- Kategori
- Gündelik Yaşam
Nasıl bir düzen, kimdir bizi üzen!

Nasıl bir düzen. Farkındayız sanırım biziz bize üzen.
O kadar başka ki haller. Kimileri diyor ki bu ayrıklığı içimize sokan eller. Oysa bilinir ki biz müsaade etmezsek üzebilir mi eller.
Kendi içinde sıkışmış hayatlar. Bir yanda birileri gelmeli kurtarmalı diyenler diğer yanda umudunu kesenler. Siyahlar beyazlar, iyiler kötüler sözüm yok bunlara amma ne olduğunu unutmuşları nereye koyacağımı bilemiyor gönlüm.
Sıkışmış bastırılmış gibi yaşam. Ruhumun muamması demek geliyor içimden; diyemiyorum. Diyemem de. Çünkü hala umuda süren durumlar var, güneş var, gelen bahar var.
Hiç düşündünüz mü? Nasıl yaşıyoruz? Ne amacında yahut hangi amaca hizmetteyiz? Yaradılış gayesi bize ne kadar yakın. Şuur hangi devrin izzetiydi. Görüntüye bakınca bu yaşananlar hangi zamanın nefsiydi.
Hayvanlar aleminden ayıran o kadar özellik var ki. Bazıları ısrarla benzerlik demeye ve bunu da ispat etmeye çalışıyor maalesef.
Oysa insan olduklarını hatırlatan aynaları(önünden ayrılmadıkları) inkar etmeseler, yürek denen ve sol yanda atan içinde vicdan ülkesi bulunan organlarını unutmasalar her şey daha bir güzel olacak.
Çağdaş olmak ya da çağ dışı kalmak söyleminden yola çıkarak neyin peşindeler ya da kimleri peşlerine takmaktalar bilemiyoruz.
Sabah kalkacaksın yola düşüp çalışacaksın akşam eve gelip yımıdık Şaziyelerin seyrine dalacaksın.
Kim nerede nasıl nerelerini ayan edecek, kim kime laf çakacak, kimin kime garezi var bunlara dalacaksın.
Kendisi bekar olup evlendirme programıyla evlenenlerin mutluluğuyla kendini evlendirenlerimi ararsın, kendi evden dışarı bir çay içmeye gidemezken boğazda sefa sürenlerin yakalanışını izlemekle dünya turuna çıkmış kadar mutlu olanlarımı ararsın, dizileri gerçek sanıp küfürbaz olanlarımı ararsın. Ne ararsan 1 lira ağabeyler ablalar tarzı bir muhabbete doğru gider bu yazı.
Evinde aşkını ilan edeceği kişiyi görmeyen fakat akşamları kaçırmadığı dizide sözde aşk ilancılarını savunanları gördükçe, yanındakinin sesine tahammül edemezken onun bunun sesine mesaj atanlara şahit oldukça, rüyasında göremeyeceği adadaki cıpıldak halleri izlerken kendinden geçenleri fark ettikçe, futbol diye kahveden kaçmış bazılarının yorum yapıyoruz ayaklarını sohbet sanıp dinleyenlere vakıf oldukça, kendi aile fertlerinin sorunları yerine evden kaçanların, katillerin, tecavüzcülerin işlendiği programlarla zaman öldürenleri gözlemledikçe, insan algıların salgılarında bir düzensizlik seziyor.
Keşke bununla sınırlı kalsaydı dumur durumlar.
Sosyal medya işin cabası. Eline sazı(akıllı telefon) alan bir türkü tutturmuş gürültü kirliliği yapıyor. Çoğuları bu iletişim alanını kullanarak kendini yazar, şair, sanatçı, ressam, fotoğrafçı, siyasi parti başkanı, ulema zannediyor. Ben artık bu ortamlara küfür platformu diyorum. Canı sıkılan bazılarının çok rahat bir biçimde hırsızlık yaptığı, hakaret ettiği, kendi ahlaksızlıklarını ifşa ettikleri, çakma sanat eserlerini pazara çıkardıkları bir zemin. Daha da ötesi zaman öldürme alanları.
Yetiştiği toplumun yargılarını hiçe sayanlar mutlak surette kendilerinden geçmişlerdir. Kendinden geçen insanın hiçbir canlıya faydasının olamayacağı aşikardır. Millet şuuru olmadıkça, vatan sevgisiyle yoğrulmadıkça, inanışın gereklerini en kötü ihtimalle asgari boyutta yapamadıkça neye yarar bu yaşamak türküsü, söylense de kime haz verir.
Uyuşmuş beyinlerin kendine gelişi çok acı olmuştur. Tarih bunu bize her defasında ifade etmiş olup tekerrür yolunun açık olduğu büyüklerimizce bildirilmiştir.
Cihazların akıllısı değil insanın akıllısı makbuldür. Neticede o cihazı kullanan akıldan yoksunsa vay halimize…
Yazar: Denizhan Burhan