​ Mütedeyyin ve ateistler bir arada yaşayabilirler mi? Fikir hürriyeti ve inançlara saygı çelişir mi? / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '11

 
Kategori
İnançlar
 

Mütedeyyin ve ateistler bir arada yaşayabilirler mi? Fikir hürriyeti ve inançlara saygı çelişir mi?

Mütedeyyin ve ateistler bir arada yaşayabilirler mi? Fikir hürriyeti ve inançlara saygı çelişir mi?
 

Bahadır Baruter'in tartışmalara neden olan karikatürü


Yazımın başlığındaki soru, şöyle de dile getirilebilirdi:

Müslümanların ezici çoğunluğunu oluşturduğu bir toplumda 'Allah yok, din yalan deme' hürriyeti var mıdır?

Çok tehlikeli, eskilerin deyişiyle 'fevkalâde muhataralı' bir mevzua girdiğimin farkındayım.

Teslim edeceğiniz üzere, böylesi bir konuda görüş belirtildiğinde, tam bir 'aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık' açmazı / dilemması söz konusu olabilmektedir.

Böylesi kritik bir konuda yanlış anlaşılmayı hiç arzu etmem doğrusu. Bu yüzden de, çok dikkatli 'kalem oynatmak' mecburiyetindeyim. 

Konuyu, bugünlerde toplumumuzu meşgul eden pratik bir olay üzerinden tartışmaya çalışacağım. Genç kuşak karikatüristlerin en başarılılarından olan Bahadır Baruter, Şubat 2011’de Penguen Dergisinde yayınlanan bir karikatür çizmişti. Bu karikatür, minik bir ‘karikatür krizi’nin doğmasına, sosyal medyada karikatüriste ve Penguen’e yönelik ağır kampanyalar açılmasına neden olmuştu.

Önce o karikatürü bir hatırlayalım:

 

Öncelikle, yukarıdaki karikatürün resmettiği unsurların üzerinden hızla geçecek, ardından da onun sakladığı, ya da ima ettiği kodları deşifre etmeye çalışacağım.

Bir camide namaz kılan Müslümanlardan birisi, tam namaz sırasında Allah’ı cepten arayarak, onunla kılacağı rekâtlar konusunda pazarlığa girişmekte, bu sırada namaza durmuş olan cemaat ve imam ise ona hayretle bakmaktadır.

Karikatürün verdiği mesajın, inananlar açısından makbul ve sempatik olmadığını kabul etmekle birlikte, bu haliyle onun çok da problem üreten bir mesaj taşımadığını teslim etmek durumundayım.

İçeriğe dair olan bu tespiti, resmin kalitesine dair olan bir başkasıyla pekiştireceğim. Karikatürün, çizim estetiğine ve bunlara damgasını vuran sanatçının performansına dair olan bir başka tartışma alanına ait olacak bu tespitim.

Namaza duran cemaat ve imama dikkatli bakılınca, bunların tamamının embesilleri andıran tipler biçiminde resmedildikleri görülecektir. Hadi, bunu da, karikatüristin, gerçekliği hicvetme ve muhatabını güldürerek cezbetme arzusuna bağlayarak, çok da dert etmeyelim diyelim.

Ancak, karikatür bunların dışında başka ve çok daha ciddi problem alanları içermektedir. Bunlardan en önemlisi, duvardaki süslerden birisinde, Arapça ile yazıldığı intibaını uyandıran satırların sonunda ‘Allah yok, din yalan’ ifadesinin yer almasıdır.

Böylesi bir ifadenin bir cami duvarında resmedilmesinin, ifade ve fikir hürriyeti bağlamında değerlendirilmesinin, dünyanın bir çok toplumunda ciddi sorunlara ve hatta çatışmacı süreçlere neden olabileceğini sağduyu sahibi herkesin teslim edeceğine inanmaktayım.

Karikatürün içerdiği problemli mesajlar bununla da kalmamaktadır. Namaz kılan müminlerin tam üzerinde, tavandan sallanan bir kandiller toplamı bir başka tartışmalı alan işaret etmektedir. Buradaki cam fanuslar da, dikkatle bakıldığında, prezervatifi çok andırmaktadır.

Bunun da basit bir benzerlik olduğuna; o kandillerde prezervatif algılayan muhayyele ile, 12 Eylül 1981 öncesinde, Samsun ve Maltepe sigara paketleri üzerindeki desenlerde 'orak - çekiç' olduğuna hükmeden algının tek yumurta ikizi ve buluttan nem kapan komplocu bir anlayışın tezahürü olduğuna hükmedip, üzerinde durmadan geçelim diyelim.

Ancak, ‘Allah yok, din yalan’ ifadesi öyle rahatlıkla geçiştirilemeyecek denli önemli ve büyük bir problem alanına işaret etmektedir. Bu alan, inananların kutsallarının aşağılanması gibi, halen dünyanın neredeyse tamamında tartışılan bir büyük sorunsala gönderme yapan bir teşebbüstür.

Dünyanın tartıştığı derken kast ettiğim, birçok ülkede, ifade hürriyeti ile inanca dair olan hususların karşılıklı saygı içerisinde bir arada yaşayıp yaşayamayacaklarına dair ciddi tartışmaların yürütülmekte olduğudur.

İngiltere, bu tartışmanın en medeni şekilde yapıldığı ülkeler arasındadır. Öyle ki, Birleşik Krallık, son yıllarda, ateistlerle mütedeyyinlerin inanca dair enteresan reklâm kampanyaları düzenledikleri bir devlet olarak öne çıkmıştır. Önce ateistler, Londra’nın alâmet-i farikalarından olan o meşhur çift katlı kırmızı otobüslere, ‘Tanrı yok, cennet ve cehennem de. Gerilmeyin, bu dünyanın keyfini çıkarın’ mealinde reklâmlar verdiler. Hemen ardından, bu sefer de mütedeyyinlerin, ‘Tanrı inananları koruyor, inanmayanlara da cehennemini hazırlıyor’ merkezindeki reklâmları boy gösterdi aynı araçlarda.

İfade hürriyeti ile inananların kutsallarına saygı arasında süregelen mücadelenin, İngiltere’de cereyan ettiği gibi, karşılıklı anlayış zemininde ve barışçı bir biçimde değil, hoşgörüsüzlük ve şiddet temelinde yürütüldüğü İran, Afganistan ve Pakistan’daki manzaralar, bu alanda küresel ölçekte ortaya çıkan resmin hakim rengini / motifini oluşturmaktadır.

Türkiye, mütedeyyinler ile ateistler arasındaki fikir hürriyeti – inançlara saygı diyalektiği temelindeki tartışmanın, İngiltere’den daha problemli, diğer İslâm ülkelerinden ise nispeten daha barışçıl yürütüldüğü bir geçişi / ara zonunu oluşturmaktadır.

Konuya, ilkesel bazda yaklaşmaya çalışayım.

Fikir ve ifade hürriyeti bakımından bu soruna yaklaştığımızda; başkalarının haklarına tecavüz etmeyen, nefret suçu işlemeyen, şiddeti övmeyen ve şiddete özendirmeyen, toplumun istismara müsait (çocuklar, yaşlılar, hastalar, akıl sağlığı problemi olanlar vb) fertlerini koruyan ve kollayan her çeşit görüşün özgürce dile getirilmesi ve kamuoyuna mal edilmesi esastır.

Tam bu noktada, meselâ, bir fikrin, inananların kutsallarına saldırı içerdiği ileri sürüldüğünde, o fikrin savunucuları ‘hayır, kastımız inananlara saygısızlık değildir. Ancak biz bu konuda böyle düşünüyoruz ve bu görüşümüzü toplumla paylaşmayı da demokrasinin, fikir hürriyetinin ve açık toplumun olmazsa olmaz bir şartı sayıyoruz’ dediklerinde, kimin haklı olduğuna nasıl karar verilecektir?

Diyelim ki ortada, yukarıda tarife çalıştığım manâda, tartışmalı bir görüş var. Bunun kamusal alanda paylaşılması inananları rahatsız ediyor, bu yüzden de o görüşün toplumsallaşmasını, toplumsal görünürlüğünün / bilinirliğinin artmasını inançlarına yapılmış bir hakaret ve saldırı olarak algılıyorlar. Öte yandan, aynı görüşün dile getirilmesinin engellenmesi, toplumla paylaşılamasına mani olunması ise bu kez de o fikrin sahiplerince; fikir hürriyetlerinin, kendilerini özgürce toplumsallaştırmalarının engellenmesi, sansür edilmesi olarak algılanmakta.

Konunun önemine binaen, söz konusu problem alanını bir de şöyle formüle ediyorum:

Bir fikir var.

Bu fikrin dile getirilmesi, toplumun bir kesimini yaralıyor, üzüyor, kızdırıyor, hatta infiale sevk ediyor.

Söz konusu görüşün, bir kısım muhatabının tepkisi yüzünden, dile getirilememesi ise, bu seferde o görüşün müelliflerini, sahiplerini, dillendiricilerini yaralıyor, üzüyor, kızdırıyor, hatta infiale sevk ediyor.

Ne dersiniz, çok müşkül bir vaziyet, öyle değil mi?

Evet, gerçekten de zor, gerçekten de ‘iki ucu pis değnek’ misali bir denklem bu.

Tartışmaya taraf olan kesimlerin ikisini birden tatmin edebilecek bir çözümün bulunması neredeyse mucize kabilindedir.

Diplomasiye, müzakereye ve sağduyuya açtığım avans yüzünden, bu çok zorlu problemin çözülmesine halâ bir şans tanımakta, bir diğer deyişle, çözüme giden yolun kapısının açık, en azından aralık olduğuna dair olan inancımı her şeye karşın canlı tutmaya çalışmaktayım.

Evet, Bahadır Baruter, yukarıdaki karikatürü yüzünden, halkın manevi ve dini duygularını tahkir etiği iddiasıyla ve 1 yıl hapis cezası istemiyle yargılanacak.

Söz konusu yargı sürecinin; mütedeyyinlerle ateistlerin bir arada barış, içinde ve mutlu bir şekilde yaşamasına ve fikir hürriyeti ile inançlara saygı arasında kurulması gerçekten çok zor olan o adil dengenin oluşturulmasına katkı vermesini diliyorum. 

 
Toplam blog
: 297
: 1623
Kayıt tarihi
: 29.08.11
 
 

1958 Fatih / İstanbul doğumlu. Etiler Lisesi ve İTÜ Maden Fakültesi Petrol Mühendisliği Bölümü me..