​ Muzaffer Tema ile Söyleşi, 2009-Mine Ömer / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '13

 
Kategori
Sinema
 

Muzaffer Tema ile Söyleşi, 2009-Mine Ömer

Muzaffer Tema ile Söyleşi, 2009-Mine Ömer
 

Muzaffet Tema


Yeşilçam’dan Hollywood’a Uzayan Bir Yaşam: Muzaffer Tema

Söyleşi-Mine ÖmerMine Ömer:    Sevgili Tema, sinemaya başlamadan önce bir izleyici olarak, sinemayla aranız nasıldı? Sık sık sinemaya gidiyor muydunuz? Örneğin ülkemize gelen yabancı filmleri de izleme şansınız oluyor muydu?

Muzaffer Tema: Efendim sinemaya çok meraklıydım. Yerli olsun yabancı olsun bütün filmleri seyrederdim. Yabancı, Fransız filmleri gelirdi Alman, İtalyan  filmleri gelirdi onları hep seyrederdim. Ve zamanla sinemaya çok yaklaştım. Ve çok sevdim ki sinemanın içine girdim. Tabi bu bir tesadüf olsu. Ama aslında konservatuvarın yetiştirdiği iyi bir talebeydim. Konserler veriyordum. Orkestrayla konserler veriyordum. Ve Dr. Proterius orkestra şefi Ankara’da beni gayet iyi karşıladı. Orda gereken yardımları yaptı. Terfi ettirdi.Ankara’da kaldım.

 Cemal Reşit Rey’in  misafir orkestra şefi olarak yönettiği  konserlerde de yer aldım.   Ama sinema baskın çıktı. Sonradan  filmciler gördü beni konserde. Beğenmişler, çağırdılar. “Sen dediler sinema aktörü olur musun?”  Bu konuda hiçbir tecrübemin olmadığını söyledim.  Onun üzerine o zaman stüdyoya gel dediler. Bir tecrübe filmi çekelim. Seni tip olarak çok beğendik, dediler. Stüdyoya gittim. Bir tecrübe filmi çektiler. Neticede telefon telefon üzerine, çok başarılıydı, sana bir filmde başrol vereceğiz dediler. Tamam dedim ben de. Hıçkırık  ve Çığlık filimlerinde başrol oynamak şartıyla sinemaya girdim. Sinemaya girmemin çok büyük faydaları oldu. Tüm dünyayı gezmeme, dolaşmama fırsat verdi. Hollywood’a başka türlü gidemezdim. Orkestrada kalsaydım demek istedim. Ancak şahsi bir ziyaret olaraka gidebilirdim .Ama bunun dışında  sinemanın sayesinde her tarafı dolaştım. Bütün Avrupa ve Amerika’yı... Şimdi bunun mutluluğunu yaşıyorum.

 

M. Ömer: O yıllarda Türk sineması için izlenimleriniz neydi?

Muzaffer Tema:    Türk sineması o yıllarda daha başlangıçlardaydı. Yani ikinci devranin başlangıcı. Birinci devre biliyorsunuz Ertuğrul Muhsin’le başladı. Onunla kapandı. Ondan sonra ikinci devresi Kemal film’le açıldı.  Yeni filmlerle yeni yönetmenlerle ikinci devresi başladı sinemanın. Ben de işte bu devrede girdim. İkinci devrenin başlarında çalıştım. Çok iyi filmler yaptık. Dudaktan kalbe...

Hıçkırık, Kadın Severse, Beş Hasta Var  buna benzer birçok

filmler yaptık ve bu Kemal filimin kadrosu içinde oldu. Erman film de bazen iştirak ediyordu. Epey zengin bir çalışma programımız oldu.

 

 

Unutamadığınız ve sizi en çok  etkileyen filminiz hangisi diye sorsam?

 

Dudaktan Kalbe... Hala unutamadım...

 

Rolünüzü anımsıyor musunuz?

 

Keman sanatçısıydım.  Yani benim gibi bir müzisyeni canlandırıyordum.

 

Anlıyorum... Sinema sevgisi müzik sevginize daha bir üstün

geldi diyebilir miyiz? Müziği bıraktıktan sinema sanatçısı olduktan sonra hiç pişmanlık duyduğunuz oldu mu? Keşke müzikten hiç  kopmasaydım dediniz mi  hiç?

 

Böyle bir düşünce hiçbir zaman aklıma gelmedi. Yani hissetmedim. Sinemayı çok seviyordum. Müziği de çok seviyordum. Müziği bırakmdadım. Evimde klasik müzikleri devamlı olarak dinlerim. Konserlere giderdim. Ama sinemadaki çalışmalarımı da aksatmamak şartıyla. Çünkü aldığımız bir rolün sonuna kadar etmek mecburiyeti var. O bakımdan sinemadan kopamadım. Sinemanın içinde kaldım. Ama bu arada müziği de seviyorum. Müzik benim ilk mesleğim.

Sinemada yeni yüzlerin ortaya çıkmasıyla karakter rollerinde yer almaya başlıyorsunuz ve  50'li yılların popüler oyuncusuyken,  1959 yılında bir süreliğine Amerika'ya gidiyorsunuz. Neden Amerika?  Ve neden geri dönüş?

  Amerika çok önemli bilhassa Hollywood...  Oradaki film çalışmalarını yakından izlemek insana birçok şeyler kazandırıyor. Dünyada büyük etki yapacak sanatçı muhakkak Amerika’da Hollywood’dan geçmesi lazım. Orada dünyanın en büyük sanatçılarını toplamış en büyük filmleri yapmış, en büyük hareketleri yapmış bu nedenle Hollywood’u tercih ettim ve gittim. Gitmem de isabet oldu. Çok şeyler öğrendim.

 

Ne yazık ki Yeşilçam uzun yıllar ayakta duramadı ve  1990’larda  bitiş noktasına geldi. Yeşilçam’la ilgili olumlu, olumsuz görüşleriniz nedir? Yeşilçam’ı bitiren nelerdi?

Efendim,  ekolün olmaması. Türk sineması kolay kolay durmazdı. Türk sineması devamlı büyük faaliyetler içerisinde olabilirdi.  Ama ne yazık ki devlet gereken yardımı yapmadı. İlgi göstermediler.  Sinema iptidai şekilde kaldı. Ancak şahsi birtakım faaliyet ve teşebbüslerle bir yerlere geldi. Ama o da kafi değildi. Orda kaldı. Yürümesi zor oldu.

 

O yıllarda bir sinema sanatçısı olarak siz,  nasıl bir psikoloji içindeydiniz?

 

Üzülüyordum. Türk sinemasının bu şekilde kalmasına gönlüm razı olmuyordu. Ne yapabilirim diye düşündüm. Ve Amerka’dan Hollywood’dan birtakım şeyler getirdim. Artist dahi davet ettim, getirdim. Örneğin Rozana Bransy  çok iyi arkadaşımdı. O da geldi John Fontain  geldi. Ama buna rağmen Türkiye’de ilgi göremediler. İyi bir sinema endüstrisi kurulmuş olsaydı bu sanatçılar Türkiye’de de kalır filmler çekebilirlerdi.

 

Yeşilçam’ın duraklama devresine girmesi ve  sonlanması  sanatçıları ve örneğin sizi maddi olarak nasıl etkiledi? O yıllarda geçiminizi nasıl sağladınız? Herhangi bir sosyal  güvenceniz var mıydı?

 

 Sosyal güvencem konservatuvardan öğretmen olarak emekli oluşum ve bir emekli maaşına bağlanmış olmam. Sosyal güvencem buydu. Filmlerden fazla birşey beklemiyordum.

Zamanla dünya sinemasındaki gelişmelerden ve  gelişen teknolojiden günümüz Türk sinemacıları da yararlanmaya başladı.  Sansürün azalması, çağdaş sansüre ulaşılması sizce sinemamıza ne gibi  katkılar sağladı?

Sinemamızı bir defa teknik bakımdan bir seviyeye getidi. Teknisyenler yetişti. Rejisörler daha verimli çalışmaya başladılar. Daha büyük anlayış içerisine girdiler. Yalnız kitapta rejisör olmayı okumadılar.  Filmleri seyretmek suretiyle, örneğin Amerikan filmlerini... Ve birçokları da zannediyorum bu arada Hollywood’da hazırlanmış kitapları okumak suretiyle bilgisini genişletti. Türk sineması iyi bir seviyeye gelmişti. Ama ne yazıkki devlet yardımı olmayınca durdu, söndü. Şahsi girişimler Türk sinemasını yaşatmadı.

İki bin’li yıllarda sinema sanatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskiye dönüp baktığımızda sinema  hala sanatsal görevini yerine getirebiliyor mu? İzleyicilerde heyecan uyandıran, ufuklar açan bir sanat dalı olarak yine sanatın merkezinde mi?

 

Çok üzülerek söylüyorum Türk Sineması’yla  aşağı yukarı on, onbeş senedir hiçbir ilişkim kalmadı. Ve ne seviyeye geldi şu anda ne yapabilirler ne yapılabilir bunlar hakkında herhangi bir şey söyleyemem...

 

Dünya sinemasıyla Türk sinemasını  karşılaştırdığımızda neler söylemek isterseniz.

 

Türk sineması tabii çok iptidai vaziyette devam ediyor. Teknik imkanları yok bir defa her şeyden  evvel. Büyük kabiliyetler var genç kızlar, genç erkekler hepsi de kabiliyetli sanatçılar. Ama teknik imkanlar yok. Kapalı bir stüdyo ses , dekor bunlar yok. Bunları hazırlayacak kişiler yok. Yahut olsa dahi bunlara maddi bakımdan bir şey kazandırmadıkları için  bunlar sokulmuyorlar fazla daha ziyade tiyatro sahnelerinde çalışıyorlar.

 

Romandan, öyküden ve piyesten yola çıkılarak yapılmış bir film mi başarılı olur, ya da salt senaryo verilerine dayanan bir film mi? Sizce  başarının sırrı nerde?

 

Herşeyden evvel esaslı bir konuyu ele almak lazım. Biz vaktiyle başladığımız zaman tanınmış romanlardan özetler çıkarıp, tanınmış romanları tercüme ederek sinemaya birşeyler kazandırmaya uğraşıyorduk. Ama bunlar tabi yeterli olmadı. Netice itibarıyla sinemada birkaç çalışma yapacak ekipler kurulması gerekiyor. Olmadı... Devlet yardım yapmadı. Böylelikle Türk Sineması ilerlemedi. Tiyatroya gösterilen ilgi sinemaya gösterilmedi maalesef.

 

 

Eşinizle konuşmamız sırasında yaşantınızın çoğunu Amerika’da geçirdiğiniz için son yıllarda çevrilen Türk Filmlerinin tümünü izleme olanağınız olmadığını öğrendim. Fakat en son izlediğiniz Türk filminin  “Issız Adam “ olduğunu yine eşinizle sohbetimizde öğrendim. Issız adam filminden yola çıkacak olursak şu andaki Türk sinemacılığının geldiği noktayla ilgili düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?

 

 

Teknik olarak Türk Sineması  bir hayli ilerleme kaydetti.  Yeni kabiliyetler yetişiyor. Artık sinemayı ekolleştirmek lazım. Nasıl Ankara Devlet Konservatuvarı talebelerden başladı ise sinemayı da bir sinema okuluyle açmak ve devam ettirmek gerekiyordu. Sokaktan adam bulup da getirip sinemada oynatmak verimli olmuyordu. Tiyatro gibi değildi. Tiyatroya giriyor , senelerce çalışıyor, imtihanlar kazanıyor, ondan sonra oyuncu oluyor. Ama kabiliyeti de meydana çıkıyordu. Sinemada bu imkanlar olmadı. Bu yüzden kısır kaldı Türk Sineması.

 

Sevgili Tema mutlaka çok anınız var bizlere anlatacak...  Fakat Atatürk ile bir anınız olduğunu öğrendim.  Rica etsem bu anınızı  bizimle paylaşır mısınız?

 

Efendim bir tarihte Atatürk Devlet Konservatuvarını ziyarete gelmişti. Ben de o zaman talebeyim. Beni gördü çocukların arasında. Geldi, omuzuma dokundu. “Benim hayatımı filme alırsanız, bu delikanlı benim gençliğimi oynayabilir” dedi. O kadar benzetti kendisine...

Sevgili Tema, Türk Sinema Tarihi Kitabı’nı hazırlayarak bir ilke imza atan  Sevgili Fikret Hakan’a ,   genç sinemacılara ve izleyicilere  iletmek istediğiniz mesajınız  var mı?

Fikret Hakan'ı  gönülden alkışlıyorum. Sinemaya yapılacak en büyük hizmeti yapıyor. Belki bu sayede esaslı bir sinema okulu açılabilir. Bu sinema okulu açıldığı zaman Fikret Hakan gibi  arkadaşlardan faydalanacak, sinema faydalanacak ve bunlar da tecrübelerini orada ortaya koyup sinemanın ilerlemesi için ne mümkünse yapacaklar. Türk Sinemasına ilgi göstermeleri bilhassa gerekiyor. Türk Sineması’nı sevmeleri gerekiyor ki Türk Sineması kalkınabilsin. Rica ediyorum Türk filmlerini sevin, izleyin. Her ne kadar Amerikan filmleri ayarında değilse de gene bize ait konuları zevkle seyredebilirsiniz Türk filmlerinde... Böylelikle ilerleyecektir Türk Sineması...

1949 yılında çevrilen Çığlık ile sinemaya giriş yapan Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden, Muzaffer Tema ile  Çeşme Ilıca’daki evinde Temmuz 2009'da  yaptığımız  bu söyleşi, Fikret Hakan'ın hazırladığı, İnkılap yayınlarından çıkan"Türk Sinema Tarihi" kitabında yayımlandı.

 

 
Toplam blog
: 56
: 504
Kayıt tarihi
: 05.10.09
 
 

Mine Ömer; Larnaka, Kıbrıs doğumludur. Kıbrıs Bayrak Radyosu'nda memur olarak çalıştı. Haber ..