Nerde o eski bayramlar / Bayramlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '09

 
Kategori
Bayramlar
 

Nerde o eski bayramlar

Nerde o eski bayramlar
 

“Nerde o eski Ramazanlar”dan “nerde o eski bayramlar” lafzına terfi etmek istiyorum. Eskiye duyulan özlemin altta yatan psikolojik ve sosyolojik sebeplerinden girip, toplumların modern çağdaki yozlaşmalarından ve duyarsızlaşmalarından bahis açacak değilim. Aslında açsam iyi de giderdi ama ve lakin o kadar entelektüel takılmak istemiyorum :)

Son zamanlarda her ne hikmettir bilemiyorum, bu lafa kıl olmaya başladım. Aslında “Nerde o eski bilmemneler” diye başlayan her lafa karşı bu hissiyatım. Geçmişe özlem duyulmasına bir lafım olmaz, hatta buna sevinirim bile. Çünkü geçmişe değer vermeyenler geleceğe de değer veremez. Geçmişi ile barışık olmayanlar da geleceğine küs giderler. Ancak geçmişe bu şekilde özlem duyulmasına ve dar bir açıdan bakılarak yapılan değerlendirmenin neticesinde bu lafın edilmesine sinir oluyorum.

Bu üstü kapalı anlatımlarla meramımı anlatamadığımın farkındayım. Kısaca açayım. Geçmişe bakmaya, geçmişi özlemeye, geçmişe saygı duymaya ve buna benzer güzel eylemlere sözümüz yok. Olamaz da. Ancak geçmişi putlaştırıp şimdiyi ve geleceği töhmet altına bırakma yolu ile bunu dile getirmeye hayır! Geçmişin yararlı-zararlı demeden her şeyine sulu gözlerle bakarak geleceği ve dahi günümüzü prangalara mahkum etmeye hayır!

Misal geçmişte alkol yahut kumar alışkanlığı olan ancak şimdi o kötü alışkanlığından kurtulmuş olan birinin “nerde o eski günler, ne güzel içip-s..ardık” demesi ne kadar makul ve mantıklı ise; geçmişteki kimi yanlış uygulamalara ve bidatlere özlem duymak da o kadar makul ve mantıklıdır. Bu lafımdan eski bayramlar bidatler içeriyordu, yanlış uygulamalar içeriyordu anlamayınız. Lafım o değildir.

Bayramlar güzeldir. Güzel kalmalıdır. Güzel de kalacaktır zaten. Ancak geçmişteki bayramlara takılıp, bozuk plak gibi “nerde o eski, nerde o eski” diye tekrarlamanın da âlemi yok. Her devrin kendine özgü şartları vardır ve o şartlar dâhilinde bayramlar, seyranlar kutlanır. Misal eskiden televizyon eğlencesi olmadığından sokak eğlenceleri, park organizasyonları gibi toplu kutlamalara ağırlık verilirmiş. Yine eskiden tatil ihtiyacı diye bir kavram olmadığından bayramlarda günler uzun gelirmiş, olabildiğince gezilirmiş. Ancak günümüzde hızlı yaşam, zor hayat koşulları, dinlenme ihtiyacı gibi durumlar kutlamanın şeklini haliyle birazcık değiştirebilir. Televizyon izleyen bir insan değilimdir, ama televizyon izlenmesine karşı da çıkmam. Haftada iki saat TV izlemek bana yetebilir ama Ayşe Teyze daha fazla da izleyebilir. Kadıncağıza kalk illa ki sokaktaki eğlenceye katıl diyemezsin :)))

El öpenlere mendil verilirmiş… Şimdi o mendilleri kullanan var mı? Bunu dile getirmenin sana faydası ne, bana faydası ne? Bayram ziyareti yapılsın, küçükler büyüklerin ellerini öpsün, bir toplumsal kaynaşma vesilesi olan bayramlar en güzel şekliyle kutlansın, amenna. Ama artık ikide bir eski-eski lafına girmeyelim rica edeceğim. Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı demişler. Eski eskide kaldı, yeniye bakmak lazım artık… Ne demiş Hz. Mevlana? “Dünle beraber gitti, ne kadar söz varsa düne ait, cancağızım. Bugün artık yeni şeyler söylemek lazım.” Artık önümüze bakalım. Günümüz şartlarında bayramları en güzel nasıl kutlayabiliriz onun planlamasını yapalım. Bunu değerlendirelim.

İsteyen tatiline gitsin, dinlensin, dinç olarak iş hayatına geri dönsün. Dönsün ki alsın-versin, ekonomiye can versin. İsteyen sıla-i rahim yapsın, eş-dost-akraba gezsin, el öpsün. İsteyen çocuk bayram harçlığı biriktirsin, isteyen sokakta oynasın. İsteyen istediği gibi eğlensin. İsteyen tiyatroya gitsin, isteyen Hacivat-karagöz izlesin, isteyen de vizyona giren son filmi. İsteyen elini öpen miniklere mendil dağıtsın, isteyen para versin, isteyen de şeker versin. İsteyen istediği gibi kutlasın…

Hülasa lafım yeniyi beğenmeyen, yeniye burun kıvıran zevatadır. Bu duygularla “nerde o eski” diyenleredir. Yoksa eskiyi özleyenlere saygım sonsuzdur. Eskiyi özleyip, yad edeceğiz elbet. Ama yeniye b.k atmadan :)

Bu kadar lafı etikten sonra ben ne yapacağım? Mesleğimiz icabı arefe günü ve bayramın birinci günü nöbet tuttuktan sonra ikinci gün sıla-i rahim yaparak büyüklerimi ziyaret edeceğim, ellerini öperek hayır dualarını alacağım(para alacak yaşı geçtik, çocuklara hediyeler vereceğim, para dağıtacağım:)))), o güzel tatlılardan yiyeceğim (Allah izin verirse)… Eğer ziyaretlerden vakit bulabilirsem evime gidip zevce hazretleri ile birlikte birkaç saat de olsa TV keyfi yapacağım, televizyon karşısında miskinlik yapacağım(Haftalık iki saat hakkım vardı, bu haftanın hakkını bayrama sakladım:))))…

Velhasıl bu vesileyle herkesin Ramazan Bayramını (isteyenin de Şeker Bayramını) can-ı gönülden tebrik eder, Cenab-ı Hakk’tan daha nice bayramlara milletçe birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde erişmemizi ve bayramlarımızı huzur ve neşe içerisinde geçirmemizi niyaz ederim. Sağlıcakla…

Murat HACIOĞLU
20 Eylül 2009

 
Toplam blog
: 656
: 1708
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..