- Kategori
- Gezi - Tatil
Nasıl bir cennetteyiz biz!

SÜMELA MANASTIRI
Gezmek lazım... Önce şehrini, sonra ülkeni, sonra da dünyayı... Hele bu ülke var ya... Her karışını, her santimini görmek lazım öyle bir cennet Türkiye. Gördüğüm her şehirde daha bir aşık oluyorum güzel ülkemize.
Geçenlerde bir Karadeniz gezisine katıldım her yerinden ayrı bir etkilendim, hepsini tek tek yazacağım ama bugün klasikleşmiş Sümela'yla başlamak oraya dair önerilerde bulunmak istedim.
Ne kadar şanslıyız ki yağmuruyla ünlü Karadeniz bizi gülen güneşiyle karşıladı. Sarp dağlarla masmavi deniz arasında yükselen Trabzon'a el sallayıp Sümela'ya doğru yola çıktık. Yola çıktık ama büyük otobüsler belli bir yere kadar gidebiliyor, üç bin küsür metrelik bir yol sert virajlardan dolayı ancak küçük minibüsler yada özel araçlarla çıkılabiliyor ama benim önerim arabanızı orada bırakıp ring hattı yapan minibüsleri seçmeniz çünkü dönüşte aracınızla aynı yoldan dönmektense temiz havayı koklayacağınız farklı yollar keşfedebilirsiniz. Bizde hemen bindik bir ringe uçurumların kenarından çıktık. Belli bir yerden sonra artık hiç bir araç fayda etmiyor tabana kuvvet çıkmak gerekiyor. Bizde taktık sırt çantalarımızı haydi dedik başladık yürümeye. Basamakları çıkmak kolay ama bazı yerlerde doğa o kadar ilginç şeyler yaratmış ki dengede durmak zor. Ağaç kökleri atmış kendini toprağın dışına kapatmış merdivenleri bize çelme takıyor. Yarattıkları desenler müthiş ama dengemizi oldukça zorluyor o yüzden aman dikkat edin diyorum. Neyse ağaç kökü basamak derken çıktık manastıra bir de ne görelim muntazam kesilmiş yepyeni taşlar son moda ahşap çatılar... Restorasyon yapılmış güya buraya... Eleştirmek haddime olmasa da bu konuda eğitim alan bir insan olarak yorum yapmadan duramayacağım. Yahu restorasyon eski bir yapıyı gerçek haline uygun olarak yenilemektir, sadece duvarların gerçek yerini alıp ondan sonrasını kafana göre modernize etmek değildir. Kaç yıl önce yapılan Sümela olmuş bir yirmi birinci yüzyıl yapıtı. Tamamen restore edilince tarihi eser diye göstermemiz gerekmeyecek zaten günümüzün binalarından biri olarak yerini alacak. Buna bir dur diyelim lütfen! Biraz söylendikten sonra devam edelim. İlk girdiğinizde merdivenlerden aşağı inerken sağda kalan odalara mutlaka girip camlardan o harika manzaraya bir bakın. Yukarıdaki fotoğrafta annemin o camlardan birinden sarkarak çektiği kare ama siz öyle tehlikeli işlere kalkışmayın.Ben her bölmeye girmek gerektiğini düşünüyorum bir yeri tam anlamıyla gezdim demek için o yüzden nasılsa hepsi aynı taş oda deyip geçmeyin lütfen. Arada da başınızı kaldırıp tavanlara yüksek duvarlara bakın İsa'yla ilgili birçok fresk göreceksiniz. Mükemmel korunmuş olmasa da bu fresklerden hikayeyi çıkarmak hiçte zor değil ama mümkünse grubuna freskleri açıklayan bir rehbere kulak kabartın zaten onlardan bolca var. Dönüşte ise bizim yaptığımız gibi keşişlerin yolundan yürüyerek inmenizi öneririm. Bu bin iki yüz metrelik dönerek o ringlerin kalktığı bölgeye inen zamanında manastırdaki keşişlerin kullandığı yolmuş. Temiz havayı içinize çekerek bol oksijende güzel bir yürüyüş oluyor. İndiğiniz yerde de zaten gürül gürül akan bir dere sizi karşılıyor ve yorgunluğunuzu alıveriyor fakat buraya dair de minik bir eleştirim var. Otobüse binmeden önce derenin kenarındaki yerden anı olsun diye bir şeyler almak istedim bakındım bakındım üstünde Sümela yazan yada manastırın resmi olan pek bir şey yok olanlarda tuttuğum an elimde paramparça olacak cinsten. Böyle turistik bir bölgeye yakışmamış bence bu yüzden Sümela'ya dair anılarım elimdeki fotoğraflar oldu sadece.
Gelelim kapanışa eğer bu ülkede yaşıyorsanız Sümela'yı görmedim demek olmaz diyorum ben. Mutlaka gidilmeli, görülmeli, gezilmeli. Herkese çok güzel günler diliyorum