​ Nadasa bırakılan sevmeler / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Nadasa bırakılan sevmeler

Maskesi düşünce tüm iğrençliğiyle ortaya çıkan " sahte " sevgilerden usandığımız için midir bilinmez, sevemiyoruz artık kimseleri. Ve kimseler de bizi...

Gülümsemelerimiz bile boğazımıza düğümlenip kalıveriyor çoğu kez ve hançerleniyor en samimi duygularımız apansız...

Halbuki böyle değilmiş eskiden sevmeler ve de sevilmeler...

Sevilen de, seven de ''sevgisi için" ölümü göze alır; dağları deler, hatta Mecnun olup çöllere düşermiş. Yüreklerde büyüyen sevda asla susuz bırakılmazmış önceleri. Aşk iyi gelirmiş, su serpermiş kuru kalplere...

Peki ama biz niye böyle kuruduk, neden çöle dönüştü gönüllerimiz?
Sevgiyi yudumlaması, yaşaması ve yaşatması gereken bizler niçin içimizdeki bu hazineyi cömertçe dağıtmak yerine pintice saklamayı tercih ediyoruz?
Hangi maksatla içimizdeki tutkuları bekletmeyi, hep ertelemeyi ve böylece hayatı güzel kılacak unsurları askıda tutmayı yeğliyoruz?
Belki de hayatın sıradanlaşması ve hayatın küf kokması bu nedene dayanıyor, kim bilir?

Ürkek yürekler...

İnsanı pas tutmuş ilişkilerden kurtaracak sevgiden delice korkar olduk, bilmem farkında mıyız?
Oysa hayatı mutlu kılacak tek şey sevgidir.
Ama biz çoktan sevgi şehrinin sınırlarını terk edip, zifiri karanlığın hüküm sürdüğü meçhule doğru yol almayı seçmişiz. Dışarıdan rengarenk, ama içi kasvet dolu bir yer...
Gri tonların hüküm sürdüğü bu kasvetli şehre adım attık atalı; sevgiden buz gibi soğuduk, içten sevmeleri hep kapana kısılmak olarak görmeye başladık. Bu korku yüzünden sevmedik, bizi sevmeye çalışanların da sevgisini eksik bulduk, kusur a-radık, küçümsedik...
Ama sorun bizdeydi. Çünkü; sevgiye olan ''inancını" kaybeden bizdik.
Evet biz!
İşte bu gerçeğin farkına vardığımız; yani sevgisizlikten kuruduğumuzu ve hayatın böyle gitmeyeceğini anladığımız an "hayat" bizler için yeniden doğmuş olacak.
Geçmişte, hatta çok kısa bir süre önce yapılan tüm yanlışlarımıza inat hayata yeniden "merhaba" deyip silkeleneceğimiz bu süreçten sonra, yani kendimizi bulacağımız bu andan sonra her şey değişecek!
"Ne değişecek, ne kadar değişecek..." sorusunun cevabı; bu sevgiye olan inancımız ve bu inancı ne denli yaşadığımızda gizli.
Eğer inancımız tam ise; artık sokakta yürürken karanlıklar yerine, Dolunay'm ışığı eşlik edecek bizlere. Kaybolan umutlarımız, yarınlarımız çıkıverecek yeniden karşımıza ve her şeye rağmen "sevgi ile ayakta kalmanın" hazzını iliklerimize kadar hissedeceğiz...
Ve bugüne kadar seviyormuş gibi yapmaları kapımızdan kovup, ayağı yere basan "delikanlı" sevmeleri buyur edeceğiz gönül hanemize...
Aslında bize yaraşan ve yakışan da bundan başkası değildir.
Geçmişte ne yaşanmışsa yaşanmış ve bitmiştir. Esas olan şu saniyedir. An bu an, dem bu demdir...
Eğer aynada kendimizle yüzle-şip, yeni bir hayat için kendimize söz verme cesaretimiz varsa hiç durmayalım...
Dümenimizi sevgi rotasına doğru kıralım. Çünkü kendimizden kaçışın da mutlaka sonu olacaktır.
O son bizi bulmadan, biz kendimizi bulalım ve yüzleşelim...

 
Toplam blog
: 5
: 839
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Kadir Çaça, 03 Mayıs 1983 yılında Mardin'de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul'da tamamladı..