​ Müttefik Sorunu / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '17

 
Kategori
Güncel
 

Müttefik Sorunu

Müttefik Sorunu
 

İnsanlar, devletlere benzer. Onlar da ekonomi yapar, plan yapar, doğar, büyür, yaşar ve ölür. Topluluklar da öyledir, devletler de öyledir, imparatorluklar da öyledir, krallar da öyledir. Doğan ölür, var olan yok olur. Bu bir süreçtir.

Lafı Türkiye’ye getirince aslında Türkiye'de bir insan gibidir. Doğdu, doğurtuldu, büyüdü, büyütüldü, dostları ve düşmanları oldu. Ancak hiçbir şeyden çekmedi, dost olarak seçtiği devletlerden çektiği kadar.

            Bir konuda bilgi sahibi olmanın, sözlerden ibaret olmadığını herkes az çok bilir.  Her sözün doğru olmadığını da herkes bilir, bugünün dostları yarının düşmanları, dünün düşmanları bugünün dostları da olabilir. Dost sanılan düşman, düşman sanılan dost olabilir. Burada ölçüt ne olacak, nasıl olacak buna doğru karar vermek lazım.

            Sözler, eylemlerle çelişirse bu durum açıkçası pek inandırıcı değildir. Eylemler hayırlara vesile oluyorsa sözlerin de anlamı kalmaz. Özellikle Türkiye şu anda bir doğum sancısı yaşıyor, millet olmayı başaramamış, birliğini birlik sağlayacaklarını iddia edenlerin elleriyle yıkılmış bir devlet görüntüsü veriyor görünüyoruz.

            Zamanla birçok fırsatı hovardaca kaçırdığımız birçok fırsatı kaçırdık. Bilimden ve bilimsel düşünceden İstanbul’da kurulan rasathaneden meleklerin eteklerine bakıldığına inanıldığı ve bilim yuvası bilimsel düşünmeyi günümüzde değil; molların isyan etmesi ve yönetimin mollaların sözü ile rasathaneyi kaldırdığı zaman kaçırmıştık. Fırsatı devlet kurma yeteneği olan soylu Selçukluyu oluşturan beyliklerin tamamının ekarte edilip, dönme gibi görünen dönmeyenlerin idaresinde yüzyıllarımızı harcayarak harcadık.

            Günümüze gelince gerçekten neler olduğunu tüm bilgilere ulaşmak mümkün olduğu halde okumayarak, kendi tarihimizi, kendi dinimizi, kendi yolumuzu başkalarının çizmesine izin vermekle belki de “sarı öküzü” vermekle kaybettik. Az bilerek çok bildiğimizi sandık, çok bilenler çok yanılır dedik. Matematiği, fiziği, kimyayı, biyolojiyi, felsefeyi, edebiyatı, tarihi, coğrafyayı başkalarının atalarımızdan öğrendiklerinden öğrendik. Tercümeleri, tercüme ederek uzun süre bilim yapıyoruz sandık. Kuyruğa kuyruk olduk, da baş olmayı hayal eyledik.

            Özenilmemesi gerekene özendik, kimi zaman Arap, kimi zaman İngiliz, kimi zaman Alman, kimi zaman Fransız, hatta Amerikalı, İtalyan olduk da Türk ve Müslüman olamadık. Türkiye içi boş sloganlarla yıllarca oyalandı, dostlarına düşman, düşmanına dost, kendine düşman, el âleme dost oldu.

            2. Dünya Savaşı sonrasında hiçbir tarihi bilgiyi bu milletin hakkıyla öğrenmesi istenmedi. Bunun için özel bir çaba gerekmezdi, zaten millet sözlü bir geleneğe sahipti, yazmak yerine konuşmayı, susmak yerine anlatmayı yeğlerdi. Dinlemeden öğrenilmez, susmadan dinlenmez, yazmadan kalıcı bir eser verilemezdi, miraslar heba oldu. Kötüleri, yanlışları, kötü olsalar, doğru olmasalar bile kaydedenler, kaydettiklerini sözler unutulunca piyasaya sürünce gerçek sanıldılar. Hainler âlim olarak sunuldu, âlimler hain olarak. Toz dumana karıştı, su bulandı da balıklar av oldu, önce avcıların ağında, sonra tavasında meze, eğlencesinde eğlencelik oldu.

            Dünyada ilginç şeyler oluyor; birisi de ne olduğunu anlamıyor. Anlayamıyor. Sorması gerekeni sormuyor, soruyorsa da duyulmuyor. Duyulsa da anlaşılmıyor.  Avrupa’nın en güçlü devleti hangisi dense, doğrudan Almanya anlaşılır. Almanya 1. ve 2. Dünya Savaşlarını başlatan ve dünyadaki en ağır yenilgileri alan devletlerden biridir. Birinci Dünya Savaşından önce ve günümüze gelen tek gerçek ne diye sorulursa şirketleridir denebilir. Birinci Dünya savaşında Almanya için silah üreten firma hangisiyse, 2. Dünya Savaşında da onlardır, kalıcı olabilmeyi başarmışlardır. Bunun nasıl olabildiğini anlayabilen yoktur. 2. Dünya Savaşı sonrasında resmen ikiye bölünmüş Almanya’nın tekrar şaha kalkması hem de bizzat Batısı ABD ve İngiltere’nin doğusu ise Rusya’nın işgali altındayken bunun ABD ve İngiltere’nin izni, onayı olmadan yapabileceğini aynı şekilde işgal altındaki Japonların ABD desteği olmadan yapabileceğine inananlar gerçekten bunun mümkün olabileceğine nasıl inanabilirler anlamak mümkün değildir.

            Almanya halen ABD askeri üslerinin bulunduğu bir ülkedir. Bir ülkede başka bir ülkenin muharip güçleri varsa, bu güçler en son model silahlarla donatılmışlarsa, silahları kullanmasalar dahi o ülke işgal altındadır. Bunu herkes bilir. Ama anlamamazlıktan gelenler, konuyu kapatanlar olacaktır. Örneğin 11 Eylül Saldırılarını yapanlar tesadüfen Almanya’da özel olarak yetiştirildiler ve günümüzde dahi dinlenen Almanya bunu yapmaya muktedir mi oldu? Ya da Türkiye’ye saldırı düzenleyen Fetönün başı ABD’de ikamet ederken, gövdesi Almanya’da olması tamamen tesadüf eseri mi diyeceğiz? Ya da Almanya’ya gurbete giden Türkiye kökenli vatandaşlar arasında hızla yayılan bir gruba veya bir tarikata ait olmaktan başka bir seçenekleri olmaması, onlara Türkiye’de Almancı, Almanya’da yabancı yapan, Türkiye’den sade vatandaş olarak giderken, dönüşte genellikle bir grubun içinde bir kimlikle dönmesi ve söz konusu ülkede bu tip tüm örgütlenmelerin en yüksek olduğu, zamanla bu ülkede sivriltilenlerin Türkiye’ye tehditler savurmaları (Kaplancıların kalesi Almanya idi, PKK için de durum farklı değil) sözde müttefiklik ilişkileri ile nasıl açıklanabilir?

            Alman sade vatandaşları gücenmesinler ama Avrupa’daki en kandırılmış millet Alman vatandaşlarıdır. Belki de dünyada bu denli kandırılan bir millet dahi yoktur veya varsa o da Türk Milletidir. Almanlar saat beşte işe giderler, devletlerine güvenirler, eğitim sistemlerine güvenirler, savaştan kısa süre sonra çok çalışkan olmaları nedeniyle kısa zamanda geliştiklerini düşünürler, bazıları yılda on, on beş, hadi yirmi olsun tatil yaparlar. Sıradan Alman vatandaşının lüksü yoktur, en büyük lüksleri hafta sonu içebilmektir. En son Euro’ya geçtiler, sıradan vatandaşlar üç bin Mark alırken, bin beş yüz Euro almaya başladıklarını ancak bir marka satılan ürünlerin, bir Euro’ya satıldığını da söylerler. Yüzde yüz fakirleşen halkın geliri, Doğu Avrupa hatta Çin’e Hindistan’a giden şirketleri, Hindistan’dan ithal ettiği mühendisleri ile aslında sıradan vatandaşı içi boş bir gururla coştururken, Doğu Avrupa’daki bebek sanayileri daha cenin iken boğarken, kendi vatandaşı hala bağımsız bir devlet olduğunu düşünür. Sahte bir gururu yaşar. Ama gerçekte her geçen gün daha da fakirleşir, çünkü şirketler ülkeyi terk ederken,  karlılıklarını katlarlar ancak kendi vatandaşına işsizlik maaşı ile övünür. Pardon ama kimse şunu düşünmez, ABD yıllardır karşılıklı olarak hiçbir zaman savaşmadığı, iki kez de yanında yer aldığı sözde düşman Rusya’yı vurmak üzere Almanya’ya yerleştiğini düşünmeleri her zaman daha inanılabilecek bir halkla ilişkiler çalışmasıdır. ABD o kadar güçlü bir ülke ki, baston olarak Almanya’yı kullanıyor ve Alman halkı da bundan gurur duydu, duymaya da devam ediyor. Hâlbuki Almanlar çok da zeki bir millet de sayılmazlar, her ne kadar Hitler Altın Nesil yarattığını düşünse de ya Hitler çok aptaldı, ya da ekibi çok aptal veya başka bir ihtimal de rolü öyle yazılmıştı, sonu da öyle oldu. Hala hayatta mıdır bilmiyorum ama garip bir şekilde ben savaşları yaratanların öyle sanıldığı gibi öldürüldüğünü düşünmüyorum. Söz gelimi; Hitlerin dublörü ölse, kendi başka bir ülkede farklı bir kıyafet ve isimle bir sahil kasabasında balıkçılık yapıyor olabilir. Aynı şekilde Saddam’ın, adı ne de çabuk unutuldu hani şu keçisakallı Suudi Arabistan asıllı, doğan görünümlü şahin Usame Bin Ladin belki de kadeh tokuşturuyor olabilirler. İtiraz edenler olabilir Usame Bin Ladin yapmaz diye, o zaman Suud Hanedanının Bodrum’da basına kapalı yerlerde neler yaptıkları benzer aile çocuklarının Reina’daki katliamda yanlış anlaşılmasın bu mutlak bir katliamdı, meyve suyu veya gazoz içmek için gelmediklerini her cahil anlayabilir. Suudi Arabistan ve Lawrence ve tarihi hakkında beş, on farklı kaynaktan kitap okuyan pekâlâ anlayabilir. Almanya neyse, Suudi Arabistan’daki ABD’nin etkisini anlamak için onla veya yüzle çarpmak gerek. Hemen herkes şunu sıklıkla söyler; Körfezde her devlet ABD desteği olmadan hayatta kalamaz, sadece kimisi iyi çocuk, kimisi kötü çocuk. Oyun biter şah ve piyon aynı kutuya girer…

            ABD gerçekten saygı duyulması gereken bir devlet, ya da devlet ötesi bir güç. ABD’nin elindeki bastonlardan birinin Almanya olduğu anlaşılırsa onun ne derece büyük bir güç tarafından yönetildiğini, farklı bir mantıkla idare edildiğini göstermesi açısından takdire şayan bir durum vardır.

            Rusya’ya geldiğimiz zaman da farklı bir durum yok aslında. Rusya ile ABD rakip gibi görünüyor değil mi? İyi polis, kötü polis ABD filmlerinin icadıdır ve Rusya’daki insanlar da ABD’deki insanlar da aynı şeylerin hayalleriyle yaşıyorlar ve hayallerin kaynağını kim sağlıyorsa esasında ABD’nin etkin güçleri hangi rüyaları kaydediyorlarsa aslında o rüyayı görüyorlar. Kültürleri, aynı güçler tarafından evriliyor, aynı şeylerden hoşlanıyorlar, aynı şeylere ihtiyaç duyuyorlar. Her şey zıddını büyütür. Zıddıyla büyür, değer kazanır. İyi kötüyle, beyaz siyahla, Cennet Cehennemle, sağcı solcuyla, inanan inanmayanla anlam kazanır. Güç kazanır. Var olmanın dayanılmaz yolu belki de budur.  

            Gelelim mi? Türkiye’ye bence gelmeyelim. Müttefiklerimiz; ABD, NATO.  Nato üyesi bir ülke; Belçika’nın Afrika’da yaptıklarını bilen, bilmek isteyen de okumalıdır; neler yaptığını ve yapmakta olduğunu anlayanlar

 

http://www.global-rates.com/interest-rates/central-banks/central-bank-america/fed-interest-rate.aspx

http://www.usdebtclock.org/

http://www.nationaldebtclocks.org/debtclock/unitedstates

https://www.usgovernmentdebt.us/

http://www.mahfiegilmez.com/2016/05/abd-hazinesini-kim-finanse-ediyor.html

 

 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..