- Kategori
- Güncel
Neden evetçisiniz?(2)
AKP'li olmadığı halde referandumda evet diyeceklerin savunduğu diğer bir düşünce, 'yetersiz ama evet' yaklaşımı. Bu düşüncede, olumlu şeyler getirildiği eksik vs. olduğu ama yine de bunların doğru ve gerekli olduğu sanısı hakim. Şimdi bu düşünceyi eleştirmeden önce, aynı başlıklı bir önceki bloğun tezini özetliyeyim:
Bir önceki blogda, referandumun partiler üstü olmadığını, AKP'nin bir projesi olduğunu, çünkü hem hazırlanışı açısından ve hem de Erdoğan'ın, bunun daha bir başlangıç olduğunu, referandumda evet çıkarsa, tarihsel bir dönüm noktası olacağını ve esas yapacaklarının bundan sonra başlayacağını söylediğini, ama buna karşılık AKP'li olmayıp bu referanduma partiler üstü diye oy vereceklerini söyleyenlerin durumunun, varolan durumla çeliştiğini söylemiştim.
AKP'li olmayan evetçiler, ben onların ideolojisini benimsemiyorum ama referanduma evet diyeceğim derken, başbakan, 'bu daha başlangıç' diyerek, verilecek evet oylarının kendi ideolojilerini daha da hakim kılmak üzere verileceğini açık etmiş oluyor. Ki zaten gerçek budur. Ben onların ideolojisini benimsemiyorum ama evet diyeceğim demek, evetin, AKP için bir giriş kapısı olduğunu sezememek ve Başbakan'ın bu konudaki söylemini hiç duymamış olmayı gerektirir. Ya da, gerçeğe karşı körleştirilmiş olmayı.
Yetersiz ama evet düşüncesine geri dönersek, buna karşı söylenecek laf şudur: "Yetersiz ve yanlış."
Gerçekten de, yetersiz ama yanlış olmasaydı, hazırlanışındaki tüm anti demokrat süreçlere rağmen, bu pakete evet denebilirdi. Çünkü bir dizi şu ya da bu şekilde olumluluk taşıyan maddeler var.
Ancak bu maddelerden biri öyle bir madde ki, bütün diğer maddelerin şu ya da bu ölçüdeki olumluluğunu ortadan kaldırıyor.
O madde, AYM maddesidir. Bu maddedeki değişiklik ile, AYM'nin oluşumu, doğrudan sivil gücün eline geçiyor. Bu çağdaş demokrasilerin temel ilkesi olan güçler ayrılığına aykırıdır. Şu anki sistemde, komisyonunun çoğunluğunu seçimle gelen yargıçlar oluşturuyor. Yeni sistemde ise AYM cumhurbaşkanı ve hükümet işbirliği içinde, hükümete bağlı bir kuruma dönüşüyor. Üstelik öyle atama yetkileri veriliyor ki, komisyonun çoğunluğunu meslekten yargıçlar bile oluşturmayabiliyor.
Burada denebilir ki, iyi de oraya seçilecek adamlar niye kötü niyetli olsun. Ya da, iyi de cumhurbaşkanını halk seçecek, hükümetin adamının seçileceği ne malum. Bunlar doğru tabi, ama mesele sistemin buna izin verip vermediğidir. Pekala, cumhurbaşkanı hükümetin istediği kişi olabilir, pekala komisyonun çoğunlu hükümetin sempatizanlarından oluşabilir, pekala komisyonda yargıç olmayan kişiler çoğunluğu oluşturabilir ve pekala yargıçlar siyasal davranabilirler.
Bu maddeki değişim ile sadece AKP değil, başka herhangi bir sivil güç de yargıyı kendi iradesine göre şekillendirme imkanını elde ediyor.
Bu madde kendi başına yanlıştır. Önce varolan sisteme bakalım:
Birincisi, komisyonun çoğunluğunu, yargıdan gelenler oluşturuyor. İkincisi, komisyonun çoğunluğunu meslekten yargıçlar oluşturuyor.
Yeni getirilmek istenen sistemde ise cumhurbaşkanı ile yürütmenin birlikte hareket etmesi ile yargıç bile olmayabilecek kişiler kurulda çoğunluğu oluşturuyor. Yargıdan gelen ve yargıç olan kişiler azınlıkta kalıyor.
Referandum paketine yetersiz ama evet diyebilmek için, bu maddenin, ne anlama geldiğini anlamamak gerekir.
Referandum paketinde, bu maddenin dışında hiçbir maddenin özel bir önemi yoktur. Değiştiğinde, varolan politik süreci etkileyecek olan bu AYM değişikliğidir.
Ve eskisinden kötü ve hükümete yargıyı şekillendirme imkanı verdiği için yanlış ve sakattır.
Bu güçler ayrılığını ortadan kaldıran ve Erdoğan gibi, bu değişikliği bir milat olarak gören, ve yargıyı hedef alarak, nerdeyse, millet ile arasında onu bir engel olarak gören bir zihniyet için, bu yanlışlık, aynı zamanda tehlikeli hale geliyor.
O halde şöyle dememiz gerekir; 'yetersiz ama evet' anlayışı, bir manipülasyondur. Doğru olan, 'yetersiz, üstelik yanlış ve tehlikeli' anlayışıdır.