- Kategori
- Tenis
Nadal yoksa, elbette Federer

Fransa Açık Tenis turnuvasında, bu toprak korttaki başarısı nedeniyle kendisine ‘’toprak ağası’’ denilen ve son dört Roland Garros’u da da kazanan İspanyol Rafael Nadal , şimdiye kadar 1.2. ve 3. turda elenen İsveçli Robin Soderling’e kimsenin anlam veremediği bir şekilde elenince burayı hiç kazanamayan İsviçre’li Roger Federer’in finali ve bu turnuvayı kazanacağı daha 4. turda belli olmuştu. Çünkü Federer’in bu turnuvada ondan başka rakibi yoktu ve 3-0 lık bir sonuçla Soderling’i yenerek, bu turnuvayı kazandı. şampiyon oldu.
Skor her ne kadar 3-0 olsa da Federer’in zorlanmadığını söylemek İsveç’liye haksızlık olacaktır. Maçın kırılma noktalarındaki ustalığı ve klası Federer’i, Nadal’ın akibetine uğramaktan kurtardı. Belli ki Federer Nadal-Soderling maçını çok iyi izlemeye gerek görmemiş. Eğer onu dikkatle izleseydi, oyuna bu kadar rakibi küçümser bir havada başlamazdı. Ne zaman 2.set 6-6 da uzatmaya gitti, Federer güçlükle, etkili servisler atarak
Seti kurtardı, o zaman anladı ki, papuç pahalı. O zaman hareketlendi, o zaman gerçek Federer oldu. Maçı ve şampiyonluğu kurtardı.
Soderling dünya sıralamasında 23. sırada. Müthiş bir başarı yakaladı. Bu başarı sıralamadaki yerini doğru epey değiştirecektir. Nadal’ın olmadığı yerde Federer gibi rekor kariyer sahibi bir tenisçinin bu turnuvayı kazanması normaldir ama asıl başarı ve konuşulması gereken de İsveçli’nin müthiş çıkışı ve Nadal’dan sonra, Federer’e de horozlanması, kafa tutmasıdır.
Nadal ve Federer için bela geliyorum diyor. Bu gencin, görüntüdeki oyunları tekrarlaması, muhtemel şampiyonlukların da habercisi gibi değerlendirilebilir.
Bu 3 süper teniscinin kort görüntüleri birbirinden çok farklı. Nadal bana sempatik geliyor, hareketli oyununu seviyorum. Mücadele hep ön planda. İleri çıkmaları, yana koşmaları, sporun bir çok dalını birden anımsatıyor. Mağlup olduğu Soderling ona çok ters geldi. Bir türlü ona karşı oyun içinde hakimiyet kuramadı, normal oyununu oynayamadı çünkü Soderling’in oyun stili de az çok kendisininkine benziyordu. O da hırslı, o da mücadeleci. Nadal ‘a bu kez santraçtaki gibi bir sonraki hamleleri düşünüp vurmasına izin verilmedi. Rakibini zor durumlara düşüremedi. O çok etkili servisleri de sonuç getiremedi.
Federer buz gibi soğuk ama bilekleri hepsinden yumuşak. Bir kord beyefendisi gibi oynuyor. Rakete onun kadar iyi hükmedebilen yok. Nadal’ın ona karşı kazanması hırsı ve inatçılığı idi. Aşırı sevinci, aşırı bir tepkisi yok. Mecbur olmadıkça koşmuyor, çok etkili servisleri zaman zaman kurtarıcı oluyor. Topu görmek mümkün olmuyor. Nitekim tay-break’e böyle aldı, maçı böyle çevirdi.
Soderling ne kadar iyi oynarsa oynasın, maç ne kadar çekişmeli geçerse geçsin, yine de finalde bir Nadal-Federer maçı olsaydı, hem skoru önceden bilinen bir final izlemeyecek, hem de muhtemelen tadına doyum olmayan beş setlik bir final izleyecektik.
Maçta seyircilerin üstündeki şemsiyeleri ve şapkaları güneşten korunmak için sanmıştım önceleri, baktım ki millet kazak ve montlarla üşüyor ve hafiften yağıyor. Yakında Wimbledon başlar ve yağmurlar da beraber.
15 bin kişi olduğu söylenen bu seyirci topluluğunu ve bu yağmuru, soğuğu görünce, Avustralya’da bile önemli tenis turnuvası varken, neden bir turizm cenneti olan ve Formula 1 organize edebilen ülkemde böyle önemli bir Grand-Slam benzeri bir turnuva olmamasına üzülüyor insan. Bugün Dünyada milyarlarca kişi önce Türkiye’deki Formula1 yarışını sonra da, Fransa’daki Roland-Garros’u seyretti sadece. Bunlar Dünyanın en önemli organizasyonlarıydı. Tabi bunun için bu kapasitede bir kord inşa etmek şart. Ondan sonra gerisi nasılsa gelir diye düşünmek istiyorum. Ülkemizin bu tanıtımlara ihtiyacı var ama bunu başarabilecek potansiyel de fazlasıyla mevcut. Düşünmek bile yeterli.