​ Nasıl bir eğitim? / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '07

     
    Kategori
    Eğitim
     

    Nasıl bir eğitim?

    Nasıl bir eğitim?
     

    1) Öğrenen Öğretmen.
    2) Sevgi ve Saygı.
    3) Eğitim Öğretimden Önemlidir.
    4) Tembel Öğrenci Yoktur.

    Ülkemizde eğitim sisteminden ve onun sorunlarından sıklıkla bahsediyoruz. Bununla beraber eğitim ile öğretim arasındaki farkı da sıklıkla karıştırıyoruz.

    Ben bir eğitimci değilim, ancak ömür boyu öğrenci olabilmekle gurur duyuyorum. Bir eğitimci olmadığım için burada eğitimin tekniğinden değil, olması gerekene doğru yön göstereceğini düşündüğüm düşüncelerimden bahsedeceğim.

    Öncelikle nasıl bir eğitmen istiyoruz?

    Öğretmen ya da eğitmen dediğimiz kişinin, toplum içerisinde standart üstü eğitsel ve algısal yetenekleri olması gerektiğini düşünsek de, mevcut şartlarda bunun mümkün olmadığı açıktır. Bununla birlikte "öğretebilmenin" bir numaralı şartının "öğrenebilmek" olması gerekir. Bu durumda "Ben bunu biliyorum" cümlesi, eğitimin, öğretimin bir numaralı düşmanıdır; eğer biliyorsan asla öğrenemezsin. Demek ki öncelikle eğitmenlerimizin kendilerini geliştirmeye daima açık, bildiğini zannettiği dogmaları aşmış, deneysel, şüpheci ve bilgiyi inançtan ön plana almış gerçekten aydın kişiler olarak yetiştirilmeleri gerekir.

    İhtiyacımız olan eğitmen, hepimizin saygı duyacağı ve kutsallıkla taçlandıracağı "Öğrenen öğretmendir."

    İkinci olarak, okullarımızda öğrenciler arasında artmakta olan şiddet ve sevgisizlik ortamına eğitimcinin etkisi ne olabilir, ayrıca eğitmen kendini geliştirmeye nasıl motive edebilir?

    Sevgi ve saygıdan bahseder dururuz. O kadar çok gargara yapıyoruz ki bu kelimelerle, artık anlamlarını düşünmüyoruz. Mesleğini ve işini sevmeyen bir eğitimcinin yetiştirmekle yükümlü olduğu edilgenlere pozitif bir enerji yansıtması, onları olumlu bir bakış açısına ve çabaya sevk etmesi nasıl beklenebilir? Sevgi öncelikle kendini sevmek, onden önce kendine saygı duymakla başlayabilir. Bunun olabilmesi için, öğretmen geçim derdinde olmamalıdır. Kendini geliştirmek ve aşmak yönünde eğitilmiş olmalıdır. Kendine saygı duymaya ve kendini sevmeye başladıktan, işinden tatmin olduktan sonra, işini sevebilmeli sadece tatmin değil mutluluk da duyabilmelidir.

    Sevgi tüy yatımı "cici"lemek değildir; kalbini ve emeğini karşılık beklemeden ortaya koyabilmektir.

    Saygı sadece "ben öğretmenim bana saygı duyun!", "ben müdürüm bana saygı duyun!", "höt ve de zöt!" olarak algılanmamalıdır; saygı bu değildir. Saygı bir başkasının kişisel alanına saldırmadan, onu rahatsız etmeden ve onun rızası ile girebilmek veya hiç girmemektir. Saygı için öncelikle "empati", yani "kendini diğer kişinin yerine koyma" gerekir. Bu özellikle güçlü olanın güçsüz olana karşı alması gereken tavırdır; sevgi ve olgunluk bunu gerektirir. Daha da açalım: Öğretmen öğrenciye saygı duymalıdır. Öğretmen öğrenciye saygı duyarsa, onu sevebilir, anlayabilir, geliştirebilir.

    Üçüncü olarak öğretim ve eğitimi biribirinden ayrı değerlendirme ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

    Öğretimin ne olduğu açıktır: Bir bilgi vardır, öğrenciye servis edilir, öğrenci alabildiğini alır.

    Eğitimin ne olduğu ise uygulamada sıkıntılı görünüyor. Eğitimin ne olmaması gerekir? Eğitimin bir görüşün dayatması olmaması gerekir. Eğitimin tektipleştirme olmaması gerekir. Bu fikirler 19. ve 20. yy'ın savaşlar dünyasında kalmıştır. Yeni savaşlar iktisatta ve bilimdedir. İktisat ve bilimin askerleri emir almayı değil, düşünmeyi ve karar vermeyi öğrenmelidir.

    Peki eğitimin ne olması gerekir?
    Tuvalet ve sofra adabı olması gerekir; bunu bilmeyen mühendis ve diğer üniversite mezunlarımız var. Açık zihin eğitimi olması gerekir; "bu bizim ne işimize yarayacak?" değil "bu nedir?" ve "neden?" soruları sordurulabilmelidir. Öğrenmeyi öğrenmek, diğer her şeyi öğrenmekten önemlidir. Öğrenim veren kişiler, tahtaya yazılmış yazılar olmaktan kendilerini kurtarmak zorundadır.

    Buradan dördüncü başlığımıza geçiyoruz: Tembel öğrenci yoktur. Bir çin atasözüne atfedilen "Kötü öğrenci yoktur, kötü öğretmen vardır." Sözünü duymuşsunuzdur. Burada benim anlatmak istediğim kötü bir eğitmenin etkisi değil, kötü bir anlayışın etkisidir.

    Öncelikle şunda anlaşalım: Hiç kimse anasının karnından başarılı, çalışkan ya da tembel, başarısız doğmaz; bu durumlar süreçlerin sonucudur. Okul öncesi eğitimi çok önemlidir, çünkü eğitim, bu konuda bir eğitimci kadar bilgi sahibi olması mümkün olmayan ebeveynlere bırakılamayacak kadar ciddi bir konudur. Bu sebeple anaokulu eğitmeni tüm eğitmenler arasında en rafine olanlar arasında olmalıdır; "ağaç yaşken eğilir." Biz eğmek değil yüceltmek istiyoruz, ama mesaj yine de açıktır.

    Empati ve saygının en önemli olacağı nokta zannediyorum budur. Öğrenci tanınmalı, evde, okulda belki de sağlıkla ilgili bir sıkıntısı olup olmadığı anlaşılmalıdır. Bu gün, geçmişte tembellik diyerek geçtiğimiz birçok durumun bazı nörolojik veya psikolojik rahatsızlıklarla ilintili olduğu ortaya çıkmıştır ve çıkmaktadır. Bazı vakalar tedavi edilebilmekte ve öğrenci başarı çizgisini yükseltebilmektedir. Öğrencilerin her birine ayrı değer yaratılmalı ve kişiye özel eğitim verilebilmelidir. Bir öğrenci öğrenmesi gereken bir şeyi öğrenemiyorsa, eğitimciye düşen "çalışmıyor, tembel, başarısız" gibi hükümlerden kaçınmak ve "neden?" sorusunu etkin bir şekilde sorup, cevaplayarak çözüm üretebilmektir. Öğrenme sorunu yaşamayan birine bir şey öğretmek için öğretmen olmak gerekmez.

    Bu yazımda dört başlık altında, dışarıdan bakan bir gözlemci sıfatıyla düşüncelerimi paylaştım. Bunu bir beyin fırtınası olarak değerlendirelim.

    Katkıları olması dileği ile sabrınıza teşekkür eder, aydınlık günler dilerim.

    Bülent Bitgen

     
    Toplam blog
    : 1
    : 1853
    Kayıt tarihi
    : 06.12.06
     
     

    İşletme Mezunu, 2 yavru babası, Muhasebeci. ..