- Kategori
- Doğal Hayat
Mutluğun gizemi

MUTLUĞUN GİZEMİ SİZCE NEDİR?
"Yalnız bir lamba kısık alevle yanarken, herşey suskunken kendimizi dinlemeye verebiliriz. Gündoğumu hiçbir şey kıpırdamazken, farklılaşmamışların dünyasından sıyrılırız.Eğer bu anlardan yararlanmasını bilip de dikkatini içine döndürebilirsen, tüm duyum ve arzların zincirler olduğunu kavrarsın."
Huanchu Daoren
İnsan isteği zaman mutluluğu bulabilir ve onu görebilir. Ama elindekilerinin değerini kaybetmeden. Mutluluk insanlar için uzak mış gibi görünsede aslında en küçük şeyler önem kazandığında bizleri mutluluğa götürür.Mutluluk nerde, nasıl bulunur, mutluluğun kurallı nedir? diye bir şey yoktur. Mutluluğun kurallını bizler koyarız. Bazen bu kurallar bizi mutlu olma yerine mutsuz olmamıza neden olabilir. Bizi nelerin mutlu ettiğini iyi bilmeliyiz. Bazen insanoğlu çevresindeki en ufak şeylerin bile farkında bile değiller. Bir kişi yıllar önce oturduğu evinin önünden geçerken oradaki gül ağacını farkeder ve kendine bu gül ağacı ne zaman dikilmiş der halbuki o gül ağacı her gün onların gözü önünde büyümüştür. Bu da insanoğlunun ne kadar hayatta bakar kör bakmış olduğunu gösterir. Hepimiz aslında böyle değilmiyiz? Bir şeyin değerini ancak onu kaybettiğimiz zaman farkederiz. Ve de hep mutsuz olduğumuzu söyleriz, başka şeylerle uğraşmaktan ailemizi bile unutturuz.
Bir tüccar Mutluluğun Gizemini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş. Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen delikanlı girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış. Tüccarlar girip çıkıyormuş, insanlar köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanında gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu birmasa da varmış. Bilge sırayla buradaki insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlıda sırasının gelmesi için 2 saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasının dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizemini açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini istemiş. Ama bilgenin delikanlıda bir ricası varmış, bilge delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığı iki damla sıvıyağ koymuş. Bilge delikanlıdan sarayda dolaşırken bu kaşığı elinde tutmasını ve içindeki yağı dökmemesini istemiş. Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan hiç ayırmamış. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
"Güzel, demiş bilge, peki yemek salonundaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvan Başı'nın yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemzideki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?
Utanan delikanlı hiçbirşey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabaladığından başka bir şeye dikkat edememiş. Bilge ' o zaman git, evrenin harikalarını tanı, oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin' demiş. İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarını zarafetini görmüş.
Bilgenin yanına dönünce gördüklerini bütün ayrıtılarıyla anlatmış. 'Peki 'demiş bilge 'sana emanet ettiğim yağ nerede 'diye sormuş bilge.
Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.'Peki! demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi , 'sana verebileceğim tek bir öğüt var; Mutluluğun Gizemi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan'
SİMYACI
Evet çok güzel bir hikaye değil mi? İnsan acıyıda, tatlıyıda kendi icad ediyorsa onunlada başa çıkmasını iyi bilmelidir. Evrenin dilini anlayarak ve ondan mutluluğu bularak elimizdekilerinin değerini kaybetmeden tadını çıkarmalıyız.