​ Neden Midilli’ye gidilir. 6: Ayvalık… / Gezi - Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mayıs '13

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Neden Midilli’ye gidilir. 6: Ayvalık…

Neden Midilli’ye gidilir. 6:  Ayvalık…
 

cunda.neredakal.com


 17.Mayıs, Cuma günü … Biz hala yollardayız. Sütüven Şelalesini gördük; “Hasan Boğuldu” göletini ziyaret ettik. Kaz Dağlarında cennet gibi vadilerden, dağlardan aşağılara iniyoruz. Edremit, Burhaniye üzerinden Ayvalık’a gideceğiz. Anladığınız gibi, Edremit Körfezi kıyılarını hallaç pamuğu gibi atıyoruz.

Burhaniye , Gömeç arasında yol alırken Rehberimiz , “Soldaki dağlara bakın , orada Atatürk’ü göreceksiniz…” diyor. Gerçekten (deniz tarafına değil, öbür tarafa)  bakınca,  uzakta silüet halinde dağları görüyoruz. Dağların üst kısımları , sanki gökyüzüne bakan bir Atatürk  maskını ortaya koyuyor. Gerçekten benziyor. Sanki Atatürk o dağlara, yatmış, kurtardığı bu ülkenin dağlarından gökyüzünü seyrediyor. Biz de şaşırmış bir halde bu manzarayı görüyoruz, seyrediyoruz… O bölgeden geçenler , biraz dikkatli baksınlar; Atatürk onları görmese bile, onlar Atatürk’ün bir silüetiyle karşılaşacaklardır. Çok şaşırtıcı…

Artık bayağı yorulduk… İncecik, gayet kötü yapılmış dağ ve kıyı yollarında koştura koştura Ayvalık’a doğru yol alıyoruz. Şimdilik, yağmur yaş görmedik… Çok güzel bir hava vardı. Çok sıcak da değildi. Tam bir gezi havası. Ama şimdilik yorulduk işte..

Akşamüstüne doğru Ayvalık’a geliyoruz. Yarın’dan sonra döneceğiz ya… Rehber biletlerimizi almamız için bizi hemen Terminale getiriyor. Gerekli ayarlamaları yapıyoruz ama geri dönüş için ciddi endişelerim var!

Ondan sonra doğru Ayvalık’ın Cunda Adasına gidiyoruz. Cunda Adası eskiden tam bir adaymış ama şimdi pek de öyle değil. Bir genişçe yolla  karaya bağlanmış. Artık ne tam ada, ne de tam bir yarım ada… Ne derler bilmem!

Burada çok dostlarımız, arkadaşlarımız var ama, onları arayacak zamanımız yok. Otobüs , Adanın hemen girişinde, soldaki Otele uğramadan Cunda turuna çıkıyor. Karşıdan ünlü yerleri, binaları, Koç’un restore ettirdikleri kiliseleri görüyoruz… Sonra Adanın merkezi bir yerinde iniyoruz. Çevreyi tanımak, kolaçan etmek için… Tam o sırada, (hiç gelmedi!) dediğim yağmur geliyor ve bir deniz gazinosuna kendimizi atıyoruz ; herkes dondurmasını kahvesini filan ısmarlıyor. Ben de garsona, bir bardak’a üç top sade dondurma koymasını yanında da gazoz getirmesini söylüyorum… Garson istediklerimizi getiriyor. Millet benim ısmarladıklarıma garip garip bakıyor. Dondurmaların üzerine gazozu dökünce, biraz karıştırınca , harika bir İCAT olup çıkıyor. Çok güzel bir şeydir. Benim icadım sayılabilir. Enfesdir. Millet acaip, garip beni seyrediyor… Çok meraklı Yüksel dayanamayıp bir iki yudum alıyor. “Çok değişik bir şey ,” diyor… Öyledir.

Neyse, yağmur diniyor. Biraz turalıyoruz… Fakat görülecek pek fazla bir şey yok. Belki vardır da biz zaman darlığından göremiyoruz. Böyle gezilerde hiçbir zaman kendi istediğini göremezsin, sana ne gösteriyorlarsa onunla yetinmek zorundasın.

Sonra yine arabaya ve Otelimize… Otel oldukça konforlu bir otel. Türkiye bu gibi eserler yönünden epeyce zenginleşti. Daha da güzellerinin olmasını dileriz… Biz otele girerken; çok kalabalık Japon turist gruplarının Otele yerleştiklerini görüyoruz. Her taraf onlarla kaynaşıyor. Ne derler: “Yecüş mecüş milleti mi..?”  Gayet sevimliler ve bir o kadar disiplinli. Rehberlerinin arkasında kuzu gibi ona uyuyorlar. Tahmin ediyorum, bir fabrikanın elemanları olduğu belli. Sonradan sorup, doğru olduğunu görüyoruz.

Hanımla beni taa 7. kata vermişler. Yani çatı katı… Allaha oldukça yakınız. Oda çok güzel. banyo öyle, tertemiz… Balkon kapısını açıyorum… Aman Allahım, Ayvalk’ın , dağların, denizin harika bir panoroması var. Bir de önümüzde  yine harika bir yüzme havuzu. Biraz erken olduğu için henüz havuzda kimse yok… Ama orasının da cıvıl cıvıl kaynaşacağı günler geliyor…

Akşam, müzikli , güzel bir ziyafet var… Canlı müzik var. Japonlar da, biz de müziği dinlerken yemeğimizi yiyoruz. Bu arada espriler gırla gidiyor… Japonlar ise, sessiz , sedasız izliyorlar. Nasıl olsa oyunu deplasmanda oynuyorlar; o bakımdan dikkatliler.

Toplantıdan erken ayrılıyoruz . Yorgunuz… Odamıza çıkıyoruz.

Yorgunluk yatağa yatınca , benden intikamımı alıyor… Ayaklarım kasılıyor… Fena halde kramp geçiriyorum. O durum o kadar çok ağrılı oluyor ki, ağlamamak için kendimi tutuyorum. Hemen bir B vitamini ,bir kas gevşeticisi içiyorum… ayakta duruyorum. Oturunca beter ağrıyor. Neyse 1 saat kadar bu durumda kaldıktan sonra ağrı hafifliyor geçiyor. Ben de uyuyorum. Ama kötü bir uyku. Aslında yarın hiçbir yere gidebileceğimi sanmıyorum ama sabahleyin dim dik uyanıyorum. Demek ki haplar işe yaramış. Bol su içiyorum.

Yeni bir gün başlıyor.  Ne derler :  “Her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah taze bir başlangıçtır. ...” Hadi bakalım öyle olsun.
 


 

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..