- Kategori
- Futbol
Mustafa Denizli ve Fatih Terim; aynı sona doğru

Futbol tarihimizin en parlak iki teknik adamı; Fatih Terim ve Mustafa Denizli bir kaç gün arayla büyük hayal kırıklığı yaşayarak sanki şu işareti verdiler:
"Bir dönem kapanıyor."
Her ikisi için de yazılacak çok şey var. Yaptıklarını bir süre görmezden geldiğimiz, hatta haksızca eleştirdiğimiz dönemler oldu. Bunları destekleyecek şeyler de yaptılar. Ancak şu bir gerçek ki futbolumuz bugün her nereye geldiyse içinde bu iki adamın ismini anmadan geçemeyiz.
Hayat dönüşümleriyle birlikte yaşanıyor. Her dönüşüm içinde yeni olanı, gelişmeyi de beraberinde taşıyor. Dönüşümlerin ve gelişimlerin farkına varamayanlar tarih sahnesinde hep gerilerde kalıyor. Ancak hayatın temel bir gerçeği de her ne oluyorsa o sadece "tek bir kişiye" tabi olmadan olup bitiyor.
Mustafa Denizli ve Fatih Terim'in bu sene Bülent Uygun'un yaşadığı temel çelişki de bu.
Bu egoları çok yüksek zatı muhteremler her başarının arkasında "kerameti kendinden menkul şeyhler" gibi durdular.
Oysa özellikle futbol bir takım oyunudur ve bu oyundaki en önemli aktör aslında oyunculardır.
Hani zamanın bir liderinin dediği gibi "odunu koysam seçtiririm" yaklaşımıyla "kimi koyarsam oynatırım, sihirli ellerimle kükürtten altın yaparım" düşüncesi her zaman kendisini başarısızlık olarak ortaya koymuştur.
Beşiktaş'ın geçen sene hak etmediği, ortam boş kaldığı için şampiyon olduğu aslında herkesin bilinçaltında yatan ve ağzına gelse bile söyleyemediği bir gerçektir.
Belki bu satırların gerisinde taraflılık da bulabilirsiniz ancak 4-2 kazandığı Türkiye Kupası Finali'nin 65. dakikasına kadar o kupayı Beşiktaş'ın kazanacağına kim inanırdı?
Oysa bugün o Mustafa Denizli çıkıp, bu oyunun karşılığı bu olmamalıydı; basit goller yedik tarzında bir yaklaşım sergilemektedir.
O zaman bu futbol gerçekten her zaman hak etmeyenin kazandığı bir oyundur. Teknik direktörler de aslında bu oyunun çok önemsiz birer aktörüdürler mi diyeceğiz?
Mustafa Denizli (ve Fatih Terim) şunu görebilmeleri gerekiyor. Kendilerini hiç geliştirmeden, dünyadaki futbolun ne olduğunun farkına bile varmadan önsezileri ve şanslarına güvenerek takım çalıştırıyorlar, onbir kuruyorlar ve maç oynanırken de bunun gerçekleşmesi için bekliyorlar.
Geçen sene hiçbir derbi maçını kazanamamış sadece kazanması gereken maçları kazandığı için ligin zirvesinde kalmış takımın özeti bu olsa gerek. Beşiktaş bu sene de aynı futbolu oynuyor. Beşiktaş yine derbi kazanamıyor. Üstelik artık farklı yenilgiler de alıyor. Beşiktaş'ın futbolu daha büyük bir kaosa doğru sürükleniyor. Çünkü bütün spor kamuoyunun birleştiği tek bir şey var;
"Beşiktaş 'ın ne oynuyor olduğunu biz bilmiyoruz, sahaya çıkmadan ve oynamaya başlamadan ne oynayabileceğini kestiremiyoruz."
Böyle bir futbol oyunundan söz etmek mümkün müdür?
Ben bilirim, biz yaparız, önemli değil, yaklaşımını 8 sene önceden tanıyorum ben. Bu Mustafa Denizli Fenerbahçe'deki ikinci senesinde aynı şeyleri yapmıştı. Fenerbahçe, Mustafa Denizli'nin arkasından iki sene kendisine gelemedi.
Bu bir dönemin sonudur.
Çarşamba günü Milli Takım değil Fatih Terim kaybetti; dün Beşiktaş değil Mustafa Denizli yenildi.
Mustafa Denizli'nin, Beşiktaş'ın yediği üçüncü golden sonra yüzünde oluşan tebessümün ardında böylesi bir farkındalık olmalı. Hoş durmadı o tebessüm. Kuşkusuz bir çok Beşiktaşlı televizyon başında kahrolurken o ifade ile karşılaşmak isteyecekleri son şeydi.
Tekniğini ve taktiğini yorumlamadım. Sadece felsefesine ilişkin yazdım.
Futbol bilgim Beşiktaş'ın Mustafa Denizli ile toparlanamayacağını söylüyor. Beşiktaş şu an çok hızla çıktığı o tepeden aşağıya yuvarlana yuvarlana düşüyor. Bakalım nerede duracak.
Uzay Gökerman