- Kategori
- Mizah
Naber?

veresiye satan-peşin satan
*Selamlar.
*Şehirlerarası yolculuklarda uyuyabilenler eli öpülesi insanlar hakikaten. Ulan nasıl uyuyorsunuz, ne kadar rahatsınız arkadaş! Ben kafamı cama koyuyorum titreşim yüzünden bir süre sonra parkinson hastası gibi oluyorum. Koltuğa koyuyorum bu sefer de boynum yamuldukça yamuluyor, adeta kendi fotoğrafını çeken genç kız pozu veriyorum koltukta. İlk defa otobüste geçenlerde adam gibi uykuya dalmışım, onda da rüyamda biri hızlı hızlı "Schuster misiniz? Schuster misiniz?" diye sorup duruyordu, sonra aniden uyanınca o sorunun muavinin sorduğu "Su ister misiniz?" sorusu olduğunu anladım, sonuçta yine uyuyamadım yani.
*Alışveriş için girdiğiniz dükkanda siz daha ürünü almaya tam karar vermeden onu poşete koyan cin esnaftan huylanmazsanız başka da hiçbir esnaftan huylanmayın a dostlar. Ardınıza bakmadan çıkın dükkandan, o poşete koyduğu şey de kalsın öyle. Sonra tekrar alıp rafa falan koyuyor o, siz şey yapmayın.
*Peşin satan - Veresiye satan resmindeki veresiye satan abinin o kadar mutsuz olması beni de üzüyor. Halbuki o kadar kafaya takmaması lazım. Her şey düzelir.
*Lan bazen düşünüyorum da bütün sevdiğin insanlar falan hepsi dünyada yaşıyor lan! İlginç değil mi oğlum, sen adamı, kadını çok ulaşılmaz görüyorsun ama sonuçta o da dünyada. Yani bir an şöyle uzaydan bak, evet o orda. Ne kadar mükemmel olursa olsun yine o yuvarlağın içinde herif. Mesela Lemmy Kilmister'la aynı gezegende yaşamak beni mutlu ediyor lan. Bir an bakıyorum mesela uzaydan, evet orda dünyada o da. Ahahaha zavallı gibi geldi lan birden, Lemmy bile dünyanın içinde hapsolmuş gibi. Yazık lan.
*Türkünün giriş kısmında ya da söz olmayan yerlerinde mikrofonu kolunun altına koyup alkış yapan türkücü görünce mendilimi kapıp meydana fırlamaktan kendimi alamam aziz dostlarım.
*Msn adresi olmamasıyla övünen insan var lan, bunda övünecek ne var ki anlamadım. Bir ara da cep telefonu yok diye övünen vardı.
* Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyanların ağzını burnunu kırasım var. Kıskanıyorum hepsini. Ama teker teker gelin. Çıkışta gelin lan!
*Karşındakinin ne dediğini anlamadan muhabbeti sürdürmek çok sinsice, akıl dolu, kurnaz ve kalecinin uzanamayacağı köşeye sevgili dostlar. Daha geçenlerde bakkal dükkanını işleten amca aldıklarımı poşete koyarken bir taraftan izlediği televizyondan gördüğü bir şey hakkında bana "Aldı smeokajf dfokmd Hagi adsfkmo bu sene safklmc dlsşmşl değil mi yaa?!" diye bir şey sordu, ben de en net olarak anladığım kısım "Hagi" olunca "Valla öyle abi. Hagi çıkıp kendi oynasa daha iyi olur resmen." diye bir cümle salladım, adam da "doğru" dedi ve güldü. Sonra dükkandan çıkınca "Acaba adamın sorduğuyla benim söylediğimin bi alakası var mıydı lan?" diye uzun uzun düşündüm, gece gözüme uyku girmedi, saatlerce ağladım, yastığım ıslandı. Şimdi biraz daha iyiyim. Yastığın kılıfını da çıkarıp astım kurudu.
*Herhangi bir konudan havalı havalı bahsedip göklerde süzülmeye başlarken bir anda yerle bir olan insana acırım sevgili dostlarım. Önümde yürüyen 14-15 yaşlarındaki çocuğa da aynı şeyi hissettim. Çocuk yanındaki muhtemelen abisi olan kişiyle yürürken bir taraftan da ağzını yaya yaya oyuncu isimlerini telaffuz ederek Nba'den bahsediyordu. "Kobe çoktan Jordan'ı geride bıraktı. Bi de LeBron mu Kobe mi diyolar var ya gülüyorum sadece!" falan diye coşmuşken ve aynı zamanda yanındaki abisine bakarak yürürken onun uçtuğu yükseklikten hızla iniş anı geldi. En son "Dwight Howard sma.." derken önündeki elektrik direğine çataronk sesi eşliğinde girdi. Kobe, LeBron, Howard ve Jordan ondan oyunu kurmasını beklerken o direğin sert savunmasını aşamadı. Şoku atlattıktan sonra muhabbetine devam etti mi bilmiyorum ama acıdım yani. Uçmuştu ne güzel.
*Kaldığım öğrenci evinin buzdolabının buzluk bölümünde öyle bir kar-buz karışımı bir tabaka oluşmuş ki resmen mutfakta sessiz konuşuyoruz çığ tehlikesi yüzünden.
*Hani "ikide bir" diyoruz ya, orda neyin ikisi neyin biri lan? Birimi ne yani?
*Yağmurlu bir havaydı, resmen kedi köpek yağıyordu(İngilizce bilmeyenlere selam olsun. Ahahahaa bilmiyolar ehehee!) işte çok yağmur yağmur vardı ve ben balkonda kahve içiyordum. Derken kahvemin içine bir yağmur damlası düştü. Çok romantik falan gibi bir sahne değil mi lan bu sizce de? Ben de öyle olduğunu düşünüp hemen bir şiir yazmaya çalıştım. "Sen... Ah sen... Sen..." dedim öyle kaldı. Olmadı.
*İlkokulda öğretmenin bir soru sorup sınıftan rastgele birini kaldırıp cevaplamasını istediği anlar ne gergin anlardı arkadaş... Soruyu bilmediğim zamanlarda böyle hemen kendimden emin bir tavır takınırdım ben, ki öğretmen "Bu cevabı biliyor. O yüzden bunu değil de bilmeyen birini kaldırayım." diye düşünsün. Hatta bir kaç kere de yine soruyu bilmediğim halde çok kişi parmak kaldırıyor diye ben de parmak kaldırdım, arada sırıtmayayım diye. Ne salaklık, ulan adam kaldırıp sana sorsa mal gibi kalırsın, otur işte delikanlı gibi, "Bilmiyorum" de... O değil de bir kere de Sosyal Bilgiler dersinde öğretmen yine böyle bir soru sorduğunda çok ısrarcı bir şekilde parmak kaldırıp hoca bana söz verdiğinde de "Tuvalete gidebilir miyim?" demiştim ben. Ama şimdi böyle biri değilim.
*Yıldız kayınca dilek dileniyor ya hani, işte ben onu şu ana kadar hiç yapamamış bir insanım. Zaten topu topu 3-4 kere yıldız kayması gördüm, onlarda da "Lağğğn yıldız kayıyo lağn lan lan dilek dile dilek dile! Ne dilesem lan! Lan hadi çabuk, bir şey bulmalıyım!" falan derken yıldız kaydı gitti, fırsatı kaçırdım. Burada hem hüzünlü ama bir taraftan da biraz "Eh işte ne yaparsın, hayat böyle, takma kafana." der gibi bir müzik giriyor. O şekilde okuyun.
*Dağılalım.