleşti. Aralarında fark yoktu.

Müslüm Gürses türküleri, şarkıları hep söylenecek… Ta ki, Anadolu insanı acılardan kurtuluncaya kadar. Onun da kolay kolay mümkünatı yok! Keşke olsa.

Çünkü her gelen iktidar, işe yeniden Bizans İstanbul’undan başlıyor… Bakalım Anadolu’ya sıra ne zaman gelecek. Belki hiçbir zaman!

 

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..