- Kategori
- Spor
Mustafa Denizli neyi kazanıyor, Beşiktaş da kaybediyor?

Beşiktaş çok kötü başladığı sezonu üst üste aldığı beş galibiyetle geldiği üçüncülük pozisyonu ile toparlamış gözüküyor. Öyle ki, futbolcularla birlikte teknik yönetim de şimdiden ligin ilk devresini lider kapatma hesapları yapmaya başladı.
Beşiktaş önümüzdeki ilk maçı Fenerbahçe ile yapacak. Mustafa Denizli bu maçı kazabileceğini düşünüyor. Sonra Sivas deplasmanı var önünde; geçen seneki Sivasspor’dan eser olmadığını düşündüğümüzde umutlanmaması için bir sebep yok. İçeride Diyarbakırspor’la oynadıktan sonra Manisa deplasmanına çıkıp, Bursasporla devrenin son maçını yapacak.
Şimdi burada bir duralım ve Beşiktaş’ın beş maçlık serisini inceleyelim.
Beşiktaş lige geçen seneden farklı hücuma dayalı bir taktikle başladı. Aslında Beşiktaş’a geçen sene şampiyonluğu getiren, düşünün ki küme düşmüş Hacettepespor’a (3-2 kazanmıştı) karşı bile "mahkûmmuş" gibi oyunu kendi sahasında kabul edip, hızlı hücumlarla rakip sahaya geçip gol bulma sistemine dayalıydı.
Trabzonspor karşısında izlediğimiz Beşiktaş da aslında geçen seneden çok da farklı değildi. Defansta aşırı konsantrasyon, mücadele, hücumda yüksek verim.
Mustafa Denizli, geçtiğimiz senenin farkını düşünmüş ve çözmüş olacak, sezona taktiksel ve felsefe farkı ile başladı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. 3G teknolojisine geçemedi, Gençlerbirliği (8.), Gaziantepspor (10.) ve Galatasaray (2.) maçlarında puanlar kaybetti. Kayserispor’a (5.) sahasında yenildi.
Beşiktaş’ın Kayserispor maçına kadarki istatistik verileri lig ortalamasının üstündeydi. Ancak verimsizdi.
Beşiktaş’ın ligin görece üst sıralarında ve lige damgasını vuran takımlarına karşı puan kayıplarından yatak döşek hastalandıktan sonra; bu sefer dibindeki takımlara karşı 5'te 5 ile vücuduna aşı tedavisi uyguladı.
Ankaraspor (18. – düştü, gruplamaya dâhil değil), Denizlispor (17.), Kasımpaşaspor (15.), Eskişehirspor (7.), Ankaragücü (12.), Trabzonspor (9.).
Beşiktaş geçen sene de bu serileri kayıpsız geçtiği için ligin zirvesine tırmanmış, büyük maçları kaybetmesine karşın şampiyon olmuştu; yani Mustafa Denizli’nin az şey başardığını, bu seriyi zayıf takımlara karşı tutturduğunu iddia etmek haksızlık olur. Hatta aşı da böyle bir şeydir zaten, vücuda direnç kazandırmak için ölü mikroorganizmalar vücuda verilir ki, o canlı organizmalarla savaşmak üzere savunma hücreleri güçlensin, çoğalsın. Bu maçlar Beşiktaş’ın kaybolan özgüvenini tekrar geri getirirken kazanma disiplini yaratmıştır.
Ancak…
Özellikle Wolfsburg maçında görüldü ki Beşiktaş’ın büyüklüğünü gösterecek bir taktiği, sistemi, felsefesi henüz gelişmemiştir. Zaten bizim şu an yazdığımız şeyi Beşiktaş taraftarı da görüyor. Tepki gösteriyor.
Son beş yıl içinde bu iki teknik adamla oluşturulmak üzereydi. Tigana ve Ertuğrul Sağlam Beşiktaş’ı bugün olduğu içi boşluktan kurtaracak bir deneysellik içine girmişlerdi. Bunun altını ısrarla çiziyoruz, futbol ister istemez bir sisteme dayalı olsa da iyi ve doğru futbolcularla oynanan bir oyundur. Şimdi Beşiktaş’ın göbeğindeki Ernst’i çekin alın kenara, Mustafa Denizli’nin bu pragmatist taktiğini sahada uygulayacak kaç futbolcu sayabilirsiniz? Trabzonspor maçının Beşiktaş adına tek olumlu hareketini yapan Ernst mucizevî bir gol atarak mümkün olmayan bir maçın puanlarını Beşiktaş hanesine yazdırmıştır. Tigana döneminde de çok iyi bir kadro kurulmuştu ancak bu sefer Fransız teknik adama karşı çok ciddi bir kampanya başlatılmıştı. Beşiktaş o dönemde de büyük maçları çeviremiyordu. Ertuğrul Sağlam Liverpool hezimetinin altında kalmıştı.
Bugün Beşiktaş ile Fenerbahçe ve Galatasaray arasında çok ciddi bir fark vardır.
Mustafa Denizli’nin başarı kriterleri rakip takımların başarısızlıkları ve puan kayıpları üzerine kurulmuş durumda.
Hala "Bu köprünün altından çok su akar" demek Mustafa Denizli'nin teknik adamlığına uymuyor.
Fenerbahçe Gaziantep ve Kayseri’de öne geçtiği halde 5 puan bıraktı. Diyelim ki; kaybetmemiş olsaydı, Mustafa Denizli o hesapları bu kadar rahat yapabilir miydi? Aradaki puan farkı derbi öncesi 12 olurdu.
Bu düşünce sistemi bize ne kazandırıyor?
Mustafa Denizli'den neden bir Arsene Wenger felsefesi, yaklaşımı, düşüncesi, ilkesi göremiyoruz?
Örneğin Daum’un Kazım’ı kazanma stratejisini Mustafa Denizli’de bir Batuhan ile izleyemiyoruz?
Bugün Beşiktaş’ın başında aynı taktikle ve süreçten geçmek koşulu ile Mustafa Denizli değil de diyelim ki, Ersun Yanal olmuş olsaydı, yukarıda aşı dediğimiz süreci görebilir miydi? Bakın burada altını çizmeye çalıştığım şey Mustafa Denizli başarısızdır, gitsin demek değildir. Burada devreye Mustafa Denizli’nin tartışılmaz kariyeri girmektedir ve takımının başında ayakta kalabilmektedir.
Mustafa Denizli’nin bu duruşu doğru yalnız kariyerine göre yaptıkları tartışma konusudur. Bu sene görevi kabul ettiğine muhtemelen pişman olmuş Denizli’nin seneye Beşiktaş’ın başında kalacağını iddia etmek mümkün müdür?
O zaman bu süreç Beşiktaş’a bir şeyler kazandırmayacak olsa olsa teknik adamın kaybını azaltacaktır.
Oysa 3G+K sürecinden zaten ağır hasar almış ve ligden kopma noktasına gelmiş ancak yine de bütün istatistik verilere göre doğru işler yaptığı matematiksel olarak kanıtlanmış (3-0’lık Galatasaray yenilgisi büyük bir talihsizlik, Serdar Özkan’ın şanssızlığıdır. Beşiktaş’ın o maçı oynadığı futbola göre kaybetmemesi gerekiyordu. Ancak aynı denklik yine 3-0 kaybedilmiş Wolfsburg maçı için kurulamaz. Arada dağlar kadar fark vardır. Değişimi görebilmek için bu iki maç tekrar izlenebilir) sisteminde ısrar edebilmeliydi.
Sn. Denizli'nin kariyerine, öngörülerine ve bunlardaki isabetine gerçekten saygı duyuyorum. Ancak hocamızın bütün bu deneyimi Avrupa arenasında ne kendisi için ne de Beşiktaş için hiçbir şey ifade etmiyor. Ocak ayına ihtimal vermiyorum ama lider de girebilir ancak bu kendisini haklı çıkarmak yerine kandırmanın ötesinde bir anlam taşımayacaktır.
Uzay Gökerman