Ne olacak bu yazarların hali / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '07

 
Kategori
Futbol
 

Ne olacak bu yazarların hali

Ne olacak bu yazarların hali
 

“Ne olacak bu memleketin hali” demeyen Türk vatandaşı yoktur herhalde. Bu sorgulama, “memleketi kurtarma” hevesinden çok bir arayışın yakınmasıdır. İster dost meclislerinde ister çok yüksek kademelerde hemen her konu için üretilen bu “üstümüze vazife”lerden hemen hemen herkes sık sık görev almaktadır. Bu “ne olacak” sorgulamamızın veya yakınmamızın sonuna ilave ettiğimiz “ana konu”, halimizden önce bizi hırpalayan ve üzen konularla zaman zaman yer değiştirebilir: “Ne olacak bu futbolun hali”, “ne olacak bu siyasetin hali”, “ne olacak bu demokrasinin hali”, “ne olacak bu anayasanın hali”.

Ne olacak da ne olacak? Uzayıp giden bu “ne olacak”lar, yakınmanın ötesinde yeni hamleler gerektirmektedir.

“Kurtuluş için ne olacak, çare için ne olacak” aşaması, insanlara değişik tavırlar ve yol gösterme hamlelerinin başlamasını sağlarlar. Hal ve gidişten duyulan kaygı, insanlara yeni arayışlar getirtir. Bu arayışlar, hiç şüphesiz ki, yeni tartışmaların da doğmasını sağlar.

2008 Avrupa Futbol Şampiyonası eleme maçları oynayan milli futbol takımımızın oyunundan da, hocasında da memnun olmayanlar vardır. “Ne olacak” arayışlarının içinde yer alan bu soruna çare bulmak, hemen herkesin görevi olmuştur. Okurundan yazarına, seyircisinden, yöneticisine, hocasından oyuncusuna kadar hemen herkes karınca kararınca çareler ortaya atmıştır. Bu çareleri “sözde derde derman olmak için” ortaya atanların usluplarında da farklılıklar olmuştur. Bazıları, Fatih Terim gitsin de ne olursa olsun düşüncesinden başka elde avuçta bir şey olmadan sallamış, bazıları ise, sanki takım içerisindeki taktiği en iyi kendilerinin bildiğinden hareketle “o niye burada oynadı da şurda oynamadı”, “takım kadrosu niye böyle oldu da şöyle olmadı” derken, “ne olacak bu takımın hali”ne kendilerince derman olmaya niyetli asıl amaçlarının dışında “amaçlar beslendiği”, “görünen köy klavuz istemez”den hemen belli olmuştur. Bu “görünen köy klavuz”u kendi düşüncem olarak değil, milli takımımızın hocası Fatih Terim’in tepkisinden belirliyorum:

“Eleştiriye açığız, ancak eleştirinin de bir sınırı var. Malta maçından 4 gün sonra oynayacağımız Macaristan maçı varken, böyle saldırma olmaz. Oyuncularımın halini hiç mi düşünmediniz? Eleştiri öç almaya kadar varırsa, iki kişilik mezar yaptırmanız gereklidir”.

“Şimdi bu tepki doğru mu yanlış mı?” sorusundan önce, yazarların yaptığı eleştirinin doğru mu yanlış mı olduğuna karar vermemiz lâzım. Fatih Terim, haklıdır veya haksızdır demiyorum. Önce şu soruların yanıtlarını verelim diyorum:

1. Yıllarca futbol oynamış ve futbolu bıraktıktan sonra da teknik direktörlük kariyerinde çok çeşitli başarılar yaşamış biri mi, yoksa ayağına yoldan geçerken çocukların oynadığı topun bahçeye kaçmaması için ayağını uzattığı anda ayağı sadece o zaman topa değmiş ve şimdilerde futbol yazarı olmuş biri mi iyi bilir?

2. Takım içindeki oyuncularının bir hafta öncesinde, iki gün öncesinde veya maç günü halini, psikolojik yapısını, o gece iyi uyuyup uyuyamadığından tutun da, ailesinden gelen herhangi bir telefondan veya yediği veya yemediği yemekten etkilendiğini ve maç günü oynayıp oynayamayacağını veya nasıl oynayacağını, yanında olan teknik direktör mü iyi bilir, ayağına tesadüf top değmiş yazar mı iyi bilir?

3. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var mıdır yok mudur? Bu yoğurdu yiyiş şekli, Fatih Terim’i oraya getirirken belli miydi değil miydi?


Saygı, biraz saygı. Mesleğe biraz saygı lütfen. Uzmanlık alanına, eğitime, tecrübeye biraz saygı lütfen. Biri gelse: “hocam bu ders böyle anlatılmaz” dese, “hop” derim hemen. “İçeriğine baktın mı? Bu benim yoğurt yiyişim”.

Futbolda her zaman olabilecek şans faktörü, Macaristan maçında yanımızdaydı, 3-0 yendik İstanbul’da. Bu sefer, takım kaptanı Emre Belözoğlu’nun maçta atılan gollerden sonra basın tribününe yaptığı el kol hareketinin yanlışlığından hareketle, idamı isteniyor. Kim istiyor? Yine aynı yazarlar. Emre Belözoğlu’nun hareketini hiçbir aklı yerinde insan savunmaz. Ancak, 2-2 berabere kalınan Malta maçından sonra yazarların yarattığı psikolojik baskı, bu sonucu yaratmıştır. Belözoğlu da bir insandır, yanlış yapabilir. “Göz önündeki yıldızlar, hele de takım kaptanı yapamaz”mış.

Bal gibi de yapar. Zidane, gibi bir yıldız ve takım kaptanı son maçında rakibine milyonların gözü önünde kafa vurmuşsa, yapar. Film kopmuştur, çünkü insandır. Hatasını sonradan anlamıştır, ama o an kafa vurmuştur. Belözoğlu da hatasını sonradan anlamıştır, özür dilemiştir. Kaldı ki, Zidane’ın maç içindeki faule tepkisidir. Belözoğlu’nunki gibi günlerce öncesinden yaratılan psikolojik faktör değildir. Daha dün, Pascal Nouma sahanın içinde tombala çekmedi mi?

Şimdi ismini vermeyeceğim ama yakından takip edenler hemen anımsayacaklardır, şimdilerde tenisi bırakmış ünlü bir Alman tenisçi, bir markette hırsızlık yaparken yakalandığında şunu söylemiştir: “Ben de insanım, bunu alamayacak gücüm yok değil, ama ben de çalmak istedim. 7 yaşından beri kortlardayım, çocukluğumu yaşayamadım”. Bu ne demektir biliyor musunuz? Anlayana, azıcık insan psikolojisinden anlayana çok şey demektir.

Ne olacak bu futbolumuzun hali, ne olacak bu yazarların hali?

 
Toplam blog
: 135
: 1226
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Öğretim Üyesi. Spor Sosyolojisi, Popüler Kültü..