Neden şaşırıyorsunuz? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '08

 
Kategori
Siyaset
 

Neden şaşırıyorsunuz?

Neden şaşırıyorsunuz?
 

islam huzur ve barış dini mi yoksa sosyal hayatı düzenleyen bir ideoloji mi?


Şaşırmanızı şaşkınlıkla izliyorum hanımlar beyler…

Eğer şaşkınlığınız kocaman bir şaka değilse ve “mış gibi” yapmanın adetten olduğu coğrafyamızda şaşkın-mış gibi davranmak “trendy” bir durum haline gelmediyse, eğer gerçekten şaşkınsanız… Şaşkınlıklarınız şaşırtıcıdır hanımlar beyler…

Şaşkınlığınız, eğer kötü bir şaka değilse, eğer “mış gibi” yapmıyorsanız, kafa karışıklığınızın ürünüdür sadece.

Şaşkınlığınız, sorunun hayret ettiklerinizde değil, aslında kendinizde olduğunun, kendi durduğunuz zeminin kayganlığının, kendi düşüncelerinizin berraklaşmamış oluşunun göstergesidir olsa olsa…

Eyvah! İslam siyasallaştı ve artık iktidara yürüyor!

Eyvah! İslamcılar artık ülkenin kaderini belirliyor!

Eyvah! Türkiye İran oluyor!

Evet? Ne var şaşacak bunda? Eğer başınızı kuma gömmeseydiniz, Türkiye’de merkez sağ ve merkez solun çökmekte olduğunun yıllardır söylendiğini, 1980’li yıllardan itibaren her bir seçim sonucunun bu yükselişin çanlarını çaldığını fark ederdiniz? Eğer merkez sağda ve merkez solda desteklediğiniz partileri azıcık sorgulasaydınız, bu partilerin adım adım sistemi nasıl çürüttüğünün farkına varsaydınız, siyasetten kaçmak yerine siyaseti yönlendirecek sivil iradeyi oluşturabilseydiniz, gündeminizi bu sorunlar meşgul ediyor olsaydı, şaşırmanıza neden olacak bir “sürprizle de” karşılaşmazdınız…

Merkez partiler sayısız yolsuzluklarla, adam kayırmacılıklarla, sinsi kadrolaşmalarla uğraşırken, her biriniz bundan “nemalanmaya çalışmak” yerine demokrasinin bir ilke ve kurallar rejimi olduğunu vurgulayanlara ve bu çürümenin radikal unsurlara zemin hazırladığı uyarılarına kulak verseydiniz, bugün şaşırmanızı gerektiren bir durum olmazdı…

“Rejimi savunmak adına” ilkesiz, basiretsiz, çapsız sözde “muhalefet” partilerine ve liderlerine toz kondurmayıp, onları eleştirmeyip, dönüştürmeye çalışmayıp ve hatta cezalandırmayıp peşlerinden koşmak yerine, bunlara “artık yeter, aklınızı başınıza devşirin” diyebilseydiniz, bu sonuçlara bu denli şaşırmazdınız…

Düşünce ve ifade özgürlüğünü varolduğu günden bu yana budayan, derin bir alerji ile karşılayan, aydınlarını zindanlarda çürüten, evlatlarını idam sehpalarına gönderen ceberrut bir rejimin körü körüne savunuculuğunu yapmasaydınız, ülkenizin aydınlık kafalı evlatlarını bu denli kolay gözden çıkartıp heba etmeseydiniz, anti komünizm canavarının beyninizi bu denli iğdiş etmesine izin vermeseydiniz, karşınıza çıkan sonuçlara şaşırmazdınız…

SSCB çöktüğünde, duvar yıkıldığında, küresel sermaye adım adım topraklarınızı, evlerinizi, ruhlarınızı ele geçirdiğinde, “kazanan siz mişcesine” muzaffer edalarla “zafer kapitalizmin, komünizm belası yıkıldı” naraları atmak yerine “doğacak derin ideolojik boşluğu şimdi kim dolduracak?” sorusunu sorabilseydiniz, bu tür “makro problemleri”(!) büyüklerinize ihale etmek yerine kendi sorununuz olarak değerlendirip kafa yorsaydınız şaşırmanıza hiç gerek yoktu…

“Tesbih çeken eller tetik çekmez” diyenlerin, “ezan, bayrak, kitap için varız” diyenlerin, “Hira dağı kadar Müslüman, Tanrı dağı kadar Türk” diyenlerin, “Ya Allah, Bismillah, Allahüekber” sloganlarını atanların peşinden gitmeseydiniz, gidenlere dur deseydiniz, dur diyenlerin kırımına seyirci kalmasaydınız… “Kutsallarınızla” olan bağınızı birazcık gevşetebilseydiniz ve bu bağın gözlerinizi kapatmasına izin vermeseydiniz… Şaşırmazdınız…

Oruç tutmadığı için dayak yiyenlere sahip çıksaydınız, Sivas’ta katledilenler bu ülkenin yerini göğünü sarsabilseydi, birazcık demokratik reaksiyon ruhunuz olabilseydi… Şaşırmazdınız…

Evet? Ne var şaşacak bunda? İslamı devletleştiren sözde “laik” sistemi azıcık sorgulayabilseydiniz ve devlet eliyle semirtilen, kayırılan, pompalanan bir dinin, belirli bir noktadan sonra “uslu oturmayacağını”, daha fazlasını talep edeceğini kestirmek bu denli zor muydu?

Eğer İslamın kutsal kitabını mevlitlerde, ramazan programlarında gözyaşlarıyla dinlemek yerine, “meal ve tercümesine” bir göz atıp oradaki “açık ve sarih” emirleri okusaydınız bu denli şaşırmazdınız… İslam’ın yalnızca “uhrevi” bir din değil, dünyevi tezleri de olan, sosyal yaşamı belirlemeye ve düzenlemeye talip olan bir ideoloji olduğunu reddetmeseydiniz ve bu kendinden menkul reddiyenize bir de kendinizi inandırmamış olsaydınız bu denli şaşırmazdınız…

İslam'ın Kutsal kitabını "kafanıza göre yorumlamak" yerine, Çöldeki Bedevi anlasın diye yazılmış bir kitap olduğunu, dolayısıyla açık ve kesin hükümlerin iyi niyetli güncel yorumlara izin vermediğini, en azından herkesin İslam'ı ve kitabını sizin okuduğunuz, sizin anladığınız biçimde anlamak ve yorumlamak zorunda olmadığını kabul edebilseydiniz bu denli şaşırmazdınız..

Söze “yüce dinimiz” diye başlamayıp, başlayanlara da tepki koysaydınız, ramazan Müslümanlığına kendinizi kaptırıp, dini suiistimal eden, 30 kupona Kur’an- Kerim ve Türkçe Meali veren gazetelere, ramazan sayfalarını, menkîbelere, falan feşmekan hocalara ayrılan sayfaları bolca kullananlara “şu an din ticareti yapıyorsunuz, iki gün sonra da laiklik ticareti yaparken yüzünüz kızarmıyor mu?” diye sormayı akıl edebilseydiniz bu denli şaşırmazdınız…

Laikliği baş örtüp baş açmaya indirgemeseydiniz, laikliğin bir düşünme ve yaşam sistemi olduğunu, demokrasinin önüne geçemeyeceğini, hatta laikliğin ancak ve ancak gerçek bir demokratizm ile anlam kazanacağını idrak etseydiniz bu sonuçlara şaşırmazdınız…

İnanç özgürlüğü kadar inanmama özgürlüğünün de kutsal bir hak olduğunu kabul edebilseydiniz şaşırmazdınız…Özgürlük ve demokrasi bilincinin bir bütün olduğunun farkına varabilseydiniz, böyle bir kültürünüz ve böyle bir samimiyetiniz olsaydı ne başını örtene aç deme hakkını kendinizde bulabilirdiniz, ne de zorunlu din derslerine, mahalle baskılarına boyun eğerdiniz… Şaşırmazdınız…

İlkokullara zorunlu din derslerini koyanların, İmam Hatip liselerini mantar gibi çoğaltanların, kürsülerde ayetlerden alıntı yapanların, bu sıralardan yetişen ve “Allah’ın emridir” diye başını örten kızcağızların başından örtüsünü çekmelerinin gerçek bir ahlaksızlık olduğunu fark edecek kadar ahlak sahibi olabilseydiniz, bugün bu denli şaşırmazdınız…

Kesin hüküm ve emirlerden oluşan bir kitabın “aslında ne kadar hoşgörü içerdiğine” kendinizi ve çevrenizdekileri ikna etmeye çalışmasaydınız ve kendi gazınıza gelip bir de buna inanmasaydınız bu denli şaşırmazdınız…

Şaşırıyor musunuz gerçekten, yoksa “mış gibi” mi yapıyorsunuz merak ediyorum doğrusu…

 
Toplam blog
: 24
: 720
Kayıt tarihi
: 19.07.06
 
 

İÜ İletişim Fakültesi'nde lisans ve yüksek lisansımı tamamladım. Milliyet Gazetesi'nde "Varoşlar", "..