- Kategori
- Futbol
Beşiktaş'ın farkı M.Denizli farkıdır.

2008-2009 Türkcell Süper ligi, Beşiktaş’ın şampiyonluğu ile bitti. Beşiktaş yalnız bu ligin şampiyonluğunu değil, bilindiği gibi Fortis Kupasını da kazanarak, çok uzun zamandan beri ilk kez böyle büyük bir başarıya imza atarken, spor camiasına da bu olayın nasıl gerçekleştiğini tartışmak kaldı.
Beşiktaş futbol takımının bu ligi şampiyon olarak bitirmesi, kimine göre mucize, kimine göre Mustafa Denizli’nin balı, kimine göre de beklenen sonuçtur.
Bir Fenerbahçeli olarak benim düşüncem de Mustafa Denizli getirildikten sonra ne bir mucize, ne bir şanstır. Beklenen bir sonuçtur. Bunun böyle olması gerektiğini, futbolu biraz geniş çerçeve ile değerlendirmeniz yeterlidir. Futbol süreklilik, istikrar isteyen ama yerine göre de müdahele edilmesi gereken bir oyundur. Beşiktaş’ın bu çifte kupayı rakiplerinden daha güçlü bir kadroya sahip olduğu için kazandığına inanmıyorum. Sivas ve Trabzon’dan daha güçlü olan bu kadronun Fenerbahçe’den ve Galatasaray’dan daha güçlü olduğunu kimse iddia edemez.
Peki Beşiktaş, Ertuğrul Sağlam ile devam etseydi bu başarıyı yakalayabilir miydi? Bence yakalayamazdı. Ertuğrul Sağlam, Bursaspor’da iyi bir çıkış yakaladı ve takımını bir Avrupa Kupası katılımın eşiğine kadar getirdi ama Beşiktaş’ta bu başarıyı yakalaması, içinde bulunduğu ortam nedeniyle ve UEFA kupasındaki başarısızlığın ardından bu çok zordu. Ayrıca bir de başında bir Sinan Engin engeli vardı. Kim menejer, kim teknik Direktör belli olmuyordu. Sinan, bazen onun adına da konuşuyordu. Beşiktaş’ın başarısızlığa alışmasına ramak kalmıştı.
Ve bence değişiklik tam zamanından yapıldı. Fenerbahçe’nin 2000-2001 sezonunda yaptığı gibi, bilinmedik bir yabancı yerine, başarısı bilinen bir yerli düşünüldü. Ve o yerli, Beşiktaşlının acaba soruları, Beşiktaşlı olmayanların dudak büküşleri arasında hem daha önceleri gönül verdiği takımının makus talihi ile birlikte çok şeyi değiştirirken, kendi futbol kariyerini de Beşiktaş ve Türk Futbol tarihine geçirmeti başardı. Hem Beşiktaş’ı şampiyon yapan ilk Türk T.Direktör, hem de 3 büyükleri şampiyon yapan tek Türk T.Direktörü oldu.
Hepsi birden kazandı. Ertuğrul Sağlam kalsaydı kariyeri yıpranacak, çok büyük yara alacaktı.
Bursa’ya gitti, saygınlığını sevgisini bir kenti arkasına alarak yeniden kazandı, Denizli kazandı, Başkan, Yönetim güven kazandı. Beşiktaş kazandı hatta Borsa’da takımın hisselerine para yatıranlar bir servet kazandı.
Ligin ilk devresini, bugün geride bıraktığı 5 rakibinin altında, lider Sivasspor’dan 6 puan geride bitiren Beşiktaş, ligi hepsinin üstünde bitirdi. Üstelik bu güçlü rakiplerinden sadece Galatasaray’ı, o da mucizevi bir şekilde yenebildi. 2 maçta da yenildiği Fenerbahçe’ye tam 10 puan fark attı. Bütün bunların bir sebebi olmalıydı.
Mustafa Denizli’nin tecrübesi, Türk oluşu, yıllarca bu ligde futbol oynamış olması ve başarılı geçmişi, otoritesi, modivasyon ustalığı ve bir de saygınlığı yetti arttı. Denizli’nin, Sergen’in bile gelişine itiraz ettiği, ‘’o zaman ben gelip oynasaydım’’ dediği, Trabzon yolundan çevirdiği 34 lük Yusuf’u bile takır takır futbol oynattı. Takıma 2-3 revizyon yaptı, o kadar. Bir de sağlam bir Alman getirtti, Ernst yetti zaten. Bu kadar basitti. Fenerbahçe’nin başında olsa, ligin şampiyonu Fenerbahçe olurdu bu sezon.
Galatasaray Skibbe’yi gönderip, Bülent Korkmaz gibi tecrübesiz bir eski futbolcusu Teknik Direktör yaparken kaybetmişti işi, Bir Lincoln olayını dahi çözemediler. Fenerbahçe, Aragones’e istikrar adına sabır gösterip, başarısız sonuçlara katlanıp, gerekli müdaheleyi yapamazken, oyundan aldığı her futbolcu, ya yüzene formasını atıyor, ya orayı burayı tekmeliyordu. Yetmiyor, saha içinde birbiriyle kavga ediyorlardı. Saygı yanında sevgi de kalmamıştı. İşin ilginç yanı her iki takımın taraftarı da bu hocalarla takımlarının bir şey olamayacağına çoktan inanmışlardı.
Rakiplerinin içinde bulunduğu zaafiyeti anlamıştı Denizli. Bunu değerlendirme yoluna gitti. Bu nedenle kazandığı her maçtan sonra oyuncusunu motive etmek adına ‘’şampiyon biz oluruz’’ cümlesini tekrarladı durdu. Hatta son Fenerbahçe yenilgisinden sonra bile ‘’yenildik ama şampiyon biz oluruz’’ demeyi ihmal etmedi. Onlara sürekli hedeflerini hatırlattı. Aynısını söyleyemeyi akıl eden bir B.Uygun vardı, zaten bir tek onla çekişti. Ve takımını ancak amatörlerde görülebilecek bir kenetlenmeyle çifte zafere ulaştırdı. Bir Teknik Direktör olarak belki şapkadan tavşan çıkarmadı ama bir doktor, bir psikolog görevini eksiksiz yaptı. Galiba onun diğerlerinden farkı ve avantajı da buydu.
Bir olay mucize olabilmesi için ancak bir kere gerçekleşebilir, aksi takdirde mucize olmaktan çıkar, sıradan bir olay haline gelir. Denizli’nin şampiyon yaptığı 3. büyük kulüptür Beşiktaş.
Son yılların en şaibesiz ligi olduğu fikrine herkes katıldığına göre, sonuna kadar hakedilmiş bir şampiyonluktur bu. İnancın, birliğin, tecrübenin, sevginin, saygının, profesyonelce düşünceyi, amatörce heyecana dönüştürebilenlerin, bunu başarabilenlerin zaferidir bu. Dağılma noktasındaki bir takımı toparlayıp bu hale getiren bir hocayı kutlamak yerine hala onun şansını, takımın mucizesini konuşmak, bana gerçekleri inkar etmek gibi geliyor.
Tüm Beşiktaş camiasın hayırlı uğurlu olsun.