Mutluluk davetiyesi / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '12

 
Kategori
Deneme
 

Mutluluk davetiyesi

Mutluluk davetiyesi
 

resim hayattır. com.dan.


Şu anda nereye bakıyorsunuz? Başınızı bilgisayardan hafifçe çevirin, pencereye, içeriye girmekte olan güneş ışığına mı yoksa fazla aydınlık olmayan hole mi?

Pencereye bakmışsanız, mutlu olmaya meyillisiniz... Hiç sebep yokken hole bakıyorsanız, mutsuzluğu davet eden bir iç yapınız var... Fal gibi oldu ama ben falcı değilim :-))

Yaşamın sınırlı olduğunu düşünürüz ama bitiş çizgisinin hangi tarihe rastladığını bilmediğimizden gün be gün "son"a doğru yaklaşmakta olduğumuz hesaplarıyla kalan ömrümüzü daha güzel, daha daha güzel yaşama arzusuyla hırslanırız.

Var olanlarımızla yetinmeyiz, daha, daha ama daha çok olsun herşeyimiz derken arzularımızın çıtası yükseltiriz. Farkında olmayız ama hırs katsayımız da hayli yükselmiştir.

İşte bu hırs insanı yer, bitirir. Nasıl mı? El cevap:

Her isteğine kavuşur mu insanoğlu? Ne mümkün!.. Gerçekleşen arzularıyla mutlu olmaz da, ulaşamadıklarıyla mutsuz olur... Of...

Kalkın bilgisayardan, açın gar de robunuzu... Askıdaki kıyafetlerinize şöyle bir bakın... Neleriniz var, neleriniz... Olanları görün lütfen olmayanları değil...

Sakın aklınıza getirmeyin "benim neden bir kürküm yok" diye... Şimdi kürk modası yok bu bir...Kürk bir hayvanı örtüyordu bir zamanlar. Öldükten sonra bir insanı örtecekse, beni örtmesin, istemem. diyebiliyor musunuz? İşte bu yeter... Bu da iki...

Teknoloji ilerledikçe sık sık yeni buluşlar insanlığın hizmetine sunuluyor. Bu buluşların sağlık, iletişim, bilim, sanay üretim gibi hizmetlerde kullanılması çağımızın gereği. Ama evlerimize giren ambalajı küçük, kendi küçük teknoloji aletciklerine ne demeli? Her yeni üründen almak zorunda mıyız? Aldık, aldık, arkası kesilmiyor almalarımızın. Bir de bakıyoruz ki, ev teknoloji çöplüğüne dönmüş... Hiç bahsetmedik ama ya bununla ilgili bütçe harcamaları... Cüzdanınızın dili olsaydı da konuşabilseydi!

Sade yaşam mutlu yaşamdır. Atalarımızın sağlıklı mutlu ve uzun ömürlü yaşamalarının sırrı bu...

Kullanmakta olduğumuz eşyalarımız da öyle. Her birinin hatıraları var hem de güzel hatıralar :-)) Kıyabilir misiniz onları? Modası geçmiş ve biraz da yıpranmış diye düşünek atmakta olduğunuzu varsayalım, eşyalarınızla birlikte anılarınızı da atmaktasınız... Yo, hayır! Kıyamam anılarıma...

Şu koltuk takımını alırken kızım çok beğenmişti, yemek odası takımı oğlumun zevki... Değerliler benim için...

Bunlar maddesel...

Yaşantımızın başka bir yönünde insan ilişkileri var bizi mutlandıran veya mutsuz eden...

Her insanın duygu ve düşünce sistemi farklıdır, algılamaları ise daha farklı... Güzel bir girişim gibi düşünüp güzel bir şeyler söylersiniz. Ama muhatabınızın yaşam ortamı ve düşünce halesi farklı olduğundan aynı manada anlamayacaktır. Anlamaya çalışsa bile aynı kıvamda değil... Kompleksleri varsa alınganlık yapabilir, hiç arzu edilmez ama kendi kırıldığı gibi sizi de kırabilir...

Böyle durumlara da fazlaca önem vermemek lazımdır, normaldir deyip geçebiliyor musunuz?. Gece yatarken o günün hesabını kapatmalısınız. (Bununla ilgili Sn.Nilgün Aktaş'ın yazı linki aşağıda)

O günün hesabı geceleyin mutlaka kapatılmalı ki ertesi gün, yeni bir gündür. Yeni bir gün yeni bir hayat... Derin bir nefes alıp:

-Dün yaşandı bitti, yarın belirsiz. Bugündür yaşadığmıız... O zaman ânı yaşamalıyım...

Diyebiliyorsanız, mutlu olmayı hak edenlerdensiniz.

Ama, günlerce, aylarca hatta yıllarca "falanca beni şöyle üzmüştü, filanca bana şunu yapmıştı, oysa ben ona anasının babasının bile yapmadığı iyilikleri yapmıştım" gibilerinden olayları tekrar tekrar yaşıyorsanız bunun zararı kendinizedir.

Kendiniz mutsuz olursunuz, keyfiniz kaçtığı için ev halkını da etkilersiniz. Bunların doğal sonucu olarak da sağlıktan olursunuz...

Değmez sayın okur, değmez...

Bu hayat bize bir defa lütfedilmiş, başkalarına ve kendimize zarar vermeden mutlu yaşamak hakkımız...

Bu beden Yaratan'ın bize verdiği bir emanet, emaneti iyi korumalıyız yani beden ve ruh sağlığımızı...

Ben,

Pencereye bakarım gündüzse güneşi geceyse yıldızları görürüm, yerdeki çamurları değil...

Bardağım hep doludur, boşalsa da ben doluymuş gibi görürüm...

Kulaklarım neşeyi, çocukların seslerini ve kuşların cıvıltılarını duyar, başka bir şey duyamaz...

Renklerden açık renkleri görürüm en çok da pembeyi,

Çiçeklerden de gülü...

Selam ve sevgilerle...

Yurdagül Alkan.

http://blog.milliyet.com.tr/duygulariniz-sizi-yonetmesin--siz-duygularinizi-yonetin--/Blog/?BlogNo=392281

 

 
Toplam blog
: 344
: 1671
Kayıt tarihi
: 09.04.09
 
 

Özel bir finans kuruluşundan emekliyim. Hayatın her aşamasını acısıyla tatlısıyla yaşamış biri ol..