- Kategori
- Öykü
Müze (Birinci bölüm)

… Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hulki Bey, makam odasında oturuyordu. Sinirli olduğu her halinden belli olan müdürün sağ gözü seğiriyor, eli ayağı titriyordu. Bir eli ceketinin iç cebindeki sigara paketine uzanırken, beyni ısrarla hayır diyordu.
Ya bir gelen olursa.
Ya bir gören olursa.
Adam sende kapıyı tıklatmazlar mı? Paldır kültür içeriye dalacak halleri yok ya.
Öyle öyle de ya Şeracettin gelirse,
Boyuna bosuna baksanız kapı gibi adam derdiniz. Ama iş kapı vurmaya gelince tık, tık kedi tırmalamasına benzer bir ses duyulurdu. İşte böyle çekingence çalardı kapıyı bekçi Şeracettin.
Yoo, bekçi değildi artık. Güvenlik Görevlileri Mevzuatı çıkınca yaşına başına bakmamış, silah talimi yapıp, özel güvenlikçi belgesi almıştı. O gün bu gündür yürüyüşü, konuşması bile değişmişti ama kapı vuruşu hala aynıydı.
Hulki Bey, yak bir sigara diye mırıldandı kendi kendine. Bir müddetten beri ağır baskı altındaydı. Sözüm ona bakanlıktan ödenek gelecekti. Ah ödenek bir gelse müze tepeden tırnağa yenilenecekti. Yenilecekti de bu ödenek neme nem şeyse bir türlü gelmiyordu. Hızlı tren bile gelmişti ama ödenek gelmiyordu işte.
Hulki Bey o günlerde bakanlıktan Sait Beyle bir telefon konuşması yapmıştı. Sait Bey, sizin ödenek işi tamam Hulki Bey demişti. Evrak falan daireden filan daireye gelmiş, şimdi filan dairenin müdürü izinde, üç beş güne kadar izinden döndü mü, atacak imzayı. Parayı bir hafta on gün içinde elinizde bilin.
Bakanlığın üst kademe memurundan oluru alan Hulki Bey, bu konuşmadan sonra hemen kolları sıvamış, müzenin bir kısmını yıktırmıştı. Ama günler birbirini kovalayıp ödenek bir türlü gelmeyince sonunda kış gelip kapıya dayanmış, işler iyice sarpa sarmış, bir taraftan eserlerin korunması, öte yandan kavurucu kış soğuğu ellerini kollarını bağlamıştı.