- Kategori
- Güncel
Ne isteniyor?

Gençlik ve yavaş yavaş halk bir şeylerin eksik olduğunu hissetti. Sabah akşam bir adam televizyona çıkıyor. Ondan sonra vır ..vır…vır… Bir sürü laf salatası. Bakarsan hepsi doğru gibi. Ama hiç birine eleştirel gözle bakmana izin verilmiyor .Ne yapılıyor..?
Sabah akşam bütün milletin yeniden ve yeniden beyni yıkanıyor…
“Biz iyiyiz… Biz harikayız… Biz çok iyi işler yaptık… Türkiye nereden nereye geldi, baksanıza…!” Millet bakmıyor. Sadece dinliyor ve kafasını sallıyor. Ondan sonra bazıları bu adam ne diyor, diye sormaya başladı ve kendince yetersiz yanıtlar aldı. Ondan sonra ayağa kalktı ve korkmadan sorusunu yeniden yeniden sordu… Niye böyle yapıyorsun?
Niye bize sormadan bu Parkı satıyorsun?
Niye bize sormadan bu Parkın ağaçlarını kesiyorsun?
Niye buraya bizim istemediğimiz şeyler kondurmaya çalışıyorsun?
Niye İstanbul’u bizim istemediğimiz şekilde dönüştürmeye çalışıyorsun?
Bu gökdelenler ne? Bu kahrolasıca trafik ne? Bu insan kalabalığı ne?
İstanbul’da İstanbul’un denizlerini görmemiş insanlar yaşıyor. Düşünebiliyor musunuz? Artık bu soruyu onlar soruyor…
Ondan sonra vay sen misin itiraz eden, ağzını açıp konuşan… Al sana isot bombası, al sana cop, al sana Toma, en iyisinden sopalar… Yer misin , yemez misin? Buyurun biraz da karakolda misafirimiz olun…
İsot Gazını suratlarının tam ortasına yiyenler, bir de eğilip yere baktılar ki, İsot Bombalarının kapsüllerinin üzerinde Brezilya yazıyor…
Hani bizim ülkemiz kalkınmıştı… En iyi biberler, isotlar K.Maraş’ta, Ş.Urfa’da yetişiyordu. Peki Brezilya’dan gaz bombası alıp, Urfa’lı, Maraş’lı , İstanbul’lu çocukların üzerine atmak neyin nesiydi? Kalkınmışlık, ileri gitmişlik bu muydu?
Sonra millet bu ne rezalet, ölürsek de kendi memleketimizin Biber Gazıyla ölmek isteriz, demeye başladılar.
Hükümet bu ayaklanmanın anlamını bir türlü anlamadı veya anlamamazlığa geldi. Ama millet, halk laf salatalarının arasında bazı şeylerin farkına vardı . Neydi onlar…? Neler istiyor bu halk?
1. Özgürlük.
Halk özgürlüğünün olmadığını anladı. Beline bağlı iplerle hareket edebilen, kukla yaratıklar olduklarının farkına vardı. Halk Taksim Gezi Parkı’nda kendini açıklayabilme, haykırabilme özgürlüğünün olduğunu gördü. Ve bu özgürlüğü arayan, isteyen bir çok insan olduğunu gördü..
2.Demokrasi’nin gereğinin yapılması.
Demokrasi demek sadece dört yılda bir gösterilen yere gidip, sana gösterilen partiye oy vermek değildir. Demokrasi , aynı zamanda “insan hakları”, hayvan hakları ve bitki haklarıdır. Gezi Parkı’ndaki ağaçların yaşam hakkına saygı , demektir. Azınlık haklarını da savunmak, demektir. Halk bunu anladı.
3. Halkın isteklerine açıklık, dinleme.
Durmadan halka nutuk çektiler. Onu bir kez bile dinleme zahmetine katlanmadılar. Halk kendisine aptal muamelesi yapılmasından bıktı usandı… Durmadan nutuk çekilecek, kendisi ağzını açtığında susturulacak… “Sen sus, sen anlamazsın… Biz biliriz..!” Halk nihayet en sonunda , “Benim de ağzım var, sorunlarım var, beni de dinleyin…” diyebildi. Ona bu aklı Gezi Parkı’ndaki ağaçlar verdi.
4. Halkın düşman gibi görülmesinden vazgeçilmesi.
“Köpekler istedi diye, atlar ölmez…” İktidarın en seçkin Bakanlarından birinin, halka uygun gördüğü unvan buydu…” Onlar Gezi Parkı’nda toplandılar, haklarını, hukuklarını istediler; ağaçların kesilmemesini istediler , diye onlara uygun görülen unvan buydu… Ve arkasından gelen bir sürü tehditler; bir sürü korkutmalar. “Siz değil, her şeyi biz biliriz.” Böbürlenmeleri.
5. Halkın kendisine saygı.
Halk kendisini kuru kalabalık olarak görüp, durmadan nutuk atılan birtakım “Çapulcular” olarak görülmesine kırıldı. Ama yine de benim yöneticim, bana bu unvanı layık görmüş , diyerek büyük bir espriyle “Çapulcular” yazılı gömlekleri sırtlarına geçirdiler. Burada halka saygı var mıydı? Nerede? Burada toplanan halka hakaretin bini bir paraya gitti… Olmayacak şeylerle suçladılar. Ve onlar açıkça küfür ettiler. Halk sadece güldü. Çünkü, halk onların ne olduklarını anlamıştı. Bir tek Vali durumu anladı ve gençlerden, halktan özür diledi.. İşte o kadar.
6. İnsan haklarına saygı.
Nerede insan haklarına saygı? Hani bu ülkede toplantı ve gösteri hürriyeti vardı. Halk kırk yılda bir ayağa kalktı, istemediklerini, nefret ettiği şeyleri söyledi ve haykırdı. Bunun karşılığı ne oldu? Sopa, kafa kırılması, göz çıkması… Brezilyadan ithal İsot Boımbaları (Brezilyalılar bu işten çoktan utandılar, pişman oldular, ama bizimkiler değil…) Toma’lar, ve sopalı, coplu polisler… Niye? Karşıdakiler insan olduklarını ve ağaçların da yaşam hakkı olduğunu söyledikleri için mi? İstanbullular o gün ve sonraki günlerde bir araba sopa yedi… Bu ülkede, insan hakkı, gösteri hakkı, ağaçların yaşam hakkı .. filan olmadığını ayan beyan anladılar. E ne yaparsın, bazı şeyler yaşanarak öğrenilir.
7. Çevreye saygı; ağaçlara saygı.
Taksim Parkı’ndaki ağaçlar niye kesilsin? 100 bin kişiye sorun bakalım, kaç kişi bunu ister… Millet ağacının, kuşunun, doğasının sahibi ve koruyucusu. Çünkü eğer bir ağaç kesilirse , onun gibi bir ağacın yetiştirilmesi için 100 yıl geçmesi gerekir. O zamana kadar kim öle, kim kala. RTE ağaç dikiyoruz, çevreye saygılıyız, diyor, ama “görünen köy, kılavuz istemez..” Neler olup bittiğini millet görüyor.
8. İstanbul’un tecrübe tahtası olmaktan çıkarılması.
İstanbul’lular bıktı artık. “Şöyle yapacağız böyle yapacağız… Kenti dönüştüreceğiz… Diyen herkes, bir arsa kapıp , bir Gökdelen yapma peşinde. İstanbul kenti daha şimdiden bu Gökdelenlerle sarıp sarmalanmış durumda. On yıl, yirmi yıl sonra ne olacak? Daha dün Başbakan’ın kendisi Süleymaniye’nin boyunu aşmış, silüetini berbat etmiş Gökdelenler karşısında yenilgiyi kabul etmedi mi? Ağlamaklı olmadı mı? O zaman ne demektir bu? Bu kente de, yapılanlara da pek sahip değiller; hükümleri geçmiyor… Bu demek değil mi?
9. Yaşama tarzına saygı.
İnsanlar yaşam tarzlarına müdahale edilsin istemiyor. Hadi Büyük Yöneticilerimiz kendi karılarını kızlarını bohçalıyorlar, garip kıyafetlere sokuyorlar, kimse bir şey demiyor. Ama gençliği o yönde yetiştirmek ; Osmanlıya benzetmek için çabaları niye? Durmadan radyo, televizyonlarda Osmanlı övülüyor. O zamanın binaları, insanları göklere çıkarılıyor… Bir gericiliktir gidiyor. Peki, gençlik bunun gibi mi olmalı. Hadi kendileri batıl yoldalar; niye gençliğe takıntıları var; niye onları da biçimsiz, şekilsiz kalıplara dökmek istiyorlar. Buna hakları var mı?
10.Korkutma’dan, tehditlerden vazgeçilmesi.
Televizyonda, radyoda Büyük Yöneticimizin konuşmalarını dinleyen insanlar artık titriyor. Birbirlerine nereye gidiyoruz, diye soruyorlar. Arkasında 50 milyon kişi olduğunu; evlerinde 200 bin kişinin beklediğini; onları zor zapttetiklerini, söylüyorlar… Demek ki, o 50 milyon kişi gelecek, sokaktaki 100 bin kişiyi temizleyecek , öyle mi? Bunlar hiç aklı başında bir adamın söylemleri olabilir mi? İnsan artık, onu TV’de gördüğü zaman , şimdi ne zırvalayacak, diye kendini zor tutuyor. Söyledikleri aklı başında şeyler değil.
11. Kendilerine çer-çöp nesiller , çapulcular denilmesini istemiyorlar.
Gençlerle alay ediliyor. Kimisi, bunları “çer-çöp nesiller,” olduğunu; bunların yeniden ıslah edilmeleri gerektiğini söylüyor. Taa ABD’den sesleniyorlar, bu aklı evveller.. Diğerleri bunların “ÇAPULCULAR” olduğunu açık seçik, belirtiyor. İstanbul gençliği , Çapulcular, öyle mi? Yanılmayasınız Sayın Büyük Yönetici… Onların arasında kimlerin olduğunu biliyor musunuz? Onların arasında “Kırmızılı Kadın” var. Polisin karşısında dim dik duran, eğilmeyen bir bayan. Dünyada herkesin takdirini toplayan bir bayan. Evet, sizin çapulcularınız ne yazık ki, artık dünyada meşhur oldular…
12. Yüzbinlerce insanın mitinglerde toplanılarak kendi üzerine salınmasını istemiyor.
Büyük yöneticimiz, Kocaman Mitinglerle toplama kalabalıklar yaratarak, bunları Taksim’e , Kızılay’a sürmeyi düşünebilir… Mümkün de olabilir… Bunların beyni zaten yıkanmış. Ama Taksim’deki gençlerin beyinleri henüz yıkanmadı, henüz bunlar düşünebiliyorlar; nefes alabiliyorlar ve bir süredir, özgürlüklerinin farkındalar… Çünkü seni dinlemek zorunda değiller. Oysa senin bindirilmiş kıtaların, zorla da olsa, seni dinlemek zorundalar.
13.Tek tipleştirmeye itiraz.
Herkesin aynı biçimde düşünmesini istiyorsun; senin gibi olacaklar öyle mi (Allah esirgesin!) aynı kalıplara girecekler; senden korkacaklar, biat edecekler; her söylediğine “Evet” diyecekler… Ve sen ne dersen yapacaklar. “Elini kaldır”; kaldıracaklar… “Elini indir!” indirecekler… Ve senin adamların olacaklar. Vahlar olsun. Yeni kuşaklar senin gibi; senin anladığın gibi yetişmek istemiyor. Doğru, dürüst insanlar olmak istiyor; onun da yolu bilimden geçiyor Medrese’den değil…
14. Demogojiyi reddediyorlar.
Karşına yüzbinleri alıyorsun. Onları toplamada çok başarılısın; kabul. Ve onların gözünün içine baka baka saatlerce konuşuyorsun… Ama boş konuşuyorsun. Bağıra bağıra; birilerine hakaret ede ede saatlerce konuşuyorsun. Oradakı kalabalık mecburen dinliyor. Çünkü onları oraya patronları getirmiş. “Alkışla!” deyince çılgınca alkışlıyorlar… Ama içlerinden acaba ne diyorlar. Çünkü bu durumda tutsaklar. Onları orada hayatın zorlukları tutuyor. Kolay değil, “Yıkılası hanede evladı ıyal var…” Kolay mı ? Alkışlıyorlar ve seni dinliyorlar ama ne pahasına… Oysa, Taksim’dekiler artık seni dinlemiyor. Onlar özgürlüklerine kavuştular. Hanya’yı , Konya’yı anladılar… Artık seni dinlemek, istemiyorlar. O zorunluluktan kurtuldular.
15. İftiraları red. : “Faiz Lobilerinin Temsilcisi”, “Hainler”
Artık Büyük Yönetici şaşırdı; durmadan birilerini olmayacak şeylerle suçluyor… Önce bunları CHP’nin topladığını söyledi… Sonra buna kimse inanmadı ki, bu kez de, bunları “Faiz Lobicilerinin Temsilcilerinin” topladığını söylüyor. Bazı “hain”lerin topladığını söylüyor… Tabii burada toplananlar da hain oluyor. Oysa burada toplananlar , öz be öz İstanbul gençleri. İçlerinde hiçbir kötülük yok. Sadece, ağaçları ve kuşları ve topraklarını kurtarmak, savunmak istiyorlar. Sen : Kesilsin, yıkılsın, benim istediğim yapılsın…deyip duruyorsun. Yüz yıllık ağaçların niye kesilmesini istiyorsun? Buna hakkın var mı?
16. Yersiz uygulamalara itiraz ediyorlar.
Buradaki gençler, yersiz uygulamalara itiraz ediyorlar. Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesine itiraz ediyorlar… İstanbul’un kendi bildiğiniz şekilde, “Dönüştürülmesi”ne itiraz ediyorlar; AKM’nin yıkılmasına itiraz ediyorlar. Ve bunların arkasında haklı olarak , bazı art niyetler aranıyor. Hiç gerekçesi yokken AKM niçin yıktırılmak isteniyor? Gerekçesi ne? Gençler bütün bunların yanıtlarını belki biliyorlar ama her şeyin yeri var. Şimdilik konuşmuyorlar. Gençler İstanbul’un İstanbul olmaktan çıkarılmasına itiraz ediyorlar.
17. Şiddet ve korku istemiyorlar.
Televizyona çıkan Büyük Yönetici , bağıra bağıra insanları ve gençleri tehdit ediyor. “Ben şunu yaptım, ben bunu yaptım…” diye bir çok palavraları savuruyor. Bir şeyler yapıldı ise bunu Büyük Türk milleti yaptı. Bunu herkes biliyor. Milleti korkutuyor. Muhalefeti öcü gibi gösteriyor. Biz gidersek, CHP gelir, memleket çöpten geçilmez , diyor. Bütün o olayların nedenlerini halk, gençlik çok iyi biliyor… Senin korkutmaların, tehditlerin daha bir süre daha sürer, ondan sonra “Yatcez…kalkcez…” Oh ne güzel, Güneş yine özgürlüğün üzerine doğacak. Tehdit ve Korkutma artık olmayacak.
18. Gerçek birlik ve beraberlik istiyor.
Gençlik ve halk gerçek birlik ve beraberliği istiyor. İnsanlarımız şu on yıllık süre içinde ne yazık ki pek de birlik gösteremedi, bazı eller onları bölmeye teşebbüs etti. İmanlılar, dinsizler; Açıklar; Kapalılar; Kürtler, Türkler ; Sünni’ler, Aleviler; Bizden olanlar, Ötekiler ; Taksimdekiler; Evde emir bekleyen milyonlar… Millet böylece ayrıştı. Bunu kim ister … Her aklı başındaki Türk bunu reddeder. Ama ne yazık ki bu on yıllık dönem böyle bir dönemdi. Şimdi gençlik birlik istiyor; kardeşlik istiyor; her türlü ayrımcılığı reddediyor. Bu gerçek.
19. Biat sistemini reddediyorlar.
Büyük Yöneticimiz, çevresindeki herkesin kendisine kayıtsız şartsız inanmasını, ona bağlanmasını; onun her istediğini yerine getirmesini istiyor. Bu bir bakıma İmamlık, Şeyhlik sistemi… Şeyhine inanacaksın, onun dergahına elli yıl hizmet edeceksin, o da seni ondan sonra mürüvvete kavuşutaracak… Böyle hikayelere bu zamanda kim inanır. Ama inananlar var. Onun her dediğini yapanlar, ondan Peygamber’den korktuğu gibi korkanlar çok. O zaman durum vahim demektir. Bunlar bir putu öldürelim derken, yerine yeni bir put yarattılar. Şimdi ona tapıyorlar. Bu ne? Gençler böyle bir sistemi savunabilir mi? Onlar elbette Atatürk gençliği, öyle yetiştiler: “Özgürlük ve bağımsızlık” onların karakteri…
20. Yöneticilerin Atatürk’e ve halkın büyüklerine saygı göstermesini istiyorlar.
Aylardır, yıllardır Atatürk’ün adını ağzına almayan RTE en son (9.6.13), Pazar günü Ankara’da karşılanışında Mustafa Kemal’in adını andı… Hayret! En son içki yasaklanması olayında (İki Ayyaş’ın!) bu kanunu yaptığını söylemişti.
Başbakan kendi dişine göre bir rakip buldu. Gençler. Şimdi ağzına geleni söylüyor ; Parktakilere veryansın ediyor. Ama onlar da çok dişliler…
Halk da artık isteklerini daha açıkça beyan etmeye başladı. Kendisini dinlemeyen Başbakanı İstifaya davet ediyor.