- Kategori
- Gelenekler
Ne kadar samimiyiz?
Ahlâk üzerine oturtulan din, ''ahlâk körü'' insanlar olduğu sürece şekilcilikten öteye geçemez. Böyle insanlara kurallar koysanız ne olur, koymasanız ne olur? Böyle insanların yönetim biçimini demokrasi yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur? Kaldı ki, demokrasi ''yapılacak'' bir sistem değil, zaman süreci içinde ''oluşturulacak'' bir sistemdir. Yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya örgütlenerek, bilinçlenerek halkın oluşturduğu bir sistemdir.
İktidarların hiçbiri gerçek bir demokrasi istemez. Çünkü demokrasi iktidar rejimi değil bir halk rejimidir. Bunun için halkın kurduğu/ oluşturduğu bir rejimdir. Bunun da yolu, halkın kendi kendisini örgütlemesinden, ''aynı amaç'' doğrultusunda bir birliktelik sağlayabilmesinden geçer. Aynı hukuğu eşit bir şekilde bölüşebilmesidir demokrasi. Böyle olunca, iktidarın hiç ağzından düşürmediği '' ileri demokrasi'' sözü bir kavramdan, bir şekilcilikten öte bir anlam ifade etmez. O zaman da, sözünü ettikleri demokrasi, parti dışı insanları ezmek için, çıkarlar üzerine giydirilmiş bir kılıf oluyor...
Baktığımızda gördüğümüz zulmün, haksızlığın, eşitsizliğin anlamı bu yüzdendir.
Demokrasi, özgürlük, bağımsızlık, eşitlik sözlerinin şekilcilikten öteye geçmemesi kadar hazin bir durum olabilir mi?
Ahlâklı olmak, bir mevki elde ettikten sonra başlamaz. Ta doğduğumuz günden itibaren başlayan bir süreçtir ve bu sürecin temelleri de çoğu kez çocukluğumuzda atılır. "Yedisinde ne isek yetmişinde de oyuz" sözü bu şekilde yorumlanmalı. Ama, yetmişine kadar bu ahlâk sözünü ağızlarında sakız edenlerin çoğu, aile içinde yedisine kadar bu insani değerleri alamamış olmalarındandır herhalde. Ya da, insanları Allah ile aldatmaları için kurdukları bir tuzak...
"Dünyaya gelmenin sorumluluğunu üstlenmeyen insandan, yaşamın kalitesini yükseltmesi beklenemez."
Ahlâklı olmak; bilgi sahibi olmak, yeteneklerini doğru yolda kullanmak, böylece de hayatın gelişmesine katkıda bulunmak demektir. Allah''ın ilk sözünün "oku-anla- öğren-bilgi sahibi ol" demesinin sebebi budur. Çünkü Allah bilir ki, okuduktan, anladıktan, öğrendikten, bilgi sahibi olduktan sonrası gerisi zaten gelir...
Okumanın-öğrenmenin yolu da, aklını kullanmaktan geçer. Aklını doğru yolda - Allah rızası için - kullanmaktır, ahlâklı olmak. Yoksa aklını kötü yollar için de kullanabilirsin, ki bunun da adı ahlâksızlıktır...
Baktığımızda - ne yazıktır ki - hiç de ahlâkla ilgili olmayan şeyler görüyoruz. Oysa ahlâkı anlatmanın en iyi yolu ''örnek olmak''tır. En ufak bir hareketimizle, bakışımızla, duruşumuzla, soru soruşumuzla, bu sorulara cevap verişimizle, kısacası hal ve tevırlarımızla ne olduğumuzun ortaya çıkışıdır ahlâk. Bu kadar kolay ortaya çıkan bir şey için bu kadar çok konuşulması. ''sözün aldatması'' olarak algılanmalı. Ama nerde..? Hemen herkes ''ahlâk'' ı konuşmakla ahlâklı olduğuna kendini bile inandırmış görünüyor...
İçimizdeki eksiklikleri, çirkinlikleri öncelikle kendimize itiraf etmek, onlarla yüzleşmek ve o yüzleşme doğrultusunda kendimizi geliştirmek, bir arada yaşayacağımız, bir arada yaşamayı öğreneceğimiz bir şeydir ahlâk...
Tek başına ahlâklı olunamaz. Çünkü ahlâklı doğmayız, ahlâkı sonradan içinde yaşadığımız yaşama ortamından öğreniriz. Onun için bir arada yaşarken oluşturduğumuz kişiliğimizin ölçüsüdür ahlâk. Ve bu ölçü, toplumun da ölçüsüdür.
HER GÜNÜNÜZÜN BAYRAM HAVASINDA GEÇMESİ DİLEĞİYLE, -KURBAN- DEĞİL, AMA ŞEKER TADINDA KALIN...