​ Mustafa olmuş, Mustafa Kemal Atatürk olmuş ne yazar? O benim ATAM! / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '08

 
Kategori
Sinema
 

Mustafa olmuş, Mustafa Kemal Atatürk olmuş ne yazar? O benim ATAM!

Mustafa olmuş, Mustafa Kemal Atatürk olmuş ne yazar? O benim ATAM!
 

Mustafa.


Son günler de gazeteci Can Dündar’ın yapmış olduğu "Mustafa" adlı film halen tartışılıyor. Nedeni, Atatürk’ün özel hayatına kadar girildiği için.

Şimdiye kadar filmi izleme fırsatı bulamadım ama yapılan tartışmaları ve Can Dündar’ı izledim ve az çok film hakkında bilgi sahibi oldum.

Ve benim şahsi görüşüm.

Sevgili dostlarım: Bizler ilkokul çağlarından bu yana Atatürk’ü okuduk. Ama ne şekilde okuduk? Bize nasıl öğrettiler? Atatürk’ü nasıl anlattılar? Önemli olan da bu zaten.

1881 yılında Selanik’te doğdu. Okudu, okumadı. Derken Askeri Rüştiyesine girdi. Çalışkandı. Öğretmeni ona Mustafa Kemal adını verdi. Oradan Harp okuna girdi. Mezun oldu. Harp Akademisine girdi Kurmay çıktı. Değişik cepheler de komutanlık yaptı. Çanakkale Savaşlarında bulundu. Düşmana geçit vermedi. Bandırma vapuru ile Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşını başlattı. TBMM’sini kurdu. Düşmanları yurttan attı. Cumhuriyeti kurdu. Devrimler yaptı vs.vs. Nihayetin de 10 Kasım 1938’de saat dokuzu beş geçe gözlerini yumdu şeklinde anlatılmış bugünlere gelinceye kadar.

Bir de 23 Nisan günü Atatürk çocukları sevdiği için, TBMM’sinin kuruluşunu bayram olarak çocuklara armağan ettiğini…

Samsun’a çıktığı günü de gençlere spor bayramı olarak armağan ettiğini…

Bizlere öğretmişler.

29 Ekim günü geldiğinde de okulu süsletip bizim en büyük bayram olduğunu söylemişler.

Bizleri, 10 Kasım günü okulun bahçesine indirip Ata'mızın ölüm saati olan dokuzu beş geçe saygı duruşunda bulundurulmuşsuz.

Yani kısaca Atatürk’ü kapalı örtülü bir şekil de anlatmışsız.

Ama ne var ki; okumayı hiç sevmemiş olan Türk milleti doğruları öğrenme adına araştırmaya gidip çaba sarf etmemiş. Şöyle ki yaşamış olduğu şu yaşantıyı elde etmek için kazanılan savaşların nasıl kazanıldığını doğru biçimde bilmediğimizi, tarihi doğru olarak yazan kaynaklardan öğrenmeyipte kulaktan dolma bilgilerle öğrencilerimizin kafalarını doldurduğumuzu söyleyebilirim.

Madem bu kadar önemli bir insan neden şimdiye kadar onu tanımak için çaba sarf etmemişsiz.

Ve sonra bir gazeteci yazar çıkıyor, Mustafa diye bir film yapıyor. Bu film Atatürk’ün yaşantısını ele alıyor. Özel yaşantısını ortaya döküyor. Gerçekleri ile gözler önüne seriyor. Halk isyanda. Nasıl Atatürk’ün özel hayatı anlatılır mıymış? Atatürk’ün yaptığı işler Türk milletini ilgilendirirmiş, özel hayatı değil.

Ama ben özelikle Can Dündar’ı izledikten sonra bu şekil de düşünmüyorum.

Atatürk diyoruz. Yani bizim Atamız, Can Dündar'ın da Mustafa'sı. Türkiye Cumhuriyet’in kurucusunu içimizden biri olarak kabul ediyoruz. Yani içimizden biri olarak onu kabul ediyorsak onu bize tanıtılan Mustafa Kemal Atatürk yönü ile beraber şimdiye kadar Mustafa olan yönünü de ele alıp tıpkı kendi babamızı tanıdığımız gibi tanımalıydık onu. Sigara ve içki içişini ele alıp tartışmalıyız kısaca. Belki bu bilinmeyen yönlerini gösterip sağlığa ne kadar tehdit ettiğini de.

Her gün içki içen, ağzında sigarayı eksik etmeyen babalar yok mu? Var. O babalar çocuklarından içkiyi nasıl saklayabilirler. Öyle ise Atatürk’te bizim babamız. Şu anda yaşayan 70 milyonun da babası. Türk milletinin Atatürk'ün içkiyi sevdiğini ve her gece içtiğini öğrenmeye hakkı yok mu?

Mustafa, bir kızı sevmedi mi? Hiç aşık olmadı mı? Hangi kadına gönlünü kaptırdı. Gençlik yıllarında savaş cephelerin de düşmanla boğuşurken hiç bir kadını arzulamadı mı? Şimdi ki gençlerimiz porno izlemek için bilgisayar karşısında porno sitelerini gezinirken, acaba Mustafa gençliğin de düşmana karşı ülkesini savunduğun da hayalini düşlediği bir kadın tiplemesi yok muydu?

Mustafa'da genç bir delikanlı değil miydi?

Gençte oldu ve de çokta yakışıklıydı. Sorayım size o mavi gözlerine hangi kız âşık olmazdı?

Pekiyi, hayatına giren Latife Hanım'la nasıl tanıştılar. Onu beğendi mi? Âşık oldu mu? Nasıl evlenme teklifin de bulundu. Evlendikten sonra kısa bir süre sonra boşandı. Boşanmalarının sebebi neydi? Neden evliliklerini sürdüremediler? Okuduğum ve izlenimlerim neticesin de eşine karşı ilgisiz kaldığı yönünde. Acaba doğru mu yoksa başka sebepler de var mıydı?

Türk milleti bazı kişilerin özel yaşantılarını paparazi yoluyla televizyon karşısında kalkmadan takip edebiyorlar da neden acaba kendisini lider gördüğü kişiyi bu kadar ilgilendirmez. Anlamak mümkün değil.

O bir dehaydı. Düşüncelerine ve fikirlerine kim kapılmadı ki?

O kadına değer verdi. Nasıl mı?

Kurtuluş Savaşında analarımız, bacılarımız, babaannelerimiz, anneannelerimiz değiller miydi cepheye cephane taşıyan. O geçit vermeyen Ilgaz dağların da yağmuru çamuru, karı ile savaşan, güneşin tepeye vurduğu sıcak aylarda çıplak ayaklarına diken battığı halde yürüyen o kadınlar değil miydi? Evet, başlarında erkeği yokken, kurtlara kuşlara yem olma tehlikesi ile karşı karşıya kalarak asfaltsız dikenli ve patika yollardan ilerlemeye çalışan analarımızdan bacılarımızdan bahsediyorum. Atatürk bunları biliyordu. Hep o tarihe kadar ikinci sınıf muamelesi gören kadınlar haykırmak, hürlerine kavuşmak istiyorlardı.

İlk önce kadınlarımız üzerine geçirdikleri kara çarşafı attılar.

Sonra okuma yazma öğrenmek istediler. Okudular ve meslek sahibi oldular. Erkeklere tanınan haklara sahip olmak istediler ve sahip oldular.

Atatürk her balo’da kadınlarla dans etti. O zamanın kadınları, Atatürk’le dans etmek için dansa kaldırılmasını beklerlermiş.

Dansı Türkiye’ye Atatürk getirtti diyebiliriz. Türk halkına dans nasıl edilir yalnız Atatürk öğretmiş.

Şimdi ise bir kızımız çıkabiliyor ve diyebiliyor ki “ben Atatürk’ü değil, Humeyni’yi seviyorum.”

Sen ne akla bunu söyleyebilirsin ki. Hem de Türkiye Cumhuriyet’inde.

Tabi söyleyebilirsin. Çünkü sana Atatürk’ü anlatmamışlar.

Ya da sen Atatürk’ü anlayabilmek için her hangi bir çaba sarf etmemişsin. Onun hakkında yazılmış kitapları okumamışsın. Devrimlerini, inkılâplarını ve nutku okumamışsın ki Atatürk’ü sevmediğini rahatlıkla söyleyebiliyorsun.

Yine o kızımız İhtilaf Devletleri cuntası altında hür olarak yaşayabileceğini söylüyor. Sen var ya burada eğer Atatürk’ü sevmediğini söyleyebiliyorsan bunu Atatürk’e borçlusun. Onu sevsen de sevmesen de bunu böyle bilmelisin.

Eğer kadınlar dışarıda serbestçe dolaşabiliyor ve gezebiliyorsa yine Atatürk’e borçlular.

Okumuşlarsa doktor, mühendis, pilot olabildilerse, seçimler de vatandaşlık görevlerini yapabiliyor milletvekili seçiliyor benim vekilim olabiliyorlarsa…

Sorunlarını tartışabiliyor, haklarını arayabiliyorlarsa…

Bunların hepsini Mustafa'ya borçlusun.

Kısaca 90 yıl öncesinin kadınları yüzleri kapalı kara çarşaflar içersinde, yanlızca erkeklerin göremeyeceği yerlerden geçme kaydıyla dışarıya çıkabiliyorlardı. Şimdi başları açık bir vaziyette eşimizin elinden hür irademizle ve serbestçe elini rahatlıkla tutabiliyorsak, lokantaya gidip karşılıklı yemek yiyebiliyorsak…

Sibel Can, Emel Sayın, Ajda Pekan gibi sanatçıların şarkılarını izleyebiliyor ve dinleyebiliyorsak…

Hülya Koçyiğit, Türkan Soray gibi artistlerin filmlerini izleyebiliyorsak…

Güzel mankenlerimizin defilelerine gidiyor onları izleyebiliyorsak…

Yaz aylarında genç kızlarımız, eşlerimiz rahatlıkla denize girebiliyorlarsa...

Yat kalk sen Atatürk'e dua et.

Atatürk Türk insanını cahillikten kurtarmış insan hale getirmiş.

Düşünüyorum da halen insanlığını inkâr eden bir milletiz. Öyle ki, Cumhuriyet öncesi dönemine dönmek ve o hayatı yaşamak isteyen kesimler yok mu? Tecavüze uğrayan kızlarımız töre kurbanı olacak korkusu içinde yaşamıyorlar mı? Erkeklerimiz belden aşağısında bulunan cinsel organları akıllarından çıkartmıyor fakat anasına, kardeşine, bacısına bakan olunca meydan okuyan bir toplum değil miyiz?

Eşlerimizi, kızlarımızı korumak adına halen kara çarşafa sokmak isteyen bir milletin zihniyeti olduğu müddetçe, o toplumda insan olması mümkün değildir.

Onun için Atatürk’ü anlamamız ve onu irdelememiz gerekiyor.

Yalnızca Mustafa Kemal Atatürk olarak değil, Mustafa’nın özüne inerek. O öyle bir liderdi ki hangi lider ülkesi için cephe de savaşacak, devrimler yapacak ve ölümünden 70 yıl sonra onun hakkında özel hayatına girilip günlüklerine varılıncaya kadar anlatımını sağlayan film yapılacak.

Bundan dolayı bizlere bu fırsatı sağlayan Can Dündar’ı Milliyet Blog köşem de teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Beni Atam'a daha da yaklaştırdığından dolayı.

Filmi izlemediğimi yazımın basında belirtmiştim. Ayrıca filmi en kısa sürede izleyip fikrimi ayrıca bloglarımda belirtirim. Saygılarımla.

 
Toplam blog
: 540
: 3176
Kayıt tarihi
: 02.01.07
 
 

Hiç bir motorlu araca binmeyi sevemedim. Daha doğrusu sevdiremediler. Onun yerine iki tekerlekli ..