​ Ney / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

05 Nisan '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Ney

Ney
 

Rüzgar, suya elinizi daldırıp boydan boya gezdirdiğiniz gibi veya bir buğday ambarında avuçlarınızdan kayan taneler gibi öbek öbek estiğinde, sazlıkların sarı saçları savrulur, eşsiz melodiyle dans ederler.

Aynı sazlıkların hemen diplerine kuşlar evimiz derler. Seher yeli yeni bir dans için sazlıkları uyandırdığında üç tane yavrusunu peşine takan anne yeşil başlı gövel ördek, bir prenses gibi asil başıyla yüzerken sanki “dünya benim için var “der. Güzelim ülkemin herhangi bir ırmağının, herhangi bir gölünde geçen bir hikaye...

“Bak” der ermiş hırkasını giyenler, “cümle alem ateştendir, neyi dinle ; sana ayrılık hikayesini anlatacak...” Nazım baba Mevlana’ya birkaç kelam gönderirken düşünmüş olmalı; ney sesinin; bir avuç zamanın parmaklarınızın arasından kayıp suya dökülen buğday tanelerinin çıkardığı huzur dolu seslere benzediğini.

Ayrılıklar yaşayan koca şairin sırtını; göremediği sırtını anlatırdı Mevlana'nın dizeleri;

“Dinle neyden kim hikayet etmede

Ayrılıklardan şikayet etmede”

Neymiydi yoksa neyzenmiydi ayrılık hüzünlerini ağıda dönüştüren bilinmez…

Ney sazlıklarda yetişen kargıdan yapılır.

üç ay bekler kurutulur,

dokuz ay daha geçecek esintide

boğum boğum geçmiş zaman

her bir boğumu bir hikaye..

Bir seher vakti, seher yeli eserken, suyun üzerinde halkalar bırakır. Her boynunu eğdiğinde sazlıklar, sudaki rüzgarın yazdıklarını okurlar. Kayıverip giden halkaları görmeyenler bir ilerdeki dansa bakarlar. Yaşlı sazlar o yüzden hep dikkatli eğilirler suya, suya yazılanlarda gözleri...

Beklenen haber değildir akan rüzgar zamanından, sudaki raksıdır; birazdan bitecek, başlayacak yakıcı güneş, ondandır sarı saçları sazların. Enselerini sarartanların hikayesidir neyin söylediği.

Ustanın elinde kargı, boğumlarına sakladığı hikayelerini anlatmaya başladığında, adı artık neydir. Uzaktaki duyar sesini söylenir; “nasıl bir hüzün üflerki ciğerime dokunur?”

Ney, koparılıp getirildiği yeni topraklarda topraksız, rüzgarsız,

hepsinden acısı sabahları raks ettiği seher yeline hasret

başlar hüzünlü türküsüne...Başlar anlatmaya; saçlarını okşayan sarı güneşi, güneşin sarı elinden bulaşan sarı saçlarını, serin sularında ayaklarını, her göç gelişi anlattığı hikayerde kuşları, ay ışığındaki sessizliği, ay poyrazlarında korkularını, balıkların ayaklarını gıdıklayışlarını, ama en çok yeşil başlı gövel ördekleri...

"Neden kopardınız beni oralardan" demez, "benim geldiğim yerler" der, "benim geldiğim yerlerde seher yeli..."

Bir gün derse eğer "neden kopardınız beni oralardan?" artık ney susar, ayrılıklardan şikayed etmeyi bırakır.

Neyzen zorlar onu, hikayesini ister, karnını açar, bakar, sorar; "anlat ney, neler gördün yaşadın?"

Acı, yumuşak bir ipek gibi, ateşten hırkaya su serper, her suda alevlenir ateş, ruh pişer, alevler serin bir seher yelidir.

Ney susar neyzendir artık konuşan,

tüm evrenin müziğini çalar bağdaş kurmuş zaman gibi oturan...

Yarım söz dudakta, ruhu üfler kurumuş kargının içine. Kururken hep dik, çalarken çeyrek sola; kayıp gitmiş rüzgarların ruhlarını çağırır; yıkadığı öptüğü konakladığı değdiği ağaçları, toprağı, kuşları, denizi, gölleri, ırmakları, sazlıkları anlatır yel...

Bir tek onun sesini olduğu gibi dinler, kelam eder Anadolu.

Anadolu köylüsü hayatın tüm seslerine başkaldırır oysa. Boğum boğum geçen zamanda ona düşen kaç zamanda güleceğinin azlığını bilir; bilir acının her boğumda artacağını. "Acıyı bal eylerim" der, o zaman.

Ondandır anadolu köylüsünün acı sözlü türkülerle coşup oynaması.

Ondandır, hayatın tüm seslerine başkaldırısı.

Gurbete Gidişimdir (Oy Na Na Na)

Gonca Gül Derişimdir (Oy Na Na Na)

Eğil Eğil Öpeyim (Oy Na Na Na)

Belki Son Görüşümdür (Oy Na Na Na)

Sonra "dere boyu saz olur" der bu türkü. Şair "giden değil, kalan terkeder" dediğinde buralara ulaşmaz sözleri. Bu topraklarda doğanlar asla birbirlerini terk etmezler. Binlerce yıllar bir mum gibi eritip rüzgara sıcak bir sıvıyken damla damla serpti bu topraklara bizi zaman...

ney çalar, üfler ruhun ateşini,

semazenin yukarıdaki eli götürür sesi

şahikalardan serinlik serper toprağa,

diğer eli...

 
Toplam blog
: 470
: 551
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..