Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '11

 
Kategori
Siyaset
 

Ne yemin krizi, ne yeni anayasa asıl soru Murat Belge'ye türbanlı kızlar sahip çıkar mı...

Ne yemin krizi, ne yeni anayasa asıl soru Murat Belge'ye türbanlı kızlar sahip çıkar mı...
 

2011 seçimleri sonrası AKP lideri Erdoğan’ın balkon konuşması yandaş/liberal entelektüel çevre tarafından neredeyse demokrasi’nin amentüsü olarak yurdum insanının belleğine kazındı, beklenti yaratıldı…  

Erdoğan’ın diline pelesenk olan milliyetçi söylemin sadece seçim kazanmak uğruna yapıldığına dair yorumlar özellikle liberaller tarafından dillendirildi. Liberallere göre sertlik, milliyetçi söylem seçim meydanlarında kalacak, AKP beyaz bir sayfa açıp hemen yeni anayasa yapmaya koyulacaktı. Öyle ki, daha demokratik bir Türkiye özlemiyle yanıp tutuşan liberaller ve muhafazakâr AKP ittifakı tarihe damga vuracaklardı!  

Doğrusu seçim öncesi televizyon programlarında yaptığı açıklamalardan sonra haksızda sayılmazlardı.  

Seçim sonrası yaşanan gelişmeler ise hesapları altüst etti. 12 Eylül referandumu ile “ileri demokrasi”ye geçilen memleketin “bağımsız yargısı” sanık vekillerin önüne engel koyunca, CHP ve BDP yemin etmedi.  

TBMM tarihinde benzer durumda sanık olan vekiller geçmişte tahliye edilmişlerdi. Osman Bölükbaşı 1957'de vekil seçilince, Sebahat Tuncel’de 2007 seçimlerinden sonra serbest bırakılmıştı.  

Seçim günü akşamı Erdoğan zaferi kesinleştikten sonra, malum balkonda uzun bir konuşma yaptı. Türk dünyasından İslam dünyasına kadar geniş bir perspektif içeren konuşmadan sonra yapılan değerlendirmeler Erdoğan’ın konuşmasının “uzlaşma mesajı” olduğuydu.  

H.Cemal yazısında; “Erdoğan, uzlaşma kapısını açtı. Seçim kampanyası boyunca fena halde ısınmış olan siyasal havayı yumuşatan, soğutan bir üslupla konuştu. Herkesi, Türkiye’nin tümünü kucaklayacaklarını, Türkiye’nin önünde tertemiz bir sayfa açacaklarını, tevazuyu elden bırakmayacaklarını, böbürlenmeyeceklerini belirtti.
Yeni anayasa konusunda Ak Parti’nin parlamento çatısı altında ana muhalefetle, muhalefetle ve sivil toplumla uzlaşma arayacaklarını birçok kez vurguladı ki, bunu özellikle önemsiyorum.
Tayyip Erdoğan eğer ‘balkon konuşması’nı kendisine şiar edinirse, yeni anayasa konusunda gerçekten uzlaşma kapısını zorlarsa, açabilirse ve Kürtler konusunda, Kürt sorunu konusunda duyarlı davranırsa, Türkiye istikrar ve barış yolunda yürür.” diyerek seçim sonrasına umut ile bakıyordu.  

Ama süreç farklı gelişti. KCK davasında tutuklu bulunan BDP’li vekiller ile CHP’den seçilen tutuklu M. Haberal, M. Balbay ve MHP listesinden seçilen E. Alan ile ilgili yargı tahliye kararı vermeyince siyaset iyice ısındı.  

CHP, TBMM’ye geldi ama yemin etmedi.  

BDP, TBMM’yi boykot etti, Diyarbakır’da toplandı.  

Bugün toplanan TBMM yeni meclis başkanını seçiyor. Büyük olasılıkla her devirde vazgeçilmez bir şekilde yerini koruyan Cemil Çiçek iktidar kontenjanından seçilecek. AKP ve MHP oylarıyla seçilerek belirlenecek meclis başkanı üzerine kuşkusuz tartışmalar yapılacaktır, ama biz yine malum balkon konuşması ve uzlaşma umudu üzerine devam edelim.  

Yaşanan süreç gösterdi ki seçim sonrası yapılan balkon konuşmasının içi boşmuş. TBMM’yi krizin gölgesinde çalışmaya mahkûm eden tutuklu vekillerin durumu bir biçimde uzlaşma ile aşılabilir, gerçekten, samimiyetle yeni anayasa yapılması için temsiliyet açısından sorun yaşanmayacağı netleşen TBMM, ülkeye ve topluma rahat nefes aldırabilirdi.  

Olmadı.  

Sorunun çözümü bir tarafa Erdoğan Simav’da yaptığı konuşmada; “Tükürdüklerini yalayacaklar!” diyerek olası uzlaşma ihtimalini de yok etti.  

Şimdi tarafsız gözle seçim günü yapılan balkon konuşmasına ve Erdoğan’ın “Tükürdüklerini yalayacaklar! ”sözüne bir bakın. Bu sözler demokrasiyi içselleştirmiş birisinin söyleyeceği sözler olarak değerlendirilebilir mi?  

İsterseniz balkon konuşmasından daha öncesine, meydanlarda şiddetli söylemlerin sürdüğü propaganda dönemine de gidebiliriz.  

Seçim öncesi Başbakan Erdoğan, bugün yaşanan sorunların çözümüne yönelik, uzun tutukluluk sürelerinden dolayı rahatsızlığını NTV’de katıldığı programda ifade etmişti.  

Nilgün Balkaç’ın “Devam eden davalar var bunlarla ilgili siz de dile getirdiniz tutukluluk sürelerinin artık mahkûmiyet boyutuna ulaşması bir tartışma yaratıyor. Siz seçimlerden sonra tutukluluk süreleriyle ilgili bir düzenlemeye gidileceğinin mesajını verdiniz bu mesajın altında ne var onu nasıl açabiliriz? Bununla birlikte eğer kazandıkları takdirde Cumhuriyet Halk Partisi’nden ve MHP’den milletvekilleri olacak Ergenekon’dan ve KCK’dan gelmesi muhtemel isimler var. Bu Sebahat Tuncel’le başlamış bir süreç hapishaneden TBMM’ye gelinen süreç. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz bireysel olarak görüşünüz nedir?” sorusuna verdiği yanıtta: ”Benim bireysel görüşüm olmaz. Partinin genel başkanıyım ülkenin de başbakanıyım. Burada söyleyeceğim özellikle tutukluluk sürecine yönelik kanaatim ben de bunların süratle bir karara bağlanması, tahliye edilecekse edilsin mahkûm edilecekse edilsin.” demişti.  

Nilgün Balkaç’ın ”Uygulama da bir sorun var?” sorusuna verdiği uzun yanıtın sonunda, “… Özellikle bu ifade ettiğiniz davalarla alâkalı olarak bu işin süratlendirilmesinde çok büyük faydalar olduğunu biz de ifade ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın buna benzer bir ifadesi oldu herhalde daha titiz bu konunun üzerinde duracaklar ya da seçimlerden sonra bir araya gelip oturup, konuşup bu konuyla ilgili ne yapabiliriz, bunların da bir değerlendirmesini yapacağız. Düzenleme gerekirse bunların üzerinde de dururuz.” demişti.  

 

Seçim öncesinde verilen demeçler, AKP’nin seçim kazandığı kesinleştikten sonra yapılan balkon konuşması ve “Tükürdüklerini yalayacaklar” sözlerini alt alta koyunca insan ister istemez hangisi gerçek diye sormadan edemiyor. Ya da hangisi Erdoğan’ın gerçek görüşleri diye sorma ihtiyacı duyuyor.  

Gerçekten cezaya dönüşen uzun tutukluluk sürelerinin “hala deliller toplanamadığı, delilleri karartma gerekçesiyle” sürdürülmesi demokrasi olduğu öne sürülen bir rejimde devam edemez, etmemeli. Aklı ve vicdanı olanların onaylayacağı bir durum değil kuşkusuz.  

Başbakan Erdoğan’da süregelen davaların uzunluğundan rahatsızlığını ifade ettiğine göre aslında sorun demokrasinin olmazsa olmazı; “uzlaşma” ile çözülebilir, bunda kuşku yok.  

Kriz ve bilek güreşi devam ettiğine göre bu sürecin kolay çözüleceğine dair umutları ötelemek en iyisi. AKP yeni anayasa yapma olasılığını, uzlaşmayı lügatinden tamamen çıkardı. Krizleri bol yurdum insanının yarısı memnun olduğuna göre asıl sıkıntıyı liberaller çekecek. Yazıyı ‘komünist’ olduğunu söyleyen Murat Belge’ye bir şey olursa, türbanlı kızlar sahip çıkar mı sorusuyla bitirelim. Anayasa, sanık vekiller ve yemin krizinden daha mühim çünkü.  

 

 
Toplam blog
: 1114
: 827
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..