- Kategori
- İnançlar
Nefes

En küçük zakir emre Can.
Alınmadığı zaman sonucu ölümdür.
Doğru alındığında da yaşatır her canlıyı.
Nefes anlamı güçlü bir kelime.
Nefes nefese kaldım.
Nefesini boşuna tüketme.
Bir nefes ver… gibi sözleri çokça kullanırız.
Bazen de “Allahın verdiği nefesi boşuna tüketmeyelim” diye bir söz vardır.
29. Ocak akşamı, nefeslerimizi boşuna harcamadık ve tüketmedik
18 Mart Üniversitesi, Akif Terzioğlu yerleşkesindeki, Truva Kültür Merkezi’ne gittik.
Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinin ”NEFES” adını verdikleri cem’ine katıldık.
“Gecenin tam adı şöyle: ”Kazdağı Tahtacı Türkmenleri Ritüellerinde Nefes Gecesi”
“Ritüel” kelimesinin anlamı şöyle.”gelenek haline gelmiş, törensel davranışlar bütünü”
Daha geniş kapsamlı bir açıklaması da olabilir.
İçimizi, gönlümüzü hoş eden birkaç saatimizi burada harcadık.
Ancak boşuna harcamadık.
*
Kazdağı Tahtacı Türkmenleri bir dernek altında toplanmışlar, yani “cem” etmişler.
Yüzyıllardan bu yana sürüp gelen inanca dayalı geleneklerini, ilk defa bütün insanlara açık olarak sergilemeye başlamışlar.
“Daha önce gizli toplanır, cemlerde ibadetimizi gerçekleştirirdik” diye anlatanlarla konuştum.
Tarihte inançlar üstünde sürekli bir baskı olmuştur. İnanan insanlar, ortadan kaldırılmıştır da, “inançlar asla yok edilememiştir.”
“Kazdağı Tahtacı Türkmenleri Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği” ile ilk defa Eylül 2010 tarihinde tanıştım. Okuluma yeni bir “Atatürk Büstü” yaptırmak istediğimde, Kepez Belediye Başkanı Sayın Dr. Ömer Faruk MUTAN, bir yere telefon etti. Elime bir isim ve telefon numarası verdi. “Git” hocam, “senin derdinin dermanı” orada dedi.
Gittim verilen adrese, “Ali UYANIK” isimli değerli bir arkadaşla tanıştım.
Ali Bey, “Atatürk” dendi mi, ”Mustafa Kemal” dendi mi bizim için, “akan sular durur” deyince, doğru yere geldiğimi anladım.
Büstü yaptık ve 10 Kasım günü açılışını da gerçekleştirdik.
Yani, “Nefesimizi” boşuna harcamadık.
Dernek, 2008 yılında kurulmuş.
Herkes bilir ki Türkmenler, ormancılık yaparak hayatlarını sürdürmüşlerdir hep. Hâlâ daha ormanlarda en zor işleri yapanlar, Türkmenlerdir.
Tarihi bilgilerimde iddialı olmasam da, Kazdağları’na Türkmenleri Fatih Sultan Mehmet getirmiş. İstanbul’un fethi sırasında, Haliç’e indirilen gemilerin üstünde kaydırıldığı ağaçlar Kazdağları’dan kesilmiş. Bu ağaçları kesip İstanbul’a gönderenlerde Kazdağı’ndaki “Tahtacı Türkmenleridir.”
Akdeniz Adana Mersin yöresinden gelen Türkmenler, Balıkesir ve Çanakkale yöresinde Kazdağı’nın etrafında çeşitli yerleşim yerlerinde yaşamaktalar ve geleneklerini sürdürmektedirler. İnançlarına da bağlı bir yapıda herkesin gözü önündedirler.
Herkesin dilinden düşürmediği bir dörtlük vardır.
Yunus Emre söylemiş.
“elif okudum ötürü
pazar eyledim götürü
yaradılanı severim
yaradandan ötürü”
Herkes bu sözün etrafında dolaşırda içine girmez. Yüklendiği anlamı anlamak ve uygulamak istemez.
Önemli olan bu dörtlüğün yüklendiği anlamı özde bulmak ve yaşamaktır.
İşte, bu Alevi inancının içine girdik, 29 Ocak gecesi.
Nefeslerimizi tuttuk. Çanakkale yöresindeki “sazandar ve zakirlerin” nefeslerini yüreğimizde hissetmeye çalıştık.
Hemen burada belirteyim.
Sunucu Gökhan BAYRAM’ı çok beğendim. Çanakkale’de böyle sunum yapan bir arkadaşın olması beni mutlu etti.
Şimdi, ben ilk defa böyle bir cem’e katıldım. İşleyiş şeklini ve kurallarını burada öğrendim.
Sunucu takdimleri yaparken bazı kelimelere takılı kaldım. Alevi-Bektaşi inancı içinde bilmediğimiz birçok kelime olsa da birkaçının anlamlarını size yazayım.
Cem: Toplanma bir araya gelme.
Dede: Ehlibeyt soyundan gelen dini lider. Cemleri yönetir. Diğer kademeleri
, Pir, Mürşit, Rehber…
Can: İnsanın kendi varlığı, bütün insanlar. İç ve dış anlamları çok geniş. Canlar, dostlar… Tarikat kardeşi
Sazandar: Cemi yürüten birçok nefesi(deyiş semah) bilen çalıp söyleyen kişi.
Zakir: İslam’ın 12 imam içinde yer alan, cem içinde deyişleri saz ile söyleyen, çekirdekten yetişen sözlü anlatım ve aktarma yapan ozanlar.
Net olarak şunu da belirtelim.
“Alevilikte Allahtan başka tanrı yoktur.”
Bir yazısında Alevilerin Müslüman olmadığını iddia eden birisine “Yavuz Bülent Bakiler” şöyle cevap vermiştir.
“Vallahi de billahi de Aleviler müslümandır.”
*
*
Katılım sayısı iyiydi.
Vali yardımcısı, akademisyenler, belediye başkanları vardı
Çanakkale’den, İzmir’den, Kepez’den, Bayramiç’ten, Ayvacık’tan, Küçükkuyu’dan ve köylerden gelenler vardı.
18 Mart üniversitesi destek vermişti.
*
Cem’in açılışında öğretmen Gül UYANIK, Alevi Bektaşi inancı içinde, nefesleri okunan yedi ulu ozandan bahsetti. “Nefes” teması üzerinde durarak açıklamalar yaptı. Kazdağı Tahtacı Türkmenlerince okunan nefeslerin özellikle “Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet’e” bağlandığını anlattı.
Bu üç ozanın nefesleri bu gün hala dinlenmektedir.
Alevi olmayanlar, türkü gibi dinlemektedir bu nefesleri. Nefeslerin içeriklerine bakıldığında “insan olarak” ders almamız gereken birçok şeyi bulabiliriz.
Gül UYANIK açıklamalarını yaparken, Ercan Kedioğlu adlı arkadaş bağlamasıyla anlatıma güç kattı.
*
Dönelim Dede, sazandar ve zakirlere.
Ayvacık Güzelköy’den gelen Dede İsmail İPKİN yönetti “Nefes” programını.
“Nefesler” üç bölümde icra edildi
Birinci bölüm:
”İkrar.”
İkrar; yemin demek.
Temel anlamı ise, ”Allahın varlığına birliğine inanmak.” O yeminin temel yapısını özetleyen cümle de şöyle; ”Eline, beline, diline sahip olmak.”
İkrar nefesinde, sazandar ve zakir Mustafa Dayı şöyle dedi.
“Küçükken geldiler bizi yılmaya.
Derini yüzüp kökünden sökmeye.
Çalışır imansızlar ikrarını yutmaya.
Bir ikrar beklerim be Dünyada.”
İkinci Bölüm:
“Kurban Nefesleri.”
Bu nefeslerde “Kurban Kesme” inanışı anlatılmaktadır. Kurban Nefesleri genellikle “Şah İsmail’e” bağlanıyor.
“Musahip olmak” diye bir söz var. Anlamı, “ahret kardeşi olmak” demek ve bu durumda Hz. Muhammet ile Hz. Ali arasındaki muhabbet ve bağlılığı ifade ediyor.
Sazandar Zakir Veli CAN’da şöyle söyledi.
“Dinleyin erenler Ali’nin ününü.
Koyun Ali’ye dönmüş yönünü.
Tercümen kesilen koyunun kanını
Olur olmaz yere akıtmayın dediler.”
*
Semahlar
Alevi Bektaşi inancının önemli bir bölümü. Kadın ve erkek birlikte semah tutuyorlar. Semahın özü Kırklara bağlanıyor. Semah sırasında sağ elin içi havaya açık, “Haktan almayı” ifade ediyor. Sol elin içi yere bakıyor, ”Halka Vermeyi” ifade ediyor. Semahlar Evrene, Allaha ve insana yönelik olarak bu kültürün içinde yer almaktadır. Bir ibadet şeklidir, alkışlanmaz.
Bu açıklamalar sonucunda, Bayramiç Koşuburnu köyü’nden Meryem-Yusuf Gümüş ve Ali-Elif Örnek çiftleri SEMAH gösterisi sundular.
Semahlar bağlama ile çalınır ve söylenir. İlgilenenler bulup dinleyebilirler. Semahların sözlerinde çok derin ifadeler vardır. Bir semahın bir dörtlüğü beş yüz sayfalık bir kitaba eş değer olabilir. Sözün kuvveti semahlarda, deyişlerde kısacası nefeslerde kendisini alabildiğince gösterir.
Açılış bölümünde, Çiftlikdere Köyü’nden gelen14 yaşındaki Emre, “Armutağacı Semahını” bağlaması ile eslendirdi.
Üçüncü Bölüm;
“Hak Nefesleri.”
Gündüz kurban adını da taşırlar. Tahtacı Türkmenlerinde başka bir kurban türü olarak Dışarı Kurbanlar olarak ta bilinmektedir.
Sazandar ve zakir Mustafa Dayı şöyle söyledi
“Erenler veliler kırklar yediler
Yarelerin bizdedir İmam Hüseyin.
Hak için canını kurban eyleyen
Yarelerin bizdedir imam Hüseyin.”
Dördüncü Bölüm:
Bir tahtacı Türkmeni’nin ölmesi, ruhun “Hakka yürümesi” anlamına geliyor. Haktan geldik, Hakka yürüyoruz düşüncesi geçerlidir. Bir tahtacı öldüğünde, yani Hakka yürüdüğünde dede ölen kişiye erkanını okur. Sazandarlar, 3 ölüm nefesi okur Yıkama duası okunur. Defin yapılır.
Alevi kültürü inancı hakkında bilgisi olmayanlar bu durumu merak ederler. Açıklaması böyle.
Bu gecede öğrendim dinledim.
Ölüm erkanı şöyle.
“Bismi Şah Allah Allah- haldir hal-Yoldur yol-Yürübe Allahın kulu-Gittiğin cennet evi-Daldığın ahret gölü-Mükerrem evvel Mükerrem sani-Benim elim değil Şah ustanın eli(üç kez)”
Sazandar ve zakir Ali Yavaş şöyle okudu, Ölüm Nefesini.
“Aşağıdan gelir acem kokusu
Çırpınır çırpınır ağlardı anası
Ölüm dediği iç acısı
Var git ölüm neyin kaldı bizde.”
*
Cem’i yürüten dede tarafından “Yıkama Duası” okundu.
“Yatan oturan” kapanış duası okundu
Cem’in sonunda sazandarlara hayırlı-hizmet Duası okundu..
“sazandar ölüye de diriye de lazımdır…
Bismi Şah Allah Allah
Hizmetler kabul ola
Murazlara kabul ola
Hizmetlerinden şefaat bula
Dil bizden söz Bilal- Habeş’ten ola
Hak Muhammet Ali yardımcımız ola
Gerçeğe hü
Mümine ya Ali.”
*
Bu gecede gördüğüm, “sazandarlar ve Zakirler.”
Kazdağları’nda alınterini akıtıp, ekmeğini elde ederken ağaçların arasında kışta yağmurda ayazda.
Bir ağacın kuru gövdesinden ve dalından yaptığı bağlaması ile yakalamış, Hakkın Hefesini.
Nefeslerine, insan olmanın bütün güzelliklerini yüklemiş.
Yükü altın değil, gümüş değil.
Sevgi yükünü, muhabbet yükünü yüklemiş sırtına.
Nasırlı parmaklarını gezdirirken bağlamanın perdesinde, balta tutan eliyle de ezgilerin teline dokunmuş incitmeden.
İncitmeden telleri
İncitmeden, kuruda olsa bir ağaç dalını.
İnsanı incitmeden.
Yaradılanı sevmiş yaradandan ötürü.
Hacı Bektaş gibi, Yunus gibi bilgelerin peşine düşmüş.
Karacaoğlan gibi sevdaların peşine düşmüş.
Şah Hatayi olmuş.
Ruhsati olmuş.
Nesimi olmuş.
Kul Himmetim demiş.
Yakın zamana gelmiş.
Nesimi Çimen olmuş.
Mahsuni Şerif olmuş.
Ali Ekber olmuş.
Hasret Gültekin olmuş.
İnsan olmuş.
İnsanı insan bilmiş.
Sevgileri çoğaltmış.
Elinde tek gücü bağlaması, dilinde sözü.
Bu yolun yolcusu ulu ozanlara, canlara insanlara selam göndermiş.
Kurda kuşa türküler yazmış.
Turnalara yüklemiş hasretini.
Bülbülün sevdasına yanmış.
Güllere dökmüş derdini…
İnsan gibi insan olmuş.
*
Deliktaşlı Ruhsati ne demiş.
“Gördüm iki kişi mezar deşiyor.
Gam gasavet gelmiş boydan aşıyor
Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor.
Gel de bu rüyayı yor deli gönül.”
Yoralım canlar, her şeyi hayra yoralım. Nefsimizin kurbanı olmayalım.
Ben Şuayip ODABAŞI, acemi ozan diyorum ki.
“Ben insanı insan gördüm.
Hiç yüzümü dönmedim.
Derman arayan mazluma
Hiç sırtımı dönmedim.”
Yüzünüzü insana dönün dostlar, bir selamı çok görmeyin her insana.
Veysel’in dediği gibi, ”uzun ince bir yolda gidiyoruz.”
Sağınızda ve solunuzda, arkanızda ve önünüzde insanlar olsun.
“Bir ihtiyarın gözünü silecek eliniz.
Bir çocuğu güldürecek diliniz” olsun.
Muhabbetiniz bol olsun.
“Nefesiniz” daim olsun.