​ Neden yoga? / Yoga / Meditasyon / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '16

 
Kategori
Yoga / Meditasyon
 

Neden yoga?

Neden yoga?
 

Yoga neden ilgimizi çeker hiç düşündünüz mü? Özellikle yoğun bir tempo içinde yaşıyorsak, bilgisayar başında çalışıyorsak ve zaman içinde bel ve boyunda sıkıntılar, ağrılar ve fıtık gibi daha ciddi sorunlar baş gösterdiyse yoga ile ilgilenmeye başlarız. Yogayı merak ederiz ve kendimizi ya bir yoga stüdyosunda ya da bir spor tesisinde buluruz. Yogayla ilgilenme sebebimiz tamamen fizikseldir. Fiziksel bir rahatlama, ağrıların dindirilmesi ve düzgün bir postür (duruş)… 
 
Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalar... Zaman geçtikçe yogaya ilgimiz de değişir. Bir süre ara vermeden yoga derslerine katılmaya başladığımızda yoganın fiziksel yararlarının yanında zihinsel ve ruhsal yararlarını da keşfetmeye başlarız. Önceleri hiç hoşlanmadığımız başlangıç meditasyonu ve dersin sonundaki "savasana" (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) zaman içinde bize çok keyifli gelmeye başlar. Zaman geçtikçe yoganın fiziksel faydalarından çok ruhsal ve zihinsel faydalarıyla ilgileniriz. Tüm günün fiziksel ve zihinsel yorgunluğunu yoga derslerinde atar ve tazelenmiş hissederiz. 
 
Bu kadar girizgah neden diye soracak olursanız... Yazılarımda son zamanlarda ne kadar çok "eril enerjiye" ve "yapma" ve "başarma" durumuna odaklandığımı fark ettim ve biraz ruha ve zihne dokunmaya karar verdim diyelim. Ve yazılarıma yapılan yorumlarda ruhsal ve zihinsel rahatlama ve meditasyon hakkında sorularla karşılaştım. En iyisi kendimce ve yapabildiğimce meditasyonu anlatmaya çalışayım dedim. 
 
Diyorum ya... Eğer yoga ile yeni tanıştıysanız en sevmediğiniz şey dersin başındaki meditasyon ve dersin sonundaki "savasana"dır. Genel olarak günlük hayatımızda koşturmaya, acele etmeye ve sürekli bir "yapma" durumunda olmaya alışık olduğumuz için yavaşlamak, duraklamak, sakinleşmek ve durmak bize zor gelir. Aslında dersin başında sessizce oturmak, gözleri kapatmak, nefese odaklanmak ve sakinleşmek kendi içimize dönmek ve rahatlamak için birebir... Nedense yoga derslerine katıldığımızda ve çevremizde tanıdık birileri varsa hemen onlarla sohbete başlar ve öğretmen odayı karartıp bizleri meditasyona hazırlamaya başladığı anda dahi bu sohbeti ve uğultuyu sürdürürüz. Hiç düşündünüz mü neden susamıyoruz? Neden sakince oturup bekleyemiyoruz? Neden kendimizi sürekli sosyalleşmek zorunda hissediyoruz? Çünkü zihin böyle işliyor... Zihin susmak, sakinleşmek, yalnız kalmak istemiyor. Zihin "yaramaz bir çocuk"… Sürekli bir oyuncak istiyor, sürekli oyalanmak istiyor... Böylece daima aktif olacak, daima bir "şeytan" gibi sizi didiklemeye devam edecek ve hep konuşacak... Hep sizi tedirgin edecek.  
 
Halbuki zihninizin sustuğunu bir düşünsenize!... Gözler kapalı, dik bir şekilde oturmuşsunuz ve zihin suskun... Siz sadece nefes alış verişlerinizi gözlemliyorsunuz. Siz sadece omurganızın yukarı kalkıp aşağı inmesini izliyorsunuz. Siz sadece göğüs kafesinizin genişleyip daralmasını fark ediyorsunuz. Yüz hatlarınız yumuşak, kaşların arası yumuşak ve nefeslerin sakinliği ve dinginliği tüm bedene yayıldı... Sadece hayal edin... Hayal ederken bile huzurla doldunuz değil mi?  
 
Bir yandan omurgayı dik tutuyorsunuz ki nefes bedende rahatça ve özgürce dolaşabilsin, bir yandan da yüz hatlarınız ve bedeniniz yumuşak ve rahat... Belki bir an geldi ve nefes alamadığınızı düşündünüz. Nefesler o kadar sessiz ve dinginleşti ki nefes almadığını düşündünüz ve paniklediniz. Hiç paniklemeyin. Nefes kendi doğal akışında... Nefes otonom sinir sisteminin bir parçası olarak alınıp veriliyor. Sadece siz artık fark etmiyorsunuz. Sadece siz o kadar rahatladığınız ki, beden ve zihin o kadar rahatladı ki artık nefesi fark edemiyorsunuz. Ve o nefessiz olarak nitelendirdiğimiz anlar "meditasyon" anları... Evet işte bu! Bir saniye, belki iki, belki üç... Sonra yeniden zihin bizi dürttü ve normal hayatın akışına döndük... 
 
Bir an geldi ve gözlerinizin önünde renkler uçuşuyor. Gökkuşağı renkleri... Sarı, kırmızı, mavi, mor.... Ya da belki geometrik şekiller var kapalı gözlerinizin önünde... Dikdörtgen, kare, daire... Belki de renkler geometrik şekillerle gözlerinizin önünde dolanıyor...  
 
Belki beden aynı şekilde oturmaktan yoruldu ve siz gözlerinizi açmadan oturuş şeklinizi değiştirdiniz. Sırtınızı bir yere dayamak istediniz ya da belki "savasana" gibi uzandınız. Bedensel tepkileri hissediyorsak "an"ı yaşıyoruz ve "an"dayız demektir. Zihin alıp başını gitmemiş demektir.  
 
Belki sadece beş dakika geçti ama yogaya yeni başlamış biriyseniz sizin için bir asırdı bu beş dakika... Ve öğretmenin yönlendirmesiyle açtık gözlerimizi.  
 
Dersin sonunda yine bir meditasyon fakat biraz farklı bir "meditasyon"a geldi sıra. "Savasana" yani derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu... Bilinçli uyku diyebilir miyiz? Belki diyebiliriz. Sırt üstü uzanıp tüm bedeni gevşetip rahatlattık. Bedeni yere doğru ağırlaştırdık. Sanki artık beden bana ait değil. Sanki ben bir kuklayım... Sanki bedenime hükmedemiyorum da o istediğini yapıyor. Yere iyice uzanıyor, yere yerleşiyor ve orada öylece kalakalıyor. Ben sadece nefes miyim? Nefeslerimi fark ediyorum. Nefeslerim gitgide dinginleşiyor. Nefes alıyor ve veriyor muyum? Emin değilim. Sanki bacaklarımdan kollarımdan birileri beni yere doğru ittiriyor. Sanki bedenim yere yapıştı ve ben artık o bedenin içinde değilim. Ruhum özgür mü acaba? Yerde uzanıyorum ama başım mı dönüyor acaba? Kendi eksenim etrafımda mı dönüyorum. Buna benzer bir şey dersin başında öğretmen meditasyonu uzatınca da olmamış mıydı? Zihnime ne oldu? Sürekli beni dürtmeyi bıraktı? Yoruldu galiba. Sustu mu gerçekten? Her şeyi bıraktım, bedenimi bıraktım, zihnimi bıraktım. "Savasana" bedenin, zihnin ve ruhun bir süreliğine ölümü sanki... Her şeyi bırakmak, vazgeçmek, kendimi adamak, tamamen yok olmak, erimek ve geçici bir ölüm... Bilinçli uyku... Bir "yapma" durumu değil bir "olma" durumu...   
 
Ve fiziksel amaçlarla başladığım yoga ruhumun ve zihnimin tedavisi oldu. "Meditasyon" ve "savasana"yı zaman içinde yoga "asana"larından daha çok sevdim. Nefesimi, ruhumu ve zihnimi izlemek... Bedenimi gözlemlemek... Sadece bir seyirci olmak ve dışardan kendime bakmak... Kendimi ne kadar da bilmediğimi ve aslında herkesten çok kendime yabancı olduğumu görmek... Sürekli bir şeyleri "yapmaya odaklanmaktan" "olma halini" unuttuğumu fark etmek, biraz durmak ve "olma" halini deneyimlemek... Sessiz, sakin, dingin, huzurlu, özgür ve "kendimi evimde" hissetmek... 
 
 
Toplam blog
: 201
: 432
Kayıt tarihi
: 08.05.13
 
 

Uluslararası Yoga Alliance onaylı hatha, vinyasa, yin ve prenatal yoga eğitmeni... Hayata bambaşk..